Taksim Cumhuriyet Meydanı Ne Oldu? Kaynak : 14.10.2013 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır
Taksim Cumhuriyet Meydanı… İstanbul’un en önemli meydanı… Bir anda etkinliklere, kutlamalara kapatıldı ve düzenleme(!) işlerine girişildi. Trafik, meydanın altına alınacak, meydan yayalaştırılacaktı. Bu bir fikirdi; belki olabilirdi. Ancak böylesi ciddi bir konuyu ele almak için çok ciddi projelere ihtiyaç vardı. Oysa ortada proje yoktu.
Söylenenlere göre, meydan düzenlenirken, eskiden Gezi Parkı’nın yerinde bulunan ve Osmanlı döneminde, 1913 yılında Fransızların da ortak olduğu bir şirkete satılmasının ardından 1921-1939 arasında stat olarak kullanılan, sonra da şehirci-mimar Henri Prost’un Gezi Parkı projesi uyarınca 1940’ta yıkılmış olan Topçu Kışlası binası yeniden yapılacaktı. Dışı, o kışlanın (ya da Taksim Stadı’nın) görünüşünde olacaktı ama içi, çelişik söylentilere bakılırsa, AVM, otel, rezidans, çarşı, buz pisti ya da kültür merkezi olacaktı. Kısacası, Taksim Gezisi’nin kemirile kemirile elde kalmış son yeşiline içi başka dışı başka; bir benzetmeyle, “bülbül ötüşlü bir kanarya” kondurulacaktı. Böylece Taksim Gezi Parkı artık tümüyle yok edilecekti. Ayrıca, yıkılmış binanın, dekorumsu cephelerle bir kılıf olarak bile yeniden yapılabilmesi için gerekli belgeler, teknik ve mimari bilgiler de ortada yoktu.
Sivilleştiğimizin savlandığı bir dönemde Taksim’e bir Topçu Kışlası’nı yeniden kondurmaya çabalamak biraz tuhaf görünse de İstanbul’u yönetenlerin arzusu böyleydi. İşte, Gezi Parkı Direnişi kentlilerin kente sahip çıkma bilinci ve refleksiyle bu anlayışa karşı doğdu.
Doğruydu… Meydan bir trafik karmaşası içindeydi ve düzenlenmesi gerekiyordu, ama kuşkusuz,  bilimsel yöntemlerle… Yoksa, bugün izlenen yöntemle değil. Böylesine önemli bir meydanın düzenlenmesi konusu çok ciddi Kentsel Tasarım ve Mimarlık projeleriyle ele alınır. Benzer bir girişim yıllar önce yalnız Taksim için değil, Beşiktaş, Üsküdar, Kadıköy meydanları için de başlatılmış, ne var ki, açılan proje yarışmaları uygulamaya dönüştürülmemişti.
Taksim Meydanı’ndaki çıkmazdan kurtulmak hâlâ olanaklıdır: Önce, uzmanlardan oluşan bir jüri kurulur. İhtiyaç programını hazırlamak üzere İstanbulluların da görüş ve katılımı sağlanarak Belediye, jüri ve çeşitli uzmanların ortak çalışmasıyla meydanın çevresiyle ilişkileri, niteliği, karakteri, taşıdığı anlam ve önem üzerinde durulur, mevcut yapıların durumu incelenir, işlevler, ihtiyaçlar belirlenir. Bütün bu araştırma ve kararlardan sonra proje yarışması açılır. Yarışma sürecinde yüzlerce mimar ve ilgili uzmanlar ürettikleri tasarım fikirlerini projelerine yansıtırlar. Sonunda en iyi tasarım çözümleri seçilir.
Verilecek ana kararlar önemli ve belirleyicidir. Örneğin, Gezi Parkı korunacak mıdır, ya da yok edilip yerine kışlamsı bir yapı mı kondurulacaktır?
Yıllardan beri, tutarsız yıkma-yapma yalpalamalarıyla İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olduğu 2010 yılında bile kapalı tutulan ve şimdi de yolunmuş bir durumda polis karargâhı olarak çürümeye terk edilen Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ne olacaktır? Burada biraz duralım… Aslında AKM, hem mevcut yasal koruma kararı hem de ülke mimarlık tarihi açısından yıkılamayacak nitelikte bir yapıdır. Ama ne var ki son zamanlarda sözümona özerk statüdeki Koruma Kurulları’nca alınan kararların emirle değiştirildiğine, Cumhuriyet döneminin koruma altındaki önemli birçok yapısının birer birer yıkıldığına tanık oluyoruz. Son örnek, İnönü Stadı’dır. Yıkılamazdı… Gençlik ve Spor Bakanı’nın açıkladığına göre mevzuata aykırı şekilde Başbakan’ın onayıyla yıkılmış. (1)
Yine planlama yöntemine dönelim… Doğru yöntem yukarıda belirttiğim yarışma yoludur. Bu yapılmadan, “ben yaptım oldu” anlayışıyla işe girişirseniz sonuç, işte bugün ulaşılan zavallı durum olur. Yalnızca karayolu mühendisliği yaklaşımı ve projeleriyle, insana değil de taşıtlara yönelik şekilde meydanın altını oyup otoyol kavşağı gibi düzenleme çözümleriyle sonuç, ancak bu olur. Şu anda Taksim’de ne çözüldü? Elde edilen nedir?.. Toplumsal belleği yok sayarak düş kırıklığına uğratan, ruhsuz, çırılçıplak bir meydan… Adeta bomboş bir miting meydanı… Bir yanda, hayalete dönüştürülmüş bir AKM… Yolları ve çevreyi yozlaştıran tutarsız dalış rampaları ve tüneller… Günün belirli saatlerinde yine tıkanan yollarla bir trafik karmaşası.
Bütün bunlara ek olarak bir de cami projesinden söz ediliyor. Proje, Başbakan’a sunulmuş, Başbakan beğenmemiş, düzeltilmesini istemiş. Taksim’e cami yapılması gerekiyorsa o da böyle yapılmaz. O da, yukarıda belirttiğimiz yöntem çerçevesinde Taksim projesi kapsamında ele alınır. İstanbul’un en önemli meydanında yer alacak cami de yine yarışmayla yapılır. Ama ciddi bir yarışmayla… Çamlıca’daki türden bir yarışmayla değil tabii.
İşin bir başka boyutu: Bu işler, bedava yapılmıyor. Zaten kıt olan ülke kaynakları tutarsız-gereksiz uygulamalarla savruluyor. Yazık ki elde edilen sonuç sıfır.
Açılan meydan şimdi Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da katılımıyla, tek eksiği oymuş gibi, ağaç yokluğu üzerinden tartışılıyor. Kısır bir tartışma… Meydanın eksiği ağaç değil, proje.
Mimar Belediye Başkanımıza sormak isterim: “Türkiye’deki mimarlık düzeyi, şu anda Taksim Meydanı düzenlenmesinin sergilediği kadar zavallı durumda mıdır?” Taksim’deki sonucu mimarlığımıza hakaret olarak algıladığımı belirtmeliyim. Özetleyecek olursak: Ülkemizde siyasetin bilime, uzmanlıklara inancı ve saygısı olmaması büyük sorun.
1. Aydınlık gazetesi, 29.9.2013.