Son zamanlarda tuhaf olaylar oluyor ülkemizde. Pazar günü Cumhuriyet’te Oktay Akbal şunları yazıyordu: “TBMM’de gırtlak gırtlağa kavgalar! Olur böyle şeyler diyeceksiniz. İki Sağlık Bakanı birbirine girmiş. ‘Gel ulan gel’ bağrışmaları. Ülkenin, halkın sağlık sorunlarını çözecek bakan, ceketi sıyırıp yumruklarını sallamış!..”
Yine aynı gün Milliyet’in bir haberi… Başlığı: “Kavga edecekler maçlara gitsin.” DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk partisinin gençlik kolları toplantısında, TBMM’nin vakarını koruması gerektiğini belirterek, “Halkın önünde kavgalarıyla, gürültüleriyle, küfürleriyle ve bir başbakanın yönlendirdiği iç tartışmalarıyla parlamento itibar kaybederse halkın desteğini yitirir. Bir futbol takımının taraftarları arasındaki tartışma gibi savaşılmasını, kavga edilmesini, küfredilmesini, tekme atılmasını TBMM’ye yakıştıramadım. Eğer kavga etmek istiyorlarsa maçlara gitsinler, tribünlerde kavga etsinler” demiş.
Bu nasıl bir anlayıştır? TBMM’nin eski başkanı savaşmak, kavga etmek, küfretmek, tekme atmak isteyenleri Meclis’e yakıştırmıyor, maçlara, tribünlere davet ediyor. Stat terörünü körükleyebilecek bu söylemi ben de kendisine yakıştıramadığımı, Cindoruk’un saygın kişiliğiyle bağdaştıramadığımı belirtmeliyim.Yine aynı gün Cumhuriyet Pazar’daki röportajında Kadir İnanır, “Politikanın içinde aktif olarak yer almayı düşünüyor musunuz?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Yaptığımız da siyaset aslında… Çektiğim filmlerin senaryoların içinde boş laflar yoktur…” “Ama aktif siyaset yapmamı istiyorsanız, benimle beraber bu kavgayı verecek en az 100 parlamenter isterim. Hangi siyasi partiden olursa olsun.”