| Fenerbahçe |
Kaynak :
08.05.2003 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
İlk gittiğim maç bir Fenerbahçe maçıydı. Fenerbahçe kendi stadında bir Yunan takımıyla karşılaşıyordu. Yıl 1944 ya da 1945 olabilir. Koyu Fenerbahçeli bir ağabeyle gitmiştik; anımsadığım kadarıyla Fener’in farklı kazandığı çok gollü bir maç olmuştu. O sıralar, Kadıköy’de oturan babaannemin yanında kalıyordum ve Yeldeğirmeni’ndeki Gazi İlkokulu’na gidiyordum. Daha yedi yaşındaydım. O gün ilk gözağrım olmasına karşın niçin Fenerli olmadığımı ben de merak etmişimdir. Herhalde babamın Galatasaraylılığının ve beni Galatasaray’da okutma planının büyüsü altındaydım. Gazi İlkokulu’nda da, daha sonra Üsküdar’daki 30. İlkokul’da da arkadaşlarımın büyük çoğunluğu Fenerliydi; Galatasaraylı ve Beşiktaşlı olanlar parmakla sayılacak kadar azdı. Fenerbahçe o günlerde hem İstanbul’un hem de özellikle Anadolu yakasındaki semtlerin en gözde kulübüydü. Aradan geçen zaman içinde, özellikle de son zamanlarda yandaş dengesinin Galatasaray lehine değiştiği anlaşılıyor. Evet, Fenerli olmadım ama, Fener’i gözlemlemekten de geri kalmadım. Fenerbahçe yaklaşık on yıldan beri huzursuz. Bunun nedenleri yönetimlerde, üyelerin tutumunda, yandaşlarda ve özellikle de medyada aranabilir. Fenerbahçe’nin iddiaları büyük, ama hedefleri gerçekleştirmek için gerekenler yapılmıyor. Tek belirleyici koşul “para” olduğu için tutarlı yönetim düzeni bir türlü gerçekleştirilemiyor; yönetimlerin kuruluş biçimi buna pek olanak vermiyor. Kulüp çevresindeki çeşitli dernekler yönetimlerin kuruluşunda ve işlemesinde söz sahibi olmak hırsıyla davranıyorlar… Son dönemde bu etkinlik biraz azalsa da bu kez yönetim kendi içinde tutarlı olamadı. Aziz Yıldırım yönetimi tesisleşmede iyi, fakat başta futbol olmak üzere sporda başarılı değil. |
Muhalefet ise her zaman hareketli… Ayrıca, Ali Şen etmenini de gözardı etmemek gerekiyor.
Taraftar özverili ama sabırsız… İddiasız maçlara bile gidip takımına destek veriyor, fakat bir zaman sonra sabırsızlığı hoşgörüsüzlüğe dönüşüyor ve yönetimin kararlarını ve gidişi olumsuz yönde etkiliyor. Fenerbahçe’nin futbol başarısızlığında medyanın rolü bence en önemli olanı. Fenerbahçe her sezona daha baştan şampiyon ilân edilerek başlıyor : “En büyük Fener”… “Bu Fener Herkesi Yener”… Medyaya göre takım her zaman yıldızlar takımıdır. Kovuluncaya kadar, Fenerbahçe antrenörü “en büyük antrenör”dür. Fenerbahçe “efsane”dir, “cumhuriyet”tir… Bazen de “imparatorluk” olur. Bu abartmaların Fenerbahçe sevgisinden çok, medyanın okuyucu-izleyici dalkavukluğundan kaynaklandığını düşünürüm. Gerek basında, gerekse televizyonlarda spor yöneticilerinin çoğu Fenerbahçe yanlısıdır. Onlar Fenerbahçe’nin en çok reyting ve tiraj getiren kulüp olduğuna kendilerini ve daha üst düzeydeki yöneticilerini inandırmışlardır. Bu nedenle Fenerbahçe’ye ilişkin gelişmeler sürekli abartılarak habere dönüştürülür. Nedense, medyadaki spor yöneticileri bu tutumun, destekledikleri kulübe nasıl zarar verdiğini yıllardan beri göremiyorlar. Yaratılan kargaşa ortamında sezon ortasında futbolcular gider, futbolcular gelir; antrenörler gider yenileri gelir. Medya için, giden de yıldızdır, gelen de… Antrenörler ise zaten her zaman dünyanın en büyükleridir. İşte böyle… Fenerbahçe ne yazık ki başarı için her şeye sahip olduğu halde, sonuçta, olması gereken yerde değil. Fenerbahçe’ye Fenerliler zarar veriyor. |

