Okçuluk ve “İstanbul’un Son Nişan Taşları” Kaynak : 28.12.2006 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Ok Türkler için savaşta silah, barışta spordu. Osmanlılar fethettikleri her yerde bir ok meydanı kurdular. İstanbul’daki Okmeydanı da fetihten sonra düzenlenmiştir. 2. Bayezid döneminde burada bir de Okçular Tekkesi kurulmuştu. Cem Atabey’in yazdığına göre, “Okçuluk burada gerçek bir spor dalı halinde büyük bir gelişme gösterirken kemankeşler bu meydanda yay gerip ok savurmuşlardı. Meydanın da, tekkenin de kendine özgü birtakım töreleri, kuralları vardı.”

Elimde yeni çıkmış bir kitap var : “İstanbul’un Son Nişan Taşları” (1). Yıllar süren yoğun araştırmaya dayalı bir çabanın ürünü.

Nişan taşı denince çoğu kez akla İstanbul’daki bir semtin adı gelir. Oysa, okçuluğa paralel olarak nişan taşlarının tarihimizde önemli bir yeri var. Aslında, Nişantaşı semti de adını, dörtyol ağzındaki tarihi taştan alıyor.

“İstanbul’un Son Nişan Taşları” yalnızca nişan taşlarını anlatmakla kalmıyor. Kitapta tarih var, toplum var, spor var, mimarlık var. Ayrıca, okçuluğun kökenine, Türk geleneklerine gidiliyor. Örneğin, yay ve okla ilgili hemen bütün sözcüklerin Orta Asya Türk kökenli olduğunu; Orta Asya’daki Türkler arasında, yeni kurulmuş bir devletin başkanına, onu tanıdığını göstermek için ok ve yay armağan etme adeti bulunduğunu da yine Şinasi Acar’dan öğreniyoruz.

Ok ve yay, ateşli silahlardan önce, orduların vazgeçilmez silahlarından biridir. “Tüfek” Osmanlı ordusuna girerken “ok” karşısında ciddi bir dirençle karşılaşmış. Askerler uzun zaman, kullanımında büyük ustalık kazandıkları ok ve yayı tüfeğe tercih etmişler. Acar, bunları anlatmakla kalmıyor; ok ve yayın teknik yönlerini de irdeliyor… Kendi mühendislik bilgilerinden de yararlanarak, ok atmanın matematiğine eğiliyor.

Okçuluk bugün de önemini koruyan ciddi bir spor dalı. Tarihte de okçuluk yarışmaları yapılıyor. Osmanlılarda zaman zaman padişahlar ve ülkenin üst düzey yöneticileri de yarışmalara katılıyorlar. Bu yarışmalarda dereceler belirleniyor, rekorlar belgeleniyor. En dikkate değer belgeler de rekorların kırıldığı menzillere dikilen taşlar, yani nişan taşları…

İstanbul’un nişan taşları yalnızca Teşvikiye ve Nişantaşı’nda bulunmuyor; bu türden tarihe mal olmuş pek çok nişan taşının yer aldığı bölgeler, meydanlar var İstanbul’da. Okmeydanı İstanbul’daki nişan taşlarının en önemli merkezidir; ancak Şinasi Acar, Okmeydanı dışındaki nişan taşlarına da erişmiş. Köşede bucakta, hoyratça davranışlara karşın ne kalmışsa hepsine erişmeyi denemiş. Sonuçta, büyük ölçüde başarmış da.

İstanbul aldığı aşırı göç ve yoğun yapılaşmayla yağmalanırken Okmeydanı da bundan nasibini aldı. Çevre yağmalanırken nişan taşlarının korunmasını beklemek safça bir hayal olurdu. Böylece taşların da büyük bir bölümü yok edildi. Yüzyıllardan beri, tarihi eser taşlarını yeni yapılarında ya da mermer kireci üretiminde kullanmış olan bir toplumun nişan taşlarını gözü gibi koruması beklenemezdi elbet. Şehrin yöneticileri de yağmayı engellemek ve hiç değilse tarihsel yapıtları korumak yerine, yapılanlara seyirci kalınca tarihsel olduğu kadar sanatsal değer de taşıyan nişan taşları vandallığa yenik düşmekten kurtulamadılar. Acar’ın haklı deyişiyle, “Bu hazin manzara, tarih bilincini yitirmiş bir toplumun acıklı sonunu sergilemektedir.” Ne diyelim ?…

1. M. Şinasi Acar, İstanbul’un Son Nişan Taşları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2006.