Anadolu’nun Gözyaşları Kitabı Sunuş Yazısı Kaynak : 04.05.2015 - Anadolu'nun Gözyaşları | Yazdır

Yaşar Yılmaz dostumuz, yine titiz bir çalışmanın ürünü, çok değerli bir kitapla karşımızda. Bu kez, bu topraklarda üretilmiş, sonra da ileriki dönemlerde Batı dünyasının çeşitli ülkelerine kaçırılmış tarihi eserleri kapsamlı bir şekilde araştırıp derlemiş. Bunların birçoğuna ilişkin bilgileri, ayrıntıları belki de ilk kez bu kitaptan öğreneceğiz.

Avrupa, ilkin Rönesans döneminde geçmişin zenginliklerine, maddi değerleri dışında, tarihsel ve sanatsal özellikleriyle de ilgi duymaya başlamıştı. Bizde ise, uyanış ve bilinçlenme için Cumhuriyet dönemini beklemek gerekecekti. O döneme kadar, bu topraklarda 1071 öncesinde üretilmiş eserler “bizden” sayılmayacak, camiye çevrilen kiliseler dışındaki arkeolojik ve mimari değerler ilgilenmeye değer bulunmayacaktı.

Bu topraklarda yer alan bütün eserlerin bize ait olduğunu kavrama bilinci konusunda bugün bile güçlüklerimiz var. Kısa bir anlatımla, etkisi hâlâ süren ırk, din ve milliyet ayrımcılığı, bizden olanlar/olmayanlar anlayışı, insanların yanısıra tarihsel ve kültürel mirasa da uygulanmış ve eserlerin pek çoğunun yitirilmesine yol açmıştır.

İşte bu nedenlerle, bu topraklarda yeşeren uygarlıkların ürettiği eserlerin çok kolayca yağmalanacağı açıktı. Önemli bir bölümü, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme – çöküş süreci döneminde, bazen devlet kurumlarının da bilgisi içinde, çeşitli Batı ülkelerine taşınmıştır. Kaçırılan eserler bugün ABD dahil birçok Batı ülkesindeki müzelerin zenginliğini oluşturuyor.

Yukarıda belirtilen bilinç eksikliğiyle o eserleri korumakta gösterdiğimiz ihmali; kendimizden saydığımız Selçuklu ve Osmanlı eserleri için bile sürdürdük. O eserlerin de birçoğunu yazık ki koruyamadık. Türkiye’de özellikle sivil mimarlık eserleri, emsalsiz ahşap mimarimiz, evler, köşkler, konaklar da korunamadı. Örneğin İstanbul’da büyük yangınlardan kurtulabilmiş yapılar da, apartmanlaşma uğruna yok edildi. Çok değerli yapılardan sökülen mermerlerin bile yapı taşı olarak ya da kireç yapmakta kullanıldığını biliyoruz. “Mermer  kireci” terimine başka bir dilde rastlanabilir mi acaba?

Günümüzde bile imar avantajları saldırısı, mimari değerlerimizin yok edilmesinde birinci neden olmayı sürdürüyor. Cumhuriyet dönemi mimarlık eserlerinden birçoğunun, üzerlerindeki resmi koruma kararlarına karşın yıkıldığını biliyoruz… Bazıları da halen yıkılma tehdidi ile karşı karşıya… Muhafazakâr iktidarlar bile, kendi kimlik tanımlarına aykırı olarak, “muhafaza etmek”ten çok, “kâr kavramı”ndan yanalar.

Ülke içinde yitirdiklerimizin yerine konması çok güç, hatta olanaksız. Buna karşılık, Türkiye’den kaçırılmış olup Batı’da itibar gören, tarihsel, kültürel, sanatsal varlıkların, doğdukları coğrafyaya döndürülüp yeniden bu topraklarda doğal ortamlarında yaşatılması mümkün olabilir mi acaba?

Bazı eserlerin, anlaşmalar yoluyla geri getirilmiş olması bu konuda çok iyimser olmamıza yetmiyor; bu iş nereye kadar götürülebilir?

Aslında, eserlerin bir ülkeden kaçırılması örgütlü talandır; örgütlü suçtur. Eserlerin öz toprağına iadesi gerekmez mi? Bir kabule göre Batı, hukuka saygılıdır. Ne var ki tarihsel olaylar ve yaşanan deneyimler bizlere Batı’nın kırmızı çizgilerinin, kendi çıkarlarının sınırlarıyla belirlendiğini anlatır. Gerçekçi bakışla, sorunun çözümünün kolay olmadığı açıktır.

Bu süreçte, Yaşar Yılmaz’ın yoğun emek ve özveriyle tamamladığı kapsamlı ve ayrıntılı araştırmanın, konunun ısrarla izlenmesi için çok önemli bir sayım – döküm (envanter) oluşturduğu açıktır. Çeşitli ülkelere dağılmış olan eserlerin geri getirilmesi çabaları, hiç kuşkusuz, devletin ilgili kurumlarının inisiyatifi ile yürütülecektir. Başta, ülke yöneticilerinin ve daha da önemlisi halkımızın bu toprakların bütün kültürel zenginliklerinin farkına varması, önemsemesi, sahiplenmesi gerekir. Bu bakımdan “Anadolu’nun Gözyaşları” kitabı coşkuyla kutlanacak bir çabadır.