| Güçlü olan Haklıdır |
Kaynak :
06.10.2005 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
“Todori ve Fenerbahçe” başlıklı yazımda, Kalamış’taki ünlü Todori Bahçesi’nin lokal yapılmak üzere Fenerbahçe Spor Kulübü’ne verilmesini eleştirmiştim. Yazımda, İstanbul’un belleklerde yer etmiş köşelerinden biri olan “ Todori Bahçesinin bir Kulübe tahsisi, oranın eski günlerini bilen bir kişi olarak bende burukluk yarattı. Biliyorum, şimdi kimileri, “Fenerbahçe’ye verilmesi mi’ diyecekler. Hayır, başka bir kulübe verilseydi de yine aynı burukluğu yaşardım” demiştim. Bir de kuşkumu dile getirmiştim: “ Ulu çınarların bulunduğu güzelim tarihsel bahçede lokalin gereksinmeleri doğrultusunda yeni yapılar yapılacak mı?” Eklemiştim: ”Bütün kulüplerimiz, özellikle de büyükler kendilerini her bakımdan ayrıcalıklı sayıyorlar ve çoğu zaman, yandaşları olan kamu yönetimindeki güçlü kişilerin gücünü kulüp yararına istismar ederek olmazları olura çeviriyorlar. Bu sayede kendilerini zaman zaman yasaların dışında, hattâ üstünde sayabiliyorlar. Örneğin, yeni inşaatlarını ruhsatsız olarak yapabiliyorlar; mevcutları izinsiz olarak büyütebiliyorlar. Koskoca Şükrü Saraçoğlu stadı ruhsatsız yapılmadı mı ?
İşte burada yanılmışım. Fenerbahçe Kulübü’nden gelen yazıda Şükrü Saraçoğlu Stadı için yapım ruhsatı alındığı bildiriliyor. Ayrıca, Todori aslına uygun olarak restore edilmiş, Fenerbahçe üyelerinin yanısıra, orayı sevenlere de açık olacakmış. Todori’yi sevenler adına buna sevindim.
Şehrin o noktasında 55 bin kişilik bir stada ruhsat verilemeyeceğini bir mimar olarak çok iyi biliyorum. Nitekim Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi de 9 Kasım 1999 günlü ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporuyla bu ruhsatın verilmesine karşı çıkmış; raporun sonuç bölümü şöyle: “ ÇED Danışma Kurulu Kadıköy ilçesi sınırları içinde getirilen bu yoğunluk artışını ve ticari fonksiyonu ve bu çerçevede hazırlanmış olan söz konusu projeyi yukarıda açıklanan nedenlerle sakıncalı bulmakta ve çekinceyle karşılamaktadır.” |
Sonuç olarak, stadın ruhsatı varmış. Bu hatamdan dolayı özür dilerim. Ancak “ peki, bu ruhsat nasıl verilmiş” derseniz, onun yanıtı da güne uygun bir örnekle şöyle olabilir: “ elle atılmış bir gol gibi.”
Elle atılmış bir gol çok mu önemli?” diye sorulabilir. Evet, önemli. Öyle olmasaydı Maradona’nın 1986 Dünya Kupasındaki İngiltere – Arjantin maçında elle attığı gol hâlâ anımsanır mıydı? Anelka’nınki de unutulmayacak.
Anelka’nın smaç golü sıradan bir hakem hatası olarak görülemez. Smaçı görmeyen hakemler acaba neyle meşguldürler? O golle çığırından çıkan maçta puan yitiren yalnızca Konyaspor değil. Kazanılan haksız puan ya da puanlar, şampiyonluğa oynayanlar dahil, Süper Ligin bütün takımlarını etkileyecek. Bu olayda tek kârlı olan Fenerbahçe…
Anlatmak istediklerimin özü şu: Yalnızca Fenerbahçe değil, büyük kulüpler birçok alanda kollanıyor; onlar da güçlerinden yararlanarak kimi zaman hak etmedikleri avantajlar sağlayabiliyorlar. Bu durum Türkiye’nin bugünüyle çok örtüşüyor: ”Güçlü olan haklıdır(!). |

