| Hiçbir Şey Eskisinden Farklı Olmayacak (mı?) |
Kaynak :
01.11.1999 -
Yapı Dergisi - 216
|
Yazdır
|
|
17 Ağustos Kocaeli depreminin yarattığı şokla ilk günlerde, “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak !” türünden umut içeren sloganlar çok işitilir oldu. Ancak ana depremi izleyen iki buçuk aylık süre, hiçbir şeyin eskisinden farklı olmayacağını ortaya koyan gelişmelerle dolu geçti. Depremin korkunç sonuçları ve onu izleyen öteki iç, dış depremlerin insanlara getirdiği yalnızca “korku” oldu. Bu kötü dersin ardından gelmesi beklenen bilinçlenmenin belirdiği hâlâ söylenemez. Depremde yitirilen 20 bin, sakat kalan binlerce insan, tümüyle yıkılan ya da hasar gören on binlerce bina, bunların televizyonlardaki tüyler ürpertici görüntüleri, deprem sonrasında gerekli önlemlerin bir türlü alınamaması, kendilerini bilim adamı olarak tanıtan kimi üniversite öğretim üyelerinin tutarsız sözleri toplumun bilinçlenmesi olanağını, fırsatını yok etti; yalnızca yüreklere korku saldı. Öte yandan, dini her türlü emellerine alet etmek için kolladıkları her fırsattan, her olaydan yararlanmaktan çekinmeyen sağduyudan yoksun dinci çevreler de aklı, bilimi bir yana bırakıp “ilahi ikaz”dan, “Allah’ın gazabı”ndan dem vurarak, “7.4 yetmedi mi ?” türünden saçma sloganlarla toplumu ürküterek, sindirerek kendi yollarına çekmeyi denediler. Onlara göre, “Dünya bir öküzün boynuzları arasında durur, öküz kafasını salladığında yerküre de sallanır”dı. İşte, yine herhalde bu sallanmanın sonucunda, Marmara’dan sonra oluşan Atina, Tayvan, Meksiko, Kaliforniya depremleri de o yörelerde yaşayanlara birer “ilahi ikaz” olmalıydı (!). Bütün bu tutarsız gelişmelerin sonunda aklın, mantığın yerini “korku”nun alması kaçınılmazdı. Öyle de oldu. Şimdi, yıllardan beri bir türlü anlatamadığımız kimi doğruları acaba, bu korkunun getirdiği uyarıdan yararlanarak anlatabilir miyiz? İnsanlarımız hâlâ depremin sonuçlarını “hırsız müteahhit”e, “çalınan malzeme”ye bağlamak eğilimindeler. İnşaat işinin herşeyden önce “bilgi”ye dayanan bir süreç, bir eylemler dizisi olduğu, bütün halkalarının sağlam olması gereken bir zincir oluşturduğu gerçeği gözardı ediliyor. Çok büyük inşaat hacmine karşın mimarları, mühendisleri işsiz bir ülkede yapıların estetikten yoksun, çürük ve sağlıksız olmasından daha doğal ne olabilir ki? Bugüne değin, olanlar oldu. Türk toplumu kendi anlayış ve alışkanlıklarıyla, çoğu kez akıl dışı yollarla, aklın alamayacağı yerleşimler ve binalar kurdu. Var olan yapı stoğunun sağlıklı hale getirilebilmesi, var olan olanaklarla kısa dönemde üstesinden gelinemeyecek kadar zor bir sorun. Buna karşılık, hiç değilse yeni yapılanmayı ve yeni yapılaşmayı kurtarabilmek amacıyla doğru çözümlere gidebiliriz. İşte, yıllardan beri bıkıp usanmadan söylediklerimizi daha kolay anlaşılabilir, eleştirilebilir ve geliştirilebilir kılmak üzere bir kez de aşağıdaki çizelgeyle sunuyorum. |
Yukarıdaki çizelge, yeni yapılar için, yalnızca depreme karşı değil, genel anlamda izlenmesi gereken yolları içeriyor. Aslında, doğru yapım, deprem güvenliğine de yanıt veriyor. Toplumumuzun kötü alışkanlıkları yüzünden çürük olarak yapılmış yapılarımızın yanısıra, özen gösterilerek yapılmış olanlar da bugünkü deprem yönetmeliğinin esaslarına göre, deprem güvenliği bakımından yetersiz kalıyor. Özellikle deprem riski yüksek bölgelerde bulunan yapı stoğunun sağlıklı hale getirilebilmesi için de izlenmesi gereken daha çetin bir yol var. Bunları da burada satırbaşlarıyla sıralamaya çalışalım: * Yürürlükteki kent planlarının, politik ve ekonomik çıkarlardan uzak olarak yalnızca şehircilik ilkeleri ve deprem gözlüğüyle yeniden incelenmesi ve gerekiyorsa düzeltilmesi, * Yapı stoğunun deprem güvenliği açısından gözden geçirilmesi (yerleşme düzeni, arsa zemini, taşıyıcı sistem), * Düzeltilebilecek yapıların yeni deprem yönetmeliğine göre irdelenerek taşıyıcı sistemlerinin desteklenmesi ve güçlendirilmesi. Bu sonuncu işlemin, apartmanlarda hiç de kolay ve pratik olmayacağı açık. İçlerinde büyük toplulukları barındıran yapılar bu işlemler için daha elverişli oldukları gibi, özellikleri nedeniyle bunlara öncelik verilmesi de gerekiyor. Okullar, öğrenci yurtları, hastaneler, oteller, cezaevleri, stadyumlar, spor salonları, sinemalar, tiyatrolar ve stratejik önemi yüksek yapılar bu kapsamda öncelikle ele alınmalı. Gösterilecek çaba, daha çok, geleceği kurtarmak çabası gibi gözüküyor. |


