| Çadırkondu ve Kazıklı Yol |
Kaynak :
01.09.1998 -
Yapı Dergisi - 202
|
Yazdır
|
|
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KİMİ KORUYOR? Birkaç yıldan beri Nisan-Mayıs aylarında İstanbul’da Çırağan Sarayı önündeki rıhtıma kurulan ve Sarayı boydan boya perdeleyen çadırı biliyorsunuz. YAPI’da defalarca haber yaptık. Ben de iki yazımı bu “Çadırkondulu Saray’a ayırdım (1). Hatta söz konusu yazılardan birini “Yağma Var” adlı kitabıma da aldım. Son kez o çirkin çadır 1998 Nisan’ında yine kurulduğunda Kültür Bakanlığı’na bir kez daha yazıyla başvurmuştum. Yazıma yanıt on gün kadar önce nihayet gelebildi. Araştırmalar sonuçlanmıştı. Yazıyı Bakan adına imzalayan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü Kemal Soyer “İstanbul Valiliği İl Kültür Müdürlüğü’nden alınan yazı ve eklerinden, sözkonusu çadırın tamamen söküldüğü anlaşılmıştır” diyordu. Tam alay eder gibi.. Çadır her yıl kuruluyor; her defasında şikayet ediyorsunuz. Sizi yerden göğe haklı bularak konuyu araştırıyorlar. Çadır işlevini bitirip söküldükten üç ay sonra da sudan bir yazıyla konuyu geçiştiriyorlar. Çadırın kurulması kesinlikle yasalara aykırı.. Boğaziçi’ne bakan İstanbul III No’lu Koruma Kurulu, Belediyeyi uyarıyor: “Korunması gerekli kültür varlığı parselinde kurulumuzun izni ve görüşü alınmadan yapılan uygulamalara izin verilmemesi, konunun araştırılarak sonucu hakkında müdürlüğümüze bilgi verilmesi…”(2) Bravo Koruma Kurulu’na değil mi? Bir yıl önce doğrusu, Beşiktaş Belediyesi de aynı görüşteydi. Başvuruma yanıtı şöyle olmuştu: “Çırağan Sarayı binasının deniz tarafına bina boyunca uzanan ve Sarayın denizden görünüşünü bozarak engelleyen devboyutlu bir çadır kurulduğunu bildiren faks mesajınız üzerine konu yerinde incelenmiş olup, sözkonusu çadırın KUSAV (Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Tanıtma Vakfı) tarafından tanıtım amaçlı kurulduğu anlaşılmıştır.” “Çadırın kaldırılması için Çırağan Sarayı Genel Müdürlüğü’ne tebligat yapılmış, kaldırılmaması halinde Belediyemizce kaldırılacağı iletilmiştir.” “Gösterdiğiniz duyarlılığa teşekkür ederiz.” Bravo Beşiktaş Belediyesi’ne değil mi? Hayır.. Bu yazıya karşın “Tavşana kaç tazıya tut” örneği, hiçbir şey olmadı. Çadırı kuran, sözde Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Vakfı KÜSAV, işi bitince çadırı kaldırdı ve bir yıl sonra yine kurdu. İşte, Koruma Genel Müdürlüğü’nün yazısı bu bir yıl sonra çadırın yeniden kurulmasına ilişkin. Şimdi soruyorum: Kültür ve Tabiat Varlıkları’nı korumakla yükümlü Koruma Genel Müdürlüğü kimi koruyor? Ya Beşiktaş Belediyesi? CHP’li bir belediyenin bu tutumu CHP ilkeleriyle ne denli bağdaşır? Yanıtını bilmeyi çok isterdik. Biz böylece Kültür Bakanlığı, Koruma Kurulu ve Beşiktaş Belediyesi’yle kalem arkadaşı olduk… Yazışıp duruyoruz. Çadır her yıl kuruluyor, işi bitince kaldırılıyor. Koruma Kurulu da Belediye de hak vermekte cömert, ama yasaları uygulamakta aciz ve gözyumucu. Bu konuda, basında duyarlılık bu yıl daha çok oldu. Örneğin Melih Aşık “Çırağan Sarayı’nın önüne, bu tarihî yapıyı boydan boya örtüleyen ve yarı yarıya gözden kaybeden dev bir çadır kurulmuş. Denizden veya karşı yakadan görenler dehşet içinde kalıyor. Bir başka ülkede, böylesi tarihî bir yapının 10 santimlik parçasının örtülmesine bile izin verilmez. Kent bilinci ve tarih saygısına sahip yöneticilere böyle bir şey teklif dahi edilmez. Ama malûm; burası Türkiye…” diye yazdı. Yalnızca bir yazar, Ali Rıza Kardüz (Güngör Uras), “Çırağan Oteli bahçesindeki çadırı “övmek” için değil, şehir içinde çadırda sergi fuar açılır mı, açılmaz mı tartışmalarına açıklık getirmek istediğini” belirterek Paris’te de, İngiltere’de de sergiler için çadırlar kurulduğunu söyledi (4). “Övmek için değil” diye eklemeyi unutmamış Kardüz. Bu işin övülecek yanı yok ki zaten. Bu bir.. ikincisi, “adamı kuyudan mı çıkarmıştık, minareden mi indirmiştik” öyküsündeki gibi, şehirlerde çadır kurulabilir doğal olarak, ama nereye? Çırağan Sarayı rıhtımına, Dolmabahçe Sarayı rıhtımına çadır kurulur mu? İşte fotoğraf.. Bakın, siz karar verin. Geçtiğimiz günlerde Üsküdar iskele meydanına çadırlar kuruldu. YAPI’nın haberler bölümünde bunun da fotoğrafını bulacaksınız. Sayın Kardüz karar versin. Bunlar da Paris’tekilerle bağdaşıyor mu? Üçüncü konu.. Paris’te her yapılan doğru mudur? 1965 yılında Paris’e ilk kez gittiğimde sokaklarda, parklarda gördüğüm sidiklikler beni hayretler içinde bırakmıştı. Dökme demirden yapılmış, planı S harfi şeklinde sidiklikler Paris’in pek çok noktasında yer alıyordu. Bunların kapıları olmadığı gibi, girip ayakta ihtiyaç gideren erkeklerin dizlerinden aşağısı ve ne marifet yaptıkları her yandan görünüyordu. Çevreye yayılan kokuları da caba.. Daha sonra bunlar kaldırıldılar. |
Bunları o tarihte Paris’te görüp de İstanbul’a uyarlayan bir aklıevvel çıksaydı ne olacaktı?
Büyük bir olasılıkla o çadır Çırağan Sarayı’nın önüne yine kurulacak. Biz yine yazıp çizeceğiz. Beşiktaş Belediyesi gözlerini yumacak. Koruma Genel Müdürlüğü de çadır kaldırıldıktan üç ay sonra yine “çadırın tamamen söküldüğü anlaşılmıştır” diyecek.
KAZIKLI SAHİL YOLU Son zamanlarda gazete köşe yazarları, her gün yazmanın güçlüğünden ve abukluğundan olsa gerek, anladıkları anlamadıkları her konuda kalem oynatır oldular. Anımsayacaksınız, Güneri Cıvaoğlu Edirne’deki Selimiye Camisi’nin nereden bakılırsa bakılsın iki minareli gibi göründüğünü yazmıştı (5). Ali Rıza Kardüz, Çırağan’ın rıhtımına kurulan çadırı yukarıda anlatıldığı şekilde bir bakıma onayladı. Doğan Heper de Milliyet’teki sütununda şunları yazıyor: “Ben, İstanbul’a yol yaptıysa genellikle Menderes yaptı, Dalan yaptı, biraz da Kırdar yaptı” derken örneğin şu tip yollardan söz ediyorum: Vatan Caddesi- Millet Caddesi – Atatürk Bulvarı (Yenikapı – Aksaray – Şişhane’yi bağlayan)-Ordu Caddesi – Yıldız Asfaltı – Tarlabaşı Bulvarı – Boğaz’daki kazıklı yollar – Sirkeci – Yeşilköy sahil yolu – Kadıköy – Kartal sahil yolu – Piyale Paşa Bulvarı – eski hal, şimdiki Ticaret Odası önü ve benzerleri… Gerisi tabii ki her belediye başkanının normal işi. Ben, Haşim İşcan’ı bile “Saraçhane Geçidi”ni yaptı diye, “İstanbul’a yol yapan belediye başkanı” olarak sayamıyorum. İstanbul’u rutin işler kurtarmaz, İstanbul’a flaş işler, büyük işler, devrim mahiyetinde işler gerek. Meselâ; Anadolu yakasında, Üsküdar’dan Beykoz’a, bir bölümü kazıklı, sahil yolu yapabiliyor musunuz?”(6) Evet, yukarıdaki satırları yanlış okumadınız. Bunları olduğu gibi aktardım. Sayılan yolların çoğu, ilgili üniversitelerin şehircilik derslerinde, yapılmaması gereken kötü örnekler olarak okutuluyor, ama olsun!. Köşe yazarı her şeyi bilir. İşte, Doğan Heper, bildiğinden emin, soruyor: “Üsküdar’dan Beykoz’a bir bölümü kazıklı sahil yolu yapabiliyor musunuz?” Tanrı korusun aynı akılda bir belediye başkanı çıkıp da “evet” dese yandı İstanbul!. Zavallı İzmir Kordonu’nun başına gelenler böyle düşünenlere ders olmalı. (1) YAPI, Haziran 1997/187 ve Mayıs 1998/198. |


