"3 F" Formülü Üzerine Kaynak : 17.07.2008 - Cumhuriyet Gazetesi
|  Yazdır
Portekiz diktatörü Antonio de Oliveira Salazar, otoriter yönetimini nasıl sürdürebildiğini, halkı 30 küsur yıl nasıl meşgul ederek uyuttuğunu "3F" formülü ile açıklar. Geçenlerde iki gazetenin iki köşe yazısında bu konuya değinilirken 3F'nin açılımı "Fado, Fiesta, Futbol" olarak veriliyordu. Türkiye'deki açıklamalar çoğu kez bu doğrultuda oluyor. Oysa işin doğrusu, biraz farklı: Yabancı kaynaklarda, Salazar'ın "3F" formülünde "fiesta"nın yerinde "Fatima" var. Bizim internet yorumlarında F'lerden biri zaman zaman "faşizm", "faiz", "fuhuş" bile olabiliyor.

Gelelim işin gerçeğine… Formüldeki 3F'den birincisi Fado, Portekizlilerin çok tutkun oldukları bir çeşit arabesk müziktir. "Kader" anlamına gelen fado, 19. yy başlarından beri hüznü, acıları, düşkırıklıklarını dile getirir.

İkinci "F", Fatima'nın ilk harfidir ve dinsel bir efsaneyle ilgilidir. Efsaneye göre, 13 Mayıs 1917'de başkent Lizbon yakınlarındaki Fatima adlı bir köyde Meryem Ana'nın üç köylü çocuğa göründüğü iddia edilir. Çocuklar, kendisini "Tespihli Kadın" olarak tanıtan bir kadınla karşılaşmışlardır. Bu karşılaşma, izleyen her ayın 13'ünde yinelenir. 13 Ekim 1917'de de Fatima'da toplanan yaklaşık 70 bin kişilik bir kalabalık "Tespihli Kadın"ın üç çocuğa yine görünmesinin ardından, söylendiğine göre, mucizevi bir güneş olayına tanık olur.

Başlangıçta bu öyküye inanmayan kilise 1930'da Meryem Ana'nın çocuklara göründüğünü kabul eder, ardından da Papa burayı ziyaret eden hacıların günahlarının bağışlanacağını açıklar.

"Tespihli Kadın"ın ilk görünüşünün 50. yıldönümü olan 13 Mayıs 1967'de yaklaşık 1 milyon kişi hacı olmak üzere Fatima'da toplanmış ve orada, VI. Pauleus'un yönettiği bir ayin düzenlenmiş. Bu yılların bir bölümü Salazar yönetimi yıllarıdır. Fatima öyküsü, toplumların dinsel söylencelerle nasıl yönlendirilebileceğini gösteriyor.
Futbol ise Salazar için, halkı uyutarak denetim altında tutmanın üçüncü yoludur. Lizbon stadını yaptırmak üzere emir verirken, "Bana, on binlerce insanı uyutabileceğim bir beşlik yapın" dediği söylenir.

Futbolun toplum üzerindeki etkisi çok büyük. Son Euro 2008 şampiyonası bunun en iyi göstergelerinden biri oldu. Bütün dünyanın ilgisi oraya odaklanmıştı. Yarışa katılan ülkelerde ise bütün dertler unutuldu, en önemli konular bile gündem dışı kaldı.

Medya da reyting ve tiraj uğruna doğal olarak futbola olan ilgiyi her fırsatta daha da artırmak istiyor. Böylece futbol, bütün sporların önündeki yerini koruyor. Sonuç: Varsa Futbol, yoksa Futbol…

Salazar'ın formülleri diktatörler için iyi bir yol gösterici gibi... Demek ki, diktatörlüğe özenen kişi müzik türünden bir tutkuyu, dinsel zayıflıkları ve futbolu kullanarak halkı afyonlayabiliyor.

Ayrıca, futbolun, 20. yüzyılda totaliter rejimlere sahne olan ülkelerde daha çok gelişmiş olması yalnızca bir rastlantı mıdır acaba?