Atatürk’ten Bugünlere Kaynak : 14.12.2005 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

2 Aralık 2005 Gazi’nin Galatasaray Lisesi’ni ilk ziyaretinin 75. yıldönümüydü. İstanbul’dan 9 otobüsle gelen öğrenciler, öğretmenler, mezunlar ile kulübün ve derneklerin temsilcilerine Ankara’dan ve yurdun öteki köşelerinden gelenler katıldılar. 75 yıl sona aynı gün, aynı saatte Anıtkabir’de Ata’yı ziyaret ettik. Çok duygulu, çok anlamlı bir buluşma, anma ve ziyaretti.

Sonraki günlerde medyada bir tartışma başladı. “Atatürk hangi kulübü tutardı” tartışması… İnan Kıraç’ın Ata’nın Galatasaraylı olduğunu ileri sürmesi, öteki kulüpleri harekete geçirdi. Fenerbahçe’nin ve Beşiktaş’ın da bu türden savları daha önce birçok kez dile getirilmişti. Konu yine tartışıldı.

Bütün kulüplerin büyük Atatürk’e sahip çıkma eğilimi güzel… Üstelik Ata’nın yaptıklarına, düşüncelerine karşı çıkan siyasi bir grubun ülke yönetimine egemen olduğu bir dönemde… Sahiplenme davranışının belki de kulüplerin övünme ve propagandasından çok, duyulan özlem ve güncel gereksinimden kaynaklandığı düşünülebilir.

İşin doğrusu, şudur : Atatürk hiçbir kulübün yandaşı değildi. Hattâ Güneş Kulübünün bile… Ata’nın bir kulübün yandaşı olduğunu gösteren hiçbir belge ve kanıt yok. Bu konuda ileri sürülenler dedikodu ya da desteksiz, tutarsız varsayımlardan öteye geçmiyor. Daha önce de yazmıştım : “Kanıt, belge varsa ortaya konması gerekir.” Aksi halde, kaba deyişle : “uydur uydur söyle.”

Anıtkabir ziyaretinden birkaç gün sonra uluslararası bir mimarlık toplantısı için Kuveyt’e gittim. Bu ülkeye ikinci gidişim. Birincisi Körfez Savaşı’ndan hemen sonraki günlere rastlıyordu. Ülkelerini terketmek zorunda kalan Kuveytliler o zaman daha geri dönmemişlerdi bile. Kent ıssızdı; elektrik, su yoktu; her yerde savaşın izleri görülüyordu. Sabah uçakla vardığımız kentten akşam havalanırken arkamızda, işgalci Irak Ordusunun çekilirken kundakladığı ve o günlerde hâlâ yanmakta olan petrol kuyularının alevlerini bırakmıştık. Hazin bir manzaraydı.

Kuveyt geçen zaman içinde kendini toplamış; savaşın izleri büyük ölçüde silinmiş. Şehrin birçok noktası şantiye halinde. Erkeklerde ve kadınlarda yerel giysilerden, kara çarşaftan en Batılı olanlarına kadar her tür giysi görülüyor. Buna karşılık, içkide kesin yasak var.

Girişte, havaalanında İstanbul’dan birlikte uçtuğumuz bir öğretim üyesi arkadaşımın bir şişe düşük alkollü içkisine el kondu. Dönüşte de iade edilmedi. Çöpe atıldıysa yazık, iç edildiyse hoş değil; içildiyse helal olsun (!)

Akşamları, dünyanın çeşitli yörelerinden gelmiş meslektaşlarla birlikte olduğumuz yemek sohbetlerinde üzerinde durulan konulardan biri de alkol yasağıydı. Dinsel yasak herkese uygulanmaya çalışılıyor; ancak evlerde kaçak içki, ya da ev yapımı şarapla yasak deliniyormuş. Bu çağda yasaklar, düşünen insanlarca hoş karşılanmıyor ve ülkelerin görüntüsünü zedeliyor.

Bizdeki yasakçıların kulaklarını çınlattık ve Atatürk’ü bir kez daha andık. Bizimkilerin amacı, gençliği sözümona alkolden korumakmış; bu, anayasa gereğiymiş. Anayasa, alkolden değil, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucudan korumaktan söz ediyor. Açıkça söylenmese de anlaşılıyor ki gerekçe, anayasal olmaktan çok, dinsel içerikli. Tinerci delikanlıları, okul kapılarındaki uyuşturucu satıcılarını bir yana bırakıp lokantalarda verilen içkiyle uğraşmak… 21. yüzyılda hangi kafa ?

Bir başka olay : Malatya’da binlerce kişi kirli şehir suyu nedeniyle hastanelik oldu. Söylentilere bakılırsa birçok belediye, klorlu suyun “mutlak su” olmaktan çıkıp “muzaf su” haline geleceğini düşünerek şehir suyunu klorlamaktan kaçınıyormuş. Muzaf su ile abdest batıl olurmuş. Söylentiler ne kadar doğru acaba ? Araştırılmalı. Doğruysa, bu da başka bir dinsel yaklaşım örneği.

Şu olanlara bakın… Atatürk Türkiyesi nerelere geldi ?