Olaylar-Yorumlar.. (Gökkafes – İMÇ, Perpa ve Ötekiler) Kaynak : 01.09.1997 - Yapı Dergisi - 190 | Yazdır

Gökkafes
Gökkafes hayasızca yükseliyor.. Dolmabahçe Sarayı’nı, Dolmabahçe Camisi’ni, çevresindeki her şeyi ezerek …
Gökkafes eski belediye başkanı Bedrettin Dalan’ın İstanbul’a armağanıdır. Bilindiği gibi, Dalan, o dönemin gözde deyişiyle “vizyon” sahibiydi. 12 Eylül darbesi sonrasında türeyen ve Türkiye’nin siyaset yaşamına birdenbire giriveren vizyon (!) sahibi pek çok politikacı vardı o günlerde. Dalan, ekonomide İstanbul’u Beyrut’un yerine koyacaktı; kimi zaman da Hong Kong yapmaktan dem vuruyordu.
İşte, Boğaz ve Haliç kenarındaki kazıklı yollar, Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesini işgal edip Saray’ın sırtına binen Swissôtel, Conrad Hilton, Park Otel ve daha birçok ölçüsüz yapı hep Dalan’ın bu müthiş vizyonunun ve işbitiriciliğinin İstanbul’a armağanlarıydı (!). Swissôtel’in sakıncalarının yalnızca görsel olmadığı, şimdi ortaya çıkarak Dolmabahçe Sarayı’nı tehdit eden teknik sorunlarla daha iyi anlaşılıyor.
Dalan’dan kalan mirastan ikisinin sonuçta durdurularak engellenebildiği sanılıyordu: Park Otel ve Gökkafes.. Gökkafes’te inşaat yeniden başladı ve hızla devam ediyor; yapı yükseldikçe yükseliyor. Beton canavar olarak anılan Park Otel’inse, üstteki katlarından bir bölümü Sözen’in belediye başkanlığı sırasında yıkılmıştı. Şimdi orada da inşaatın için için sürdüğü söyleniyor.
Gökkafes, üzerine inşaat yapılmamak üzere Osmanlı döneminde vakfedilmiş olan bir arsada, vakfedenlerin şartlarına aykırı olarak yapılıyor. 1980’li yıllarda, bu noktada böylesine bir inşaat yapılmasına karşı çeşitli kesimlerde haklı olarak oluşan tepki ve engellemeleri, Dalan, bir pazar günü Cumhurbaşkanlığı Florya konutunda zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren’i ikna ederek aşabilmişti.
Bilgilere göre, Koruma Kurulu, Gökkafes’in yüksekliğinin Taşkışla düzeyini aşamayacağına karar vermiş. Ayrıca, Danıştay da bu bölgeye ilişkin planı iptal etmiş. Bunlara karşın inşaat hızla ilerliyor.
Park Otel canavarı bilinçli toplumsal dayanışmanın sağladığı güç ve baskı sayesinde durdurulmuş gibi görünüyor. Gökkafes için İstanbullular neredeler?

İMÇ, Perpa ve Ötekiler
İstanbul Unkapanı’ndaki Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), Mahmutpaşa ve Sultanhamam’da sıkışıp kalmış kumaş mağazalarının nakledilmesi için yapılmıştı. Böylece, Sultanhamam çevresinin kamyon trafiğinden arındırılarak ferahlatılması amaçlanıyordu. Yeni Manifaturacılar Çarşısı için kurulan kooperatif iyiniyetle işe başlayarak bir mimari proje yarışması bile açmıştı. Bu yoldan elde edilen projelerle inşaat bitirildi. Ama esnaf Sultanhamam’daki yerlerinden kımıldamadı. “Manifaturacılar” sözcüğü, yalnızca çarşının adında kaldı. Şimdi çarşıda plakçılar-kasetçiler ağırlıkta olmak üzere çeşitli meslekten esnaf var, manifaturacı yok.
Daha sonraki yıllarda Yeni Levent’in karşısında Oto Sanayi Sitesi kuruldu. Amaç, başta Dolapdere’dekiler olmak üzere şehrin çeşitli yerlerine yayılmış oto tamircilerini şehir dışındaki bu noktaya nakletmekti. Böylece hem Dolapdere kurtulacak hem de bu işle uğraşan küçük daha düzenli çalışma ortamı içinde, bir araya toplanmış olacaktı.

Oto Sanayi Sitesi’yle yetinilmedi, ardından Maslak’ta Atatürk Oto Sanayi Sitesi kuruldu. Amaç hep aynıydı. Bu arada, geçen zaman içinde şehir kuzeye doğru yayıldığı için ilk Oto Sanayi Sitesi artık şehrin içinde kalıyordu. Aslında şehri yanlış bir şekilde kuzeye doğru kaydıran yerleşmelerin başında bu sanayi siteleri vardı. Boğaz gecekondularının başlangıcı da bu sanayi yerleşmelerinden kaynaklanıyordu. Bu iki siteye oto tamircileri gelip yerleştiler, ama çoğu, Dolapdere’deki yerlerini bırakmamışlardı. İstanbul’un merkezinde yer alan Dolapdere, yıllar öncesinden gelen işlevini bugün de, olduğu gibi sürdürüyor. Dolapdere Caddesi üzerindeki tamirhanelere sığmayan otolar, bırakın kaldırımları, yollara taşıyor. Acaba, Dolapdere’deki, oto tamircilerinin nasıl bir dokunulmazlığı vardır? Büyükşehir ve ilgili ilçe belediyeleri şehrin merkezinde yer alan, hem de önemli bir trafik arteri olan Dolapdere’nin bu perişan halini nasıl görmezler; bu duruma nasıl razı olurlar?
Gelelim Perpa’ya.. Perpa, Karaköy Perşembepazarı’nda yerleşmiş olan esnafın yukarıdaki örneklere benzer bir şekilde Okmeydanı’na kaydırılması ve Karaköy çevresinin rahatlatılması için tasarlandı. Burası yeni Perşembepazarı olacaktı; adını da oradan alıyordu. Dalan’ın başkanlığı döneminde İstanbul Belediyesi’nin desteklediği proje, Perşembepazarı esnafının kurduğu kooperatif ve Belediye işbirliğiyle kısa sürede gerçekleştirildi. Ama gelin görün ki, aynı direniş burada da oldu. Kimse, Karaköy’de kök saldığı yerinden kımıldamak istemiyor. Anlaşılan, insanlar Perpa’da işyeri açmak için değil, spekülasyon amacıyla dükkan almışlar. Bu dükkanları ya boş tutuyorlar ya da depo olarak kullanıyorlar. Perpa’ya taşınmış olan birinin söylediğine göre “Karaköy’ün de Perpa’ya taşınması için Karaköy’deki yıkım kararlarının uygulanması gerekir”miş (1). Demek ki taşınmaları için ille de yıkmak gerekiyor. Şimdi herkes bekleyişte.. Perpa dolmuyor, Perpa canlanamıyor.
Başka bir örnek dericilerdir. Dericilerin saldıkları kokudan, turistler bile nerede olduklarını anlayabilirlerdi. Özellikle yaz aylarında Yedikule Zeytinburnu sahil yolundan burun tıkamadan geçmek olanaksızdı. Ayrıca, tesisler, görünüşleriyle de, teknolojileriyle de, sağlığa ve çevreye zararlı oluşlarıyla da çağdışıydılar.
Dericilere, yeni bir yerleşme için Tuzla’da yer gösterildi. Tesislerini orada yaptılar, ama oraya gitmemek için uzun süre bin dereden su getirerek direndiler. Sonunda Belediye’nin basiretli zorlamaları ve emrivakileriyle ancak mevzilerini terk ettiler.
Merter Keresteciler Sitesi de, adından anlaşılacağı gibi keresteciler için kurulmuştu, konfeksiyoncuların oldu. Örnekler çoğaltılabilir.. Plansızlıktan yakınıyoruz.. Ya yanlış kararlarla yanlış planlar yapıyoruz, ya da planı uygulayıncaya kadar şehrin boyutları, sınırları değişiyor.. Aynca, plan uygulayacak kurumlar gerekli otoriteye ya da niyete sahip değiller.
İşte Sultanhamam, işte Dolapdere, işte Perşembepazarı, işte Merter..

1. Perpa Dergisi, Aralık-Ocak 1997, S.35.