Depreme Karşı Bugün Ne Yaptın? Kaynak : 01.12.2011 - Yapı Dergisi - 361 | Yazdır

HTML Online Editor Sample

Yine depremlerle sarsıldık. Önce Erçis’te sonra da Van’da meydana gelen depremler felâket getirdi. Binalar yıkıldı; insanlar (ve tabii hayvanlar da) öldü; yaralananlar oldu. Yakınlarını yitirenler, evsiz-barksız kalanlar ve Van’dan kaçış…
Medya suçluyu buluverdi. Tıpkı Kocaeli ve Düzce depremlerinde olduğu gibi bütün olup bitenlerin sorumlusu yine “hırsız müteahhit”ti. Ülkeyi yönetenler de medyadan geri kalmayarak inciler döktürdüler. Yabancıların yardım önerileri günlerce yanıtsız bırakıldı. Bir bakan bunun, gücümüzü sınama (!) gerekçesiyle yapıldığını açıkladı. Sınama iyi sonuç vermemiş olacak ki, dış yardımları lütfen kabul ettik, ama depremzedeler hâlâ çaresiz durumda.
1999’da meydana gelen yıkıcı Kocaeli ve Düzce depremlerinden hemen sonra 26 Kasım 1999’da yürürlüğe giren 4481 sayılı yasa ile, depremin yol açtığı ekonomik kayıpları gidermek amacıyla, var olan vergilere ek vergiler getirilmişti. Ayrıca Özel İletişim ve Özel İşlem Vergisi adı altında iki yeni vergi uygulamaya sokulmuştu. Geçici olarak tasarlanan bu vergiler sonradan kalıcı hale gelmişti. Şimdi yeni depremlerin ardından konu biraz didiklenince, geçen 12 yılda bu vergilerin amaca uygun kullanılmadığı ortaya çıktı. Maliye Bakanı Şimşek yaptığı açıklamada, alınan vergilerin sağlığa, duble yollara, demiryollarına, havayollarına, çiftçiye ve eğitime harcandığını belirtti (1).
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da toplanan vergilerin 2001 ekonomik krizinde harcandığını söyledi. Ancak ne var ki 2001’den bu yana on yıl geçti ve o tarihten bu yana hâlâ toplanan vergiler yine depreme harcanmadı.
Biz, sürekli deprem tehdidi altında bulunan bir ülkenin insanları olarak, aradan geçen 12 yılda ne yaptık? Bunun yanıtının hiç de tatmin edici olmadığını hepimiz biliyoruz. Zaten her deprem sonrasında yaşanan olaylar da, sayın bakanların son açıklamaları da bunu doğruluyor.
1999’da meydana gelen ve yaklaşık 19 bin kişinin ölümüne mal olan (2) depremlerin ardından yazdığım “Deprem… Kim Suçlu?” başlıklı bir yazım YAPI Dergisi’nin Eylül 1999 tarihli 214. sayısında çıkmıştı. Aradan 12 yıl ve 147 sayı, yani tam 147 ay geçti; değişen pek bir şey yok. O gün yazdıklarımı bir kez daha, biraz kısaltarak gözden geçirelim:
“Tek suçlu Çınarcık’ta yaptığı binlerce konutun büyük bir bölümü çöken yapsatçı mı? “Hırsız müteahhit”, “malzemeden çaldılar” gibi kolaycı sloganlarla kısırdöngüden kurtulup bir yere varamayız. Türkiye’de yalnızca malzemeden mi çalınıyor ki? Malzemeden çok daha önemli olan, bilgidir. Bilgi eksikse en iyi malzemeyle bile en kötü yapıyı yapabilirsiniz. Türkiye’de öncelikle “bilgi”den, “şehircilik”ten, “mimarlık”tan, “mühendislik”ten çalınıyor. Çok büyük bir doğal felaket yaşadığımız doğru.. Ne var ki anılan hizmetler tam anlamıyla verilmiş olsaydı doğal felaket faciaya dönüşmezdi. Şunu herkes bilmeli ki inşaat, malzemeden çok bilgiyle yapılır. Gelelim suçlulara.. Hemen belirteyim ki amacım suçlu aramaya çıkmak değil; bu yoldan olayları daha bilinçli olarak kavramaya yardımcı olmak. İsterseniz sonuçtan sorumlu olanlar diyelim. İşte sorumlular:
•Toprağın en büyük rant öğesi haline dönüşmesine, arsa spekülasyonuna kayıtsız kalan, çarpık ve kaçak yapılaşmaya göz yuman, hattâ çıkar (oy, para vb.) karşılığı yağmayı destekleyen politikacılar, yerel yöneticiler,
•Kalkınma Planı’na paralel olarak iş ve işgücünün ülke çapında dengeli, sağlıklı dağılımı için yerleşme planlaması yaptırmayan yetkililer,
•1980 darbesi sonrasında İmar ve İskân Bakanlığı, TÜBİTAK Yapı Araştırma Enstitüsü gibi kurumları kapatarak yerleşme ve araştırma konularını açıkta bırakanlar,
•Bölge Planlama ve Nâzım Plan Bürolarını önce politik baskılarla etkisizleştirip sonra lağvederek “planlama” yerine “kargaşa”yı egemen kılanlar, böylece en riskli deprem bölgelerinde ve çürük zeminli alanlarda stratejik sanayi tesisleri kurulmasına, yoğun ve yüksek yapılaşmaya neden olanlar,
•Bilimsel verilere dayanmayan, keyfi imar planları yapan belediyeler,
•İmar ve Gecekondu Affı yasaları çıkarmış bütün hükümetler, bunları desteklemiş bütün politikacılar,
•Yapıların sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli onay, denetim ve kabul sistemini kurmayan ilgili kamu kurumları,
•Ruhsat projelerini ilgili meslek odalarının denetiminden kaçıran yerel yönetimler. Yetersiz projelere inşaat ruhsatı, çürük yapılara iskân ve kullanma izni veren, proje dışı uygulamalara göz yuman, çoğu kez kendi teknik kadroları da yetersiz belediyeler,
•Ciddi müteahhitleri de töhmet altında bırakan, müteahhitlik mesleğinin yüzkarası, bilinçsiz, bilgisiz, vicdansız ve/veya hırsız yapsatçılar ve sözde müteahhitler,
•Devlet ihale sistemini düzenleyip geliştirmeyen hükümetler; rüşvet ve mafya yöntemlerine dayalı ihale kargaşasının sürüp gitmesine göz yumanlar,
•İnşaat sektörünün kendi kendini yapım aşamasında denetlemesini sağlayacak Yapı Denetleme Sigortası sistemini yıllardan beri savsaklayan, uygulamaya sokmayan hükümetler,
•Meslek odalarının söylediklerine yıllardan beri kulaklarını tıkayan kamu yöneticileri,
•Mimara, mühendise inanacağı yerde kendisine ve parasının gücüne güvenen, daha büyük, daha yüksek inşa etmeye doymayan, bilgi için cimri, kendilerine düşman malsahipleri,
•Bilgi ve deneyim dağarcığını aşan projelerin sorumluluğunu para uğruna, bilinçsiz bir imzayla üstlenen, mesleğine ve kendisine saygısı kalmamış mimarlar, mühendisler,
•Mimarlık ve mühendislik diploması veren, çarpık eğitim düzeninin parçası, yetersiz kadro ve olanaklarıyla birçok mühendislik ve mimarlık okulu,
•Yalnızca ucuzluğu ön planda tutup, araştırıp soruşturmaksızın gözü kapalı konut satın alanlar,

•Depremde hasar görmemesinde yaşamsal zorunluluk bulunan ve çoğu eski deprem yönetmeliklerine göre yapılmış hastane, okul, cezaevi, kışla vb. yapıların depreme dayanıklılık araştırmasını yaptırıp gerekli önlemleri almamış kamu kuruluşları,
•“…..”
•Depremin Türkiye için bir sürpriz olmadığı bilindiği halde, deprem sonrası için gerekli örgütlenmeyi planlamayan, acil eylem planı olmayan, Afetler Fonu’nu işletmeyen hükümetler,
•Adamsendeci, unutkan, bilime inanmayan, saygı göstermeyen, bilmeyen, araştırmayan, sorgulamayan, her defasında “yine hazırlıksız yakalandık” diyen; parayı üstün değer, köşedönmeciliği geçerli sayan toplumumuz….”
“…Bu liste uzatılabilir.. Ama görülen o ki, başta ülkeyi yönetenler olmak üzere değişik oranlarda hepimiz, açık açık söyleyelim, suçluyuz. Suçumuzun bedelini maddi ve manevi olarak çok pahalı ödedik. Şimdi aldığımız dersle aklımızı başımıza toplayıp geleceği planlamak, geleceği kurtarmak zamanıdır…” (3)
12 yıl önceki yazım böyle. O tarihten bu yana yapabildiklerimiz, kaderciliğin pek ötesine geçememiş. Erciş’teki depremin ardından büyük bir dağınıklık yaşandı ve yapıların hâlâ denetimsiz ve çürük olduğu, deprem sonrası için de hazırlıksız yakalandığımız açığa çıktı. Erciş depreminden 17 gün sonraki Van depremi ise durumu pekiştirdi. Resmi ağızların verdiği, “artık deprem olmaz” güvencesine inanan birçok insan, bu kez çöken otellerin altında ezildi. Şu anda barınma olanağından yoksun depremzede aileler çaresiz durumda, nakledilme ya da Van’dan uzaklaşma telaşında.
Özet: Sorumlular, geçen 12 yıl içinde ödevlerini yapmamışlar. Gerekenler yapılmamış, toplanan para başka yerlere harcanmış.

Bundan sonra ne olur?
Ufuktaki en büyük tehlike İstanbul için. İstanbul’un yakın gelecekte bir depremle sarsılması olasılığı çok yüksek. Bütün uzmanlar bunu haykırıyorlar.
İstanbul ülkemiz ekonomisinin canı konumunda. Kestirme deyişle, İstanbul yıkılırsa ülke çöker. Ayrıca çok kalabalık ve sıkışık bir azman kentten söz ediyoruz. Sırf bu nedenle bile can ve mal kaybının çok büyük boyutlarda olacağını söylemek karamsarlık sayılmamalı. Bu durumda bir an önce dikkatlerin İstanbul üzerinde yoğunlaştırılması gerekir. Bu öncelik kuşkusuz, deprem tehdidi altındaki başka şehirlerimizin göz ardı edilmesi anlamına gelmez.

Yapılması Gerekenler / Öneriler
Yapılmaması gerekenleri yukarıda bir kez daha sıralamış olduk. Boş lafların ve suçlu arayışlarının geçerliliği kalmadı artık. Şimdi bir an önce işe koyulmak zamanıdır.
•İlk yapılması gereken, riskli çürük binaların saptanması ve deprem haritalarının oluşturulmasıdır. Çürük, tehlike arz eden yapılar bir an önce boşaltılmalı ve oralarda yaşayanların iskânı devlet desteğiyle sağlanmalıdır. Güçlendirilebilecek olan yapıların dışındakiler derhal yıkılmalıdır.
•Çürük yapılar, yalnızca kaçak yapılardan ibaret değildir. Ruhsatlı yapılar içinde de çürük olanlar vardır. Depremde hasar gören kamu yapıları bunun kanıtıdır. Van Valisi, “sadece iki kamu binamız ayakta kaldı” diyor (4).
•Proje yaptırma işi ciddiye alınmalı, mimarlık ve mühendisliğe gereken önem yapımın her aşamasında verilmelidir.
•Yapı Denetimi sistemi ıslah edilmeye muhtaçtır. Düzeltilerek yaygınlaştırılmalıdır.
•Mesleki sorumluluk sigortası bütün meslek adamları için zorunlu kılınmalıdır.
•Mimarlık ve mühendislikte yetkinlik (akreditasyon) düzeni AB normlarında kurulmalıdır.
•Mimarlık ve mühendislik okullarının akreditasyon sistemi kurulup işletilmelidir.
•İnşaat müteahhitliği başıboşluktan kurtarılmalı ve yetkinlik aranmalıdır.
•Kamu İhale Düzeni ciddi bir şekilde ele alınmalıdır. Ülkemizde, kamu yapılarının uğradığı hasarların çarpık kamu ihale düzeninden kaynaklandığı açıktır.
•Başta “Azman Kent” İstanbul olmak üzere, özellikle büyük şehirleri daha da büyütmekten, nüfuslarını daha da artırmaktan, kent merkezlerini daha da yoğunlaştırıcı girişimlerden kaçınılmalıdır.
•Yoğun yerleşmeli bölgelerde deprem sonrasında sığınılabilecek yeşil alanlar yaratılmalıdır. (Örneğin, Mecidiyeköy’deki eski Ali Sami Yen Stadı arsasının parka dönüştürülmesi iyi bir başlangıç oluşturabilir.)
•Kentsel dönüşüm projeleri kentsel planlama ilkeleri kapsamında ele alınmalı, ranta dönüşüm projelerine dönüştürülmemelidir.
•Deprem sonrasına yönelik planlama, organizasyon ve eğitim çalışmaları mahalleler bazında, o yörede yaşayanları kapsayacak şekilde başlatılmalıdır.
•Depreme ilişkin olarak Hükümetçe çıkarılması tasarlanan yasanın bir “Olağanüstü Hal (OHAL)” yasasına dönüştürülmemesi için özen ve duyarlılık gösterilmeli; yasa hazırlanırken, “Yaptım Oldu, Yıktım Oldu” anlayışından kaçınılmalıdır.
Aslında burada sıraladıklarımız, “deprem” etmeni olmasa da zaten şehircilik, mimarlık ve mühendislik mesleklerinin doğru uygulanması adına yapılması gerekenlerdir.
Yıkıcı Düzce ve Kocaeli depremlerinden sonra “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” deyişi dillere pelesenk olmuştu. Aradan 12 yıl ve eşit büyüklükte olmasa da birçok deprem geçti. Özellikle İstanbul için zaman daralıyor. Artık, yıllar değil, günler önemli. Ülkeyi yönetenlerin ve ilgili bütün yetki sahiplerinin her akşam kendilerini sorgulamaları gerekiyor, “Depreme karşı bugün ne yaptın?” diye.

Notlar
1.HT ekonomi, 27 Ekim 2011.
2.Vikipedi’ye göre, Kocaeli depreminde 17.480 ölü, 23.781 yaralı, Düzce depreminde 845 ölü, 4.948 yaralı.
3.Yazının tamamını, bütün yazılarımın yer aldığı kişisel web sitemde (www.doganhasol.net) görülebilir.
4.Milliyet gazetesinin haberi, 15.11.2011.