Mimarlık Semineri 2015’in Ardından Kaynak : 01.05.2015 - Mimarlık Dergisi - 383 | Yazdır

Aynı temalı bir seminer yaklaşık 46 yıl önce, 1969 yılının son günlerinde Ankara’da ODTÜ’de yapılmıştı. O tarihe kadar Oda’nın pek çok noktasında görev aldıktan sonra 1969 Ekim ayı başında askerlik için ayrıldığımdan anılan seminere katılamamıştım. O seminere ilişkin olarak MİMARLIK dergisinin 74 ve 75. sayılarında Önder Şenyapılı’nın özet değerlendirmeleri var (1).

46 yıl sonra, bu kez İstanbul’da düzenlenen iki günlük seminere katılma şansım oldu. Aradan geçen yaklaşık yarım yüzyıllık bir süreye karşın sorunlarda şaşırtıcı bir benzerlik vardı. Oysa geçen süre içinde Dünya’da pek çok şey değişmişti; Türkiye’de de değişmiş olması gerekirdi. Ülkede mimarlık alanındaki değişim, sorunların daha karmaşık, çözümlerinin daha içinden çıkılmaz hale gelmesinden ibaretti. Oysa iki dönem arasında ciddi farklar vardı. 20. yüzyılda Dünya, Sanayi Çağı’nı yaşıyordu… Söylemlerde anlayış olarak toplum ön plandaydı. Şimdi artık Bilişim Çağı olarak anılan 21. yüzyıldayız. Yükselen değer olarak emeğin yerini bilgi aldı. Bugün bir yandan da küreselleşme, neoliberal ekonomik politikalar ve bireysel ya da grupsal çıkarlar ön plandadır. Bu süreçte devlet, bu işlerin aracı haline getirilmektedir.

Liberal ekonomi, Fransızca, “Laissez faire, laissez passer” yani “Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” kuralına dayanır. Oysa bugün neoliberalizmle karşı karşıya olduğumuz durum, “Bırakın yapsınlar, bırakın satsınlar” şeklinde… O anlayışa göre, satılan, satılabilirliği olan her şeydir; vatan toprağı bile olabilir.

Bu seminerde görevli olduğum oturumun konusu, “Türkiye Mimarlık Eğitimi Politikasına Doğru” idi. Kanımca, “Mimarlık Eğitimi” mimarlığın bileşenlerinden yalnızca biri ve bir yandan da ülkenin genel eğitim politikasına çok bağımlı. Aslında öncelikle üzerine eğilmemiz gerekenin, “Ülke Mimarlık Politikası” olduğunu düşünüyorum.

Bugün ülkemizde “mimarlık”ın; Kentsel planlama ve kentsel tasarım boşlukları ya da yoklukları… Kamu kesiminin çarpık mimarlık anlayışı… İş verme düzenindeki bozukluklar… Delik deşik yasalar, yönetmelikler… Eğitim sistemindeki bozukluklar… Plan yapma yetkilerindeki kargaşa (kamuda belediyelerin yanısıra, plan yapma yetkisine sahip 18 farklı kurum söz konusu)… Mesleki yetkinlik aranmayışı… Kamunun meslek örgütlerine uyguladığı baskılar… türünden engeller nedeniyle zavallı duruma geldiğini söyleyebiliriz.

İşte bundan dolayı, ülkede iyi mimarlık için öncelikle, “Ülke Mimarlık Politikası”na ihtiyacımız var. Mimarlar Odası bu politikayı bir an önce belirleyip uygulanmasını sağlamak üzere gerekli adımları atmalıdır. Bu konuda Mimarlar Odası’nda ve Mimarlık Vakfı’nda ciddi çalışmalar yapılmıştı. Her iki kurumda da çeşitli ülkelerdeki deneyim ve mevzuatı derleyen ciddi bir birikim olduğunu biliyoruz.

Yine dönelim seminerdeki “Türkiye Mimarlık Eğitimi Politikası” oturumuna… Bülend Tuna o konuda çok ayrıntılı bir bildiri hazırlamıştı. Tuna’nın saptamalarına göre, YÖK sistemi içinde 2014’te öğrenci kabul eden 101 Mimarlık Bölümü var. (Geçen kısa süre içinde yenileri açılmış olabilir.) Bunlar eğitim düzeyleri ve olanakları birbirinden çok farklı, devlet ya da vakıf okulları. Her iki grupta da iyi öğretim kurumlarının yanında, mekân, öğrenci sayısı, eğitim kadrosu, öğretim araçları bakımından çok yetersiz olanları da var. Okulları değerlendirecek zorunlu bir “akreditasyon” (denklik) sistemi yok. Eğitim süresinin uluslararası ölçütlere göre yetersizliğinin yanısıra mezuniyet sonrasında mesleğe kabul de otomatik… Herhangi bir “yetkinlik” sistemi söz konusu değil. Bizdeki, yalnızca niceliğe dayalı oluşumlar AB ve onun dışındaki uygar ülkelerin sistemleriyle bağdaşmıyor.

Bugünküne benzer tutarsız bir durum, 1969 semineri sırasında da özel yüksekokullar süreci ile yaşanıyordu. Bu tür okullar ticari amaçlı olarak kısa sürede pıtrak gibi çoğalmışlardı. Mimarlar Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası’nın ortak çabaları, konunun Anayasa Mahkemesi’ne taşınmasını sağlamış ve o okullar AYM’ce Anayasa’ya aykırı bulunarak 1971 yılı başında kapatılmıştı.

Bugün, hem devlet okulları, hem de vakıf okulları için, nitelik sorunlarıyla karşı karşıyayız.

Mimarlık eğitiminde durum böyle… Uygulamaya ilişkin olarak yukarıda sıraladığımız engeller de dikkate alındığında ülke mimarlığının ciddi bir bunalımda olduğunu söyleyebiliriz. Ülkedeki demokrasi bunalımı mimarlığa da yansıyor.

Mimarlık, Avrupa Birliği tarafından, Tıp ve Hukuk’la birlikte, insana doğrudan yönelik üç meslekten biri olarak kabul edilmiştir. AB’ye üyelik sürecinde yalpalamaya başlamamızdan önce, o meslekler için AB ile uyum sağlama adına Hükümetçe bazı adımlar atılmaktaydı. AB ilişkilerinin rafa kaldırılmasıyla o süreçten de vazgeçilmiş gibi görünüyor.

Bugün mimarlık, özel kesimde neoliberal ekonominin egemenliği altındadır; kamu kesiminde ise siyasal iktidarın dayatmalarıyla karşı karşıyadır. Siyasal iktidar, sistemin iyileştirilerek çağdaş standartlara eriştirilmesi yerine, geçmişteki yapılara öykünen bir üslup yaratma tutkusuyla tarihselci-ulusalcı bir mimarlık üretme peşinde. Mimarlık bu değildir. Bilinmelidir ki bir ülkenin kültürel düzeyinin göstergesi olan mimarlık, yalnızca mimarlara bırakılan bir iş olmadığı gibi, geçici iktidar sahiplerine de, onların dayatmalarına da bırakılamayacak türden özgün bir üretim alanıdır.

46 yıl sonra yine aynı sorunların konuşulmamasını dileyelim.

1. a. dergi.mo.org.tr/dergiler/4/393/5731.pdf
b. dergi.mo.org.tr/dergiler/4/394/5752.pdf