| Hedeflenen Herşeyi Yapmak İçin Zaman Yeterlidir (Söyleşi: Ilgın Şener / Artı Mekân) |
Kaynak :
01.03.2007 -
Artı Mekân
|
Yazdır
|
|
Başarıya ulaşmak için onu hedeflemek gerekir. Hedeflenen her şeyi yapmak için zaman yeterlidir. Önemli olan zamanı iyi kullanmaktır. İşlerinin çokluğundan yakınıp hiçbir işe yetişemediklerini söyleyenler gerçekte zamanı planlayamayan kimselerdir. Yeteneklerinizi keşfedin, geliştirin. Yeteneklere uygun işler daha kolay ve kısa sürede yapılır. Size kolay gelen ciddi işlere öncelik tanıyın. Yaptığınız işten heyecan duyun; programlayın; başladığınız işleri zamanında bitirin. Kesinlikle bitirin. Hiçbir iş yarıda bırakılmamalıdır. İşinizi iyi yapın, araştırın, sorgulayın. Her girişiminizi, her işinizi kurallara uygun olarak yapın. Taklit etmeyin, edilirseniz de kızmayın. Sağlığınıza dikkat edin. Güler yüzlü olun. Güler yüz mutluluk getirir, mutluluk başarıyı destekler. Alçakgönüllü olun. Alçakgönüllülük başarılı insanların olgunluğuna daha çok yakışır. Kendinizi aldatmayın. Unutmayın ki insanlar en kolay kendilerini aldatırlar. Akla aykırı gelen her şey gerçeğe aykırıdır. Buna karşılık hayal etmekten, düş kurmaktan hiç çekinmeyin. Büyük başarıların temelinde büyük düşlerin, büyük düşüncelerin yattığını gözardı etmeyin. Bazen büyük düşler küçüklerinden daha kolay gerçekleşebilir.’ Söyleşimize dergicilik yönünüz ve tabii Yapı Dergisi ile başlamak istiyoruz. Dergicilik alanında çalışmalarınız ne zaman başladı ve 300 sayıyı aşan Yapı Dergisi ile ilgili neler söylemek istersiniz? DH: Dergiciliğe 1961 yılında Mimarlık ve Sanat dergisini çıkaran gruba katılarak başladım. Daha sonra 1965-1969 yılları arasında Mimarlar Odası’nın Mimarlık dergisinde çalışmalarım oldu. 1973’ten itibaren de Yapı Dergisini çıkarmaya başladık. Yapı Dergisi’nin en önemli özelliği 33 yıldır aralıksız olarak çıkmasıdır. Önce iki ayda bir çıkardığımız Yapı Dergisi ‘ni, 1988 haziranından bu yana aylığa dönüştürdük.
Eşiniz Hayzuran Hanım’la birlikte proje çalışmalarınız olduğunu biliyoruz, çeşitli yarışmalara katılıyordunuz. Daha sonra Has Mimarlık Limited Şirketini kuruyorsunuz ve yurtiçinde olduğu gibi yurtdışında da çalışmalarınız oluyor. Bazı projelerde de yabancılarla ortaklıklarınız var. Bize bu süreçten bahseder misiniz? DH: Has Mimarlık’tan önce Hayzuran’la çok sayıda olmasa da düzenli proje çalışmalarımız vardı. Daha sonra Ayşe’nin mimarlık eğitimi alarak bize katılması bir dönüm noktası oldu ve 1985’te Has Mimarlıkı bir limited şirket halinde kurduk. Bazı büyük projelerde yabancı kuruluşlarla iş ortaklıklarımız ve birlikte çalışmalarımız oldu. Bunlardan ilki SOM ile yaptığımız çalışmadır. SOM ile önce Etiler’de bir proje üzerinde çalıştık, ardından Sabancı Üniversitesi için bir fikir projesi çalışmamız oldu. Daha sonra REES mimarlık firması ile Çayırova’da Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı’na ait Anadolu Sağlık Merkezi projesi çalışmalarını yaptık. REES ile birlikteliğimiz de önceki projelerde olduğu gibi mal sahiplerinin yine işi Amerikalı bir firmaya verme isteğinden ortaya çıktı. Türkiye’de böyle bir moda var. Mal sahipleri çoğu kez yabancı mimar arayışı içindeler. Bu projenin ilk bölümü olan hastane şu anda bitmiş durumda. Hastane projesini bir anlayış birliği içinde yapma olanağını bulduk. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, gerçekleştirilen yapı Türkiye’nin en iyi hastanesi oldu. Proje Türkiye’de olduğu gibi, yurtdışında da dergilerde yayımlandı. Şu anda aynı kompleks için, bir Hasta Yakınları Konaklama Tesisi, yani bir çeşit otel ve spa tesisleri yapıyoruz. Bu kez yalnızca Has Mimarlık olarak …
DH: İşi Emekli Sandığı adına yöneten proje yönetim firması Turner – Proge daha teklif aşamasında mutlaka yabancı bir grup ile işbirliği yapmamızı salık verdi. Biz de Efes Oteli için, sayılı uluslararası mimarlık firmaları arasında yer alan NBBJ ile işbirliği için anlaşma yaptık. Bu projede pilot bizdik. NBBJ ile de çok verimli bir işortaklığımız oldu. Bu proje için NBBJ, Los Angeles’teki bürosunu görevlendirmişti. Los Angeles ve İstanbul arasındaki 10 saatlik fark bize günde yaklaşık 20 saatlik bir çalışma olanağı sağladı. Böylece işin büyüklüğüne karşın, projeleri süre uzatımına gerek kalmadan teslim ettik. Efes Oteli İzmirliler için çok önemli bir yapı ve modern mimarlığın en tutarlı örneklerinden biri. DH: Evet. Biz de bu sevgiyi göz önünde tutarak çalışmalarımızı yürüttük. Binaya yaklaşımımız çok saygılı oldu. Görünüşünü, sadece girişte yaptığımız değişiklikler dışında hemen hiç değiştirmedik. İçindeki sanat yapıtlarını tek tek tespit ettik ve yine yapı içerisinde değerlendirmeye çalıştık. Bittiği zaman sanıyorum ki, Büyük Efes Oteli İzmirliler’in yaşamındaki yerini yeniden ve daha da benimsenmiş olarak alacak.
|
Yabancılarla çalışmaların ne gibi yararları oldu sizin için?
DH: Biz zorunluluk altında yabancılarla iş ortaklıkları kurduk ama yaptığımız çalışmalardan çok büyük deneyim elde ettik. Amerikalıların büyük bilgi birikimleri söz konusu… Ayrıca her konunun uzmanına çok kolay ulaşabiliyorlar. Biz hem çalışmalanmızı başarılı bir biçimde yürüttük, hem de o kanalları öğrenmiş olduk. Bugün Has Mimarlık’ta yaklaşık 25 mimar çalışmakta. Arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu bu konularda iyi yetiştiler. Şu anda bir Amerikan mimarlık firması bir projeyi nasıl teslim ediyorsa, hangi dokümanlarla, hangi standartlara uygun olarak teslim ediyorsa biz de onu yapıyoruz. Bu birikimden sonra projeler bize doğrudan gelmeye başladı. Şu anda yapmakta olduğunuz projeleriniz neler? DH: Rusya’da Moscow City Kompleksi içinde Ant yapının yapımını üstlendiği 300,000 m2 lik bir kompleksin projelerini yapıyoruz. Ayrıca Duşanbe’de Enka’nın yapmakta olduğu Hyatt Oteli söz konusu. Bu iki proje, avan projeleri yapılmış olarak bize geldi. Biz, geliştirme ve uygulama projelerini yapıyoruz. Bunların dışında Batum’da daha fikir projesi aşamasında önemli bir turizm merkezi projemiz var … Bodrum Yalıkavak’ta yapmakta olduğumuz ve çok keyif aldığımız konut projeleri var. Kemerburgaz’ da da öyle … Mimarlık ve içmimarlık ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? DH: Modern mimarlık anlayışında, yaptığınız binanın değeri, dışarıdan plastiği ile, içeriden de mekanlarıyla ortaya çıkar. Son zamanlarda özellikle de Amerika’dan gelen birtakım eğilimlerle binaların dışı ve içi ayrışmaya; içi dışından bağımsız olarak çok fazla süslenmeye başlandı. Örneğin, İstanbul Hilton Oteli modern mimarlığın dikkate değer örneklerinden biridir. Yapıldığında son derece sade, neredeyse minimalist bir tasarımı vardı. Yıllar içinde süsler eklendi. Oysa modern mimarlık süs eklemeyi reddediyor. Bizim anlayışımız da budur. Bina bittiği zaman plastiği, cepheleri, mekanıyla güzel olmalıdır. Güzellik, süs eklemekle sağlanamaz. İçmimarlık, binanın mimarisiyle uyumlu olmalı. Yapının bütününde espri bütünlüğü olması lazım. Binanın dışı gibi içinin de bütün ayrıntılarıyla çizilmesi gerekiyor. Örneğin bir otel lokantası… Onu her şeyiyle, mobilyasından, olabilirse çatal bıçağına kadar etüt etmek gerekir. Var olan binlerce ürün arasından doğruları seçerek… Doğru kumaşı, doğru ahşabı seçerek… Bütün bunlar mimar ve içmimarın görevleri arasındadır.
Peki ya ülkemizdeki içmimarlık anlayışı sizce nasıl? DH: Bizdeki içmimarlık eğitimi Amerika’daki birtakım örneklerinden esinlenerek oluşturuldu. Temel mimarlık eğitimi verilmeden 4 yılda içmimar yetiştiriliyor. Bu, kanımca yanlış. İçmimar önce mimarlık eğitiminden geçmeli, ondan sonra bir uzmanlık dalı şeklinde içmimarlık eğitimi almalı. Tıpkı tıpta olduğu gibi. Herkes önce doktor çıkıyor, sonra uzmanlık dalını seçiyor. Çok yoğun bir çalışma temponuz var. Has Mimarlık, Yapı-Endüstri Merkezi, Yapı Dergisi, Cumhuriyet Gazetesinde spor yazarlığı, çeşitli yarışmalarda jüri üyelikleri… Bunlarla ilgili organizasyonu nasıl yapıyorsunuz? Bu işin sırrı nedir? DH: Ben tek bir iş yapmaktan sıkılıyorum. Bir işi bırakıp, hemen bir başka işe yönelebilmek gibi bir özelliğim var. Zaten belki de bu nedenle, hiçbir zaman tek bir işim olmadı. Bir yandan Teknik Üniversite’de asistandım, bir yandan Mimarlar Odası İstanbul Şubesi sekreteriydim. O sekreterlik görevim devam ederken yayın komitesi sekreteri oldum ve Mimarlık Dergisini çıkarmaya başladım. Yine üniversitedeki asistanlığım sırasında daha önce de Mimarlık ve Sanat Dergisi’ni çıkarıyorduk. Daha sonra bunlara paralel olarak Hayzuran’la birlikte proje çalışmalarımız oldu, proje yarışmalarına katıldık. Bir dönem Galatasaray Spor Kulübü yönetiminde görev aldım. Eskiden bana maymun iştahlı diyorlardı, şimdi çok yönlü diyorlar. Yıllardan beri sabahları Has Mimarlık’ta, öğleden sonra Yapı Endüstri Merkezi’ndeyim. Bugün de bakarsanız; perşembe günleri Cumhuriyet’te yazım çıkıyor, her ay Yapı Dergisine yazı yazıyorum. Zaman planlamasıyla bütün bunlar rahatlıkla yapılabiliyor. Bir de, bana kolay gelen işleri yapıyorum. Bunu bir kolaycılık anlamında söylemiyorum. Herkese de tavsiye ediyorum: Sevdiğiniz işi, size kolay gelen işi yapın. O işin size kolay gelmesi sizin o konuda yetenek sahibi olduğunuzu gösterir. Başarı kazandığınızda o işi sevmeye başlarsınız. Bence işin sırrı bu.
Mimarlık öğrencilerine ve genç meslektaşlarınıza ne önerirsiniz? DH: Önce mimarlığa gönül vermek ve çok çalışmak gerekiyor. Gönülsüz bir kişiyi mimar yapamazsınız. Öncelikle, “Ben başarılı bir mimar olacağım” diye hedefinizi koymanız gerekir. Zaman çok çabuk geçiyor. İnsan ne yapacaksa bir an önce karar vermeli ve o doğrultuda yürümeli. Arayışla dalgalanarak fazla zaman kaybetmemek gerekir. Ben genç arkadaşlara, “yolunuzu şimdiden seçin” diyorum. Proje mimarı mı olmak istiyorsunuz, şantiyede mi çalışacaksınız, eğitimci mi olacaksınız? Önce hedefi belirlemek gerekiyor. Aksi halde, rüzgar nereye sürüklerse oraya gitmek çok yanlış.
Evinizi Üsküdar’da seçmenizin sebebi nedir? DH: Daha önce Yeniköy’de Mimarlar Sitesinde oturuyorduk. Güzel bir manzaramız vardı. Ancak daha sonra önümüze yapılan birtakım kaçak inşaatlarla manzaramız kapandı. Karamsarlık içinde yeni bir ev arayışına girdik. Şimdiki evimizi gazetede gördüğümüz bir ilan üzerine bulduk. 1935’te yapılmış, bakımsız kalmış bir yapıydı. Bazı değişikliklerle bugünkü haline getirdik. Bu güzel söyleşi ve konukseverliğiniz için çok teşekkür ediyoruz. |







