Boğaz’ın İncisi Galatasaray Adası Kaynak : 21.09.2017 - GS Düşünce Derneği Dergisi | Yazdır

Boğaziçi’nin tek adası olan Galatasaray Adası’nın öyküsü ilginçtir. Çocukluğumuzda, Kuruçeşme’de şehir hatları vapurlarına kömür veren “Kömür Adası” diye bildiğimiz ada, 1957 yılında “Galatasaray Adası” olmuştu.

Galatasaray Spor Kulübü’nün, Bebek iskelesinin yakınında deniz kenarında yer alan Denizcilik Tesisi, İstanbul’da 1956’da başlayan ünlü Menderes İmarı kapsamında zorunlu olarak kaldırılmak üzeredir. Bu durum karşısında, yıkımın yaklaştığını gören kulüp yöneticileri, tesislere yeni bir yer bulabilmek üzere arayışa girişirler ve o arayış sırasında, Kuruçeşme Kömür Adası’nın bir aileye ait olduğu öğrenilir. Aile bireyleri ile varılan anlaşma sonucunda satın alınan Ada, böylece Galatasaray’ın tapulu mülkü olur.

O sıralarda şehir hatları vapurları artık, kömür yerine akaryakıt kullanır hale gelince, adanın o işlevi de ortadan kalkmış bulunuyordu.

Adayı Kulübe satanlar Balyan ailesinin varisleri… Balyanlar, Osmanlı Devleti’nin son döneminde, yetiştirdiği mimar ve müteahhitlerle Osmanlı Sarayı’na birçok yapıyla dört kuşak hizmet etmiş, Kayseri kökenli bir Ermeni aile… Ailenin, Saray’a yıllarca yaptığı hizmetlerden dolayı yüklü bir alacağı birikmiş. Aile adına, Osmanlı Devleti’nin son Başmimarı olan Sarkis Balyan (1) Padişah’tan ödeme konusunda dilekte bulunmuş… Ne var ki devletin, aşırı borçlanma nedeniyle içinde bulunduğu büyük ekonomik güçlükler dolayısıyla bu borcu ödeyecek gücü yok. O nedenle Padişah 2.Abdülhamid borca karşılık bir gayrimenkul vermeyi önermiş Sarkis Balyan’a. İşte Kuruçeşme’deki ada o sırada gündeme gelmiş. Sonuçta Ada, borca karşılık olarak tapusu da verilmek suretiyle 1880 yılında Sarkis Balyan’a devredilmiş. (2)

Sarkis Balyan 1881 yılında orada kendisi için, mütevazı boyutlarda bir ev yapmış ve adanın çevresini bir duvarla kuşatmış. Ada, o tarihten itibaren de Sarkis Bey Adası olarak anılmaya başlamış. Sarkis Balyan’ın 1899 yılında vefatından sonra bir süre boş kalan adaya, birikmiş vergi borçları nedeniyle 1909 yılında devlet el koymuş ve ada Seniyye-i Osmani adına tescil edilmiş. 1914’te de Türkiye’nin ilk denizcilik işletmesi olan Şirket-i Hayriye vapur işletmelerine kiraya verilmiş ve “Kömür Adası” olma süreci böyle başlamış.

Yıllar sonra, açılan bir dava sonucunda 1941 yılında ada yeniden Sarkis Balyan’ın varislerine geçmiş. Adayı 1957 yılında Kulübe 150 bin Lira karşılığında satanlar işte o varislerdir.

Adanın alındığı dönemde kulübün başkanı Sadık Giz’dir. Kimi çevreler, Sadık Giz’in Başbakan Adnan Menderes’le olan yakın akrabalığı nedeniyle adanın Galatasaray’a devletçe bağışlandığı şeklinde gerçek dışı bir yakıştırmayla dedikodular üretmişlerdir. Özetlersek, pek çok yakıştırmanın aksine, adayı Galatasaray’a kimse hediye etmemiştir. Galatasaray Adası, Kulübün öz kaynaklarıyla edinilmiş tapulu malıdır.

Galatasaray’a geçtikten sonra ada, su sporları ve üyelerin yaz aylarında yararlanabilmeleri için, kısa sürede olabildiğince sade bir şekilde düzenlenmiş ve 21 Nisan 1957’de sporculara açılmıştır.

Uzun süre yüzme, sutopu ve kürek sporlarının yanısıra sosyal tesis olarak da adadan yararlanılmış; üyelerin yazlık mekânı, buluşma yeri olmuş; pek çok aile çocuklarını sere serpe orada büyütmüştür.

1991-92 kışında, benim de yönetim kurulunda olduğum dönemde Başkan Alp Yarman’ın önermesiyle Ada’yı yaz-kış açık tutma kararı aldık. Denizin ortasındaki tesislerin bakımı ve işletilmesi zordu. Zorluklar, izleyen yıllarda hep Kulübün özverisiyle aşılmaya çalışıldı. Üyeler özveriden çok, ayrıcalıktan yanaydılar. Ancak ne var ki o ayrıcalığın bedeline katılmak ve Ada’yı yaşatmak konusunda Kulübe yardımcı olmaktan kaçınıyorlar ve özverinin hep Kulüpçe üstlenilmesini bekliyorlardı. Sandviçlerini, termos içinde çaylarını bile evlerinden getiren üyeler vardı.

Güçlüklere karşın Ada’yı yaz-kış en iyi şekilde kullanılacak şekilde geliştirmeye, iki uçta havuzların yer aldığı, voli mahalli olarak anılan bölümleri, Hazine’ye ecrimisil bedellerini ödeyerek kullanmaya başladık. Havuzlar, arındırılmış deniz suyuyla besleniyor; wc ve duşlarda da arıtılarak tatlı suya dönüştürülen deniz suyu kullanılıyordu. Ada, yüzme okullarını da barındıran, gerçekten Galatasaray’a yaraşır bir tesis olmuştu. O kadar ki, 1994 yılında Galatasaray-Monaco maçı sonrasında verdiğimiz davette Monaco Prensi Rainier’yi ve oğlu Prens Albert’i en iyi şekilde ağırlayacağımız yer haline gelmişti.

Boğaz’ın deniz trafiği giderek yoğunlaşınca, özellikle kürek sporunun orada yürütülmesi olanağı kalmayacaktı. Yüzme ve sutopunun ekseni de Kalamış’a kaymıştı; kürek ise geçici bazı çözümlerden sonra Küçükçekmece’deki yeni tesislerine taşınacaktı. Yüzme için yaz okulları devam ediyordu.

1996 sonrasındaki dönemlerde ortaya çıkan mali ve ekonomik darboğazlar nedeniyle Ada’nın sosyal tesis olarak üyelere tahsisi özverisi yerine, biraz da gelir beklentisiyle bir işletmeciye kiralanması seçeneği gündeme gelmiş.

Sonuç, 2001’de Ada’nın kiraya verilmesi oldu. Yapılan ve sonradan yenilenen sözleşmelerin tutarsızlığı, sonradan yaşanan olumsuzluklarla ortaya çıktı. İşletmeci-kiracının tutumu, verilen ödünler ve göz yumulan yasadışı yapıları yüzünden Ada, Galatasaray Adası olmaktan çıktı; adı bile değişti: Önce Buzada, sonra da Suada oldu. Son yıllarda Genel Kurul kararıyla kiracıya karşı açılan tahliye davaları sürerken Belediye’nin Mayıs 2017’de yaptığı yıkımla gelinen nokta, Kulüp ve Boğaz’ın incisi Galatasaray Adası açısından kaygı vericidir. Tahliye davaları ise hâlâ sürmekte…

  1. Sarkis Balyan bugün GS Üniversitesi’ne tahsisli Ortaköy’deki Tevfik Efendi Sarayı’nın da mimarıdır.
  2. Bazı kaynaklar, Ada’nın Sarkis Balyan’a 1872’de Sultan Abdülaziz’in hediyesi olarak verildiğini aktarırsa da o bilgi doğru değildir.