Olaylar-Yorumlar (Türkiye Bugünün Dünyasının Neresinde?;Paris’e Liman, İstanbul’a Köprü…;Yanlışlardan Doğrular Çıkmıyor!) Kaynak : 01.04.2012 - Yapı Dergisi - 365 | Yazdır

Türkiye Bugünün Dünyasının Neresinde?

Türkiye ekonomisi dünya ekonomisi içinde hatırı sayılır bir noktada. GSMH bakımından ekonomisinin büyüklüğüyle 16. sırada. Rakam, kişi başına yani 74 milyona bölündüğünde sonuç pek de fena değil. Üzerinde durulması gereken bir nokta, kişi başına bölünmesinin pek adaletli ve hakça olmadığı.

Şimdi gelelim öteki verilere…

“Legatum Prosperity Index” (1) her yıl ülkeleri didikliyor ve “refah” düzeylerine göre sıraya diziyor. Kısa bir süre önce internette yayımlanan endeksin verilerine göre, bakalım Türkiye nerelerde…

Dikkate alınan verilere göre çeşitli alanlarda incelenen 110 ülke arasında Türkiye’nin dünya sıralamasındaki yeri şöyle:

Ekonomi                     78. sırada

Girişim ve Olanaklar  52. sırada

Yönetim                     48. sırada

Eğitim                         76. sırada

Sağlık                         55. sırada

Güvenlik                     81. sırada

Kişisel Özgürlük         95. sırada

Sosyal Sermaye          99. sırada

Genel sıralamada ise, 110 ülke arasında 75. sıradayız.

Yine Legatum Prosperity Index’in kabullerine göre sıralama sonuçları bakımından yukarıdaki ilk beş satırda yani Ekonomi, Girişim ve Olanaklar, Yönetim, Eğitim ve Sağlık’ta notumuz ORTA; sonraki üç alanda, Güvenlik, Kişisel Özgürlük ve Sosyal Sermaye’de ise ZAYIF.

İşte, Legatum Prosperity Index’e göre karnemiz böyle… En azından üç dalda notumuz kırık, ötekiler de orta. Ne yazık ki iyi notumuz hiç yok.

Haydi öğrenci tavrıyla diyelim ki Legatum Prosperity Index bize garez oldu, hakkımızı yiyor!… Bu durumda başka göstergelere de bakabiliriz. Yeryüzünde başka değerlendirme kuruluşları da var. İşte onlardan bazı sonuçlar:

Birleşmiş Milletler UNDP İnsani Gelişmişlik Raporu’nda Türkiye, 187 ülke arasında 92. sırada (2). YAPI’da çıkan bir yazımda 2009 raporu endeksine değinmiştim. Ona göre gerilemişiz. O zamanki verilere göre sıramız 182’de 79’muş (3). Yine 2011 verilerine göre cinsiyet uçurumu endeksinde ise, kadının ekonomiye katılımında 135 ülke arasında sondan dördüncüyüz.

Ünlü The Economist dergisinin Demokrasi Endeksi’nde 167 ülke arasında Türkiye 88. sırada.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2011 Basın Özgürlüğü listesine göre Türkiye 179 ülke arasında 148. sırada (4). Burada da gerileme var: 2008 yılı sonundaki yerimiz 120/175 imiş.

Başka veriler de var. Örneğin, Eğitim konusunda… O verileri de değerli siyaset adamı, Emekli Büyükelçi Onur Öymen’in bir “mail”inden kısaltarak aktarıyorum: Şöyle:

“Değerli eğitimci İbrahim Betil’in çeşitli uluslararası kaynaklardan derlediği ve eğitim alanında Türkiye’yi başka ülkelerle kıyaslayan rakamları:

•Ulusal Gelir içinde Eğitim harcamalarına ayrılan pay: 171 ülke içinde Türkiye 132. sırada

•Yetişkin Okur Yazarlık oranı: 194 ülke içinde Türkiye 95.

•Toplam Nüfus İçinde Ortaokullaşma oranı: 194 ülke içinde Türkiye 113.

•Toplam Nüfus İçinde Okullaşma: 183 ülke arasında Türkiye 107.

•Toplam Nüfus İçinde Lise diploması olanlar: Türkiye % 29 (Bu oran örn. Çek Cumhuriyeti’nde % 91, ABD’de % 88)

•Türkiye’de Ortalama Okullaşma süresi: 6.5 yıl. Bu, Türkiye’yi Dünyada 92. sıraya yerleştirmekte

•Cinsiyet eşitliği: İlköğretim Kız – Erkek Oranı: 185 ülke içinde Türkiye 107. sırada. Ekonomik olarak daha az gelişmiş ülkelerden Gambia 4., Ürdün 22., Katar 69., Tunus 105.

•Ortaöğretimde Kız Erkek Oranı: 185 ülke içinde Türkiye 139. sırada

•15-24 yaş nüfusun okur yazarlığı 2003-2007: Dünya sıralamasında Türkiye Kızlarda 89., Erkeklerde 60. sırada

•Kadın Nüfusun Okur-Yazarlığı: Türkiye 140. sırada

•Eğitimde Eşitsizlik: 150 ülke içinde Türkiye 94. sırada

•Ortaöğretimde kızların okula devam oranı 2003-2008: Türkiye % 43 (Kazakistan % 97, Bosna Hersek % 89, Azerbaycan % 80, Cezayir %65)

•Cinsiyet Eşitliği: Lise Eğitimi almış nüfus içinde Kadınların Erkeklere oranı:
152 ülke içinde Türkiye 125. sırada” 

Bütün bu verilerin ardından Onur Öymen soruyor:

“Acaba bu utanç verici tablonun sorumlusu 8 yıllık kesintisiz eğitim midir? Eğitimin bu temel sorunlarını tartışacağımıza kesintisiz eğitimi bölerek Türk çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamayı mı düşünüyoruz? Türk toplumunu daha muhafazakârlaştırmak amacıyla yola çıkanlar Cumhuriyetin temel değerlerine her gün biraz daha zarar veriyorlar.”

İşte ülkemizin boy fotoğrafı… Övünülecek bir tablo yok ortada. Bütün bu verilerden sonra ben de soruyorum: Bu kırık karneyle Türkiye nerede? Nereye gidiyoruz? 

Paris’e Liman, İstanbul’a Köprü…

Geçenlerde Yapı-Endüstri Merkezi’nde bir konferans, ardından da bir panel vardı. YEM ile Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nce (IFEA) düzenlenen buluşmanın konusu 17 Eylül 2007’de Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından ortaya konan 2050 yılı hedefli “Büyük Paris” planlaması ve kentsel dönüşümdü. Yarışma sonucunda seçilen
10 proje uygulamaya hazır projeler olmayıp yaratıcı fikirleri, stratejileri, ilkeleri ortaya koyan öneriler şeklinde, ileriye dönük sağlıklı senaryolar üretmenin başlangıcı olarak konumlanmıştı.

Konuşmacı, anılan “Büyük Paris” yarışmasında seçilen 10 projeden birinin başı Mimar-Şehirci Antoine Grumbach’tı. Çok ilginç bir sunuşla, önerdiği Büyük Paris projesinin ne olduğunu ayrıntılarıyla anlattı.

Antoine Grumbach’ın “Seine Metropolü” önerisi, Paris-Rouen-Le Havre’ı bir eksen üzerinde buluşturan Seine Nehri vadisinin geliştirilmesini öngörüyor. Projenin yola çıkış noktası şöyle: Bugün dünyada ticarette yüzde 85 oranında suyolu ve deniz taşımacılığından yararlanılıyor. Bu nedenle de iddialı şehirlerin gelişmelerini sürdürebilmek için deniz kenarında olması ya da bir şekilde denize açılması gerekiyor. Paris denize yakın değil, ancak Seine nehri Paris’ten geçiyor, Rouen’ı aşarak Le Havre’da Manş Denizi’ne, dolayısıyla Atlas Okyanusu’na dökülüyor. İşte, Grumbach planının ana fikri bu. Paris’i Seine’den yararlanarak denize bağlamak. Bir yandan da, Paris metropolünü olduğu yerde yoğunlaştırıp büyütmek yerine, doğa içinde, lineer düzende, çok kutuplu yeni oluşumlarla desteklemek. Bu çerçevede, gelecek otuz yılda Paris nüfusunun 12 milyonu aşmasının önlenmesi de hedefleniyor.

Paris-Le Havre arasını kapsayan 203 km.lik bant için uzmanların ve kamuoyunun görüşleri alınmış, sayısız büyük toplantılar düzenlenmiş. “Büyük Paris” planlaması için 4 tematik sentezin (kimlik, ulaşım, şehircilik, çevre) tartışıldığı, yerel yönetimlerin de katkılarıyla düzenlenen toplantılara bugüne kadar katılanların sayısı 300 bini bulmuş.

Şimdi gelelim bize… Taşımacılık ve ulaşım için biz suyolu ve demiryolu yerine hâlâ karayollarından, TIR kamyonlarından medet umuyoruz. Konuyu Türkiye’nin birkaç noktasında üretim tesisleri olan bir sanayici dostuma aktardım. Tesislerinin yerleşmesinde denize yakınlığı gözetip gözetmediklerini sordum. Yanıtı ilginçti: “Anlattıklarınız doğru… Deniz taşımacılığı ucuz, ancak bizde liman hizmetleri çok pahalı. Limanlar özelleştirildikten sonra çok pahalı hale geldi. Yüklediğimiz limanda da hizmet pahalı, indirdiğimiz limanda da… Bu şekilde öteki ülkelerle rekabet gücümüzü yitiriyoruz.” Evet, taşımacılıkta durum bu…

Türkiye öteki ülkelere pek benzemiyor. Koşulları hep farklı ve çoğu kez akıl dışı. Bu nedenle, üretilen çözümler de hep akıl dışı… Dolmuş, gecekondu nasıl cinfikirli buluşlarsa, TIR’a dayalı taşımacılık da öyle bir dahiyane buluş herhalde. Sonra da, “Gelsin Boğaz’a bir köprü daha!”

Büyük Paris projesinde dikkatimi  çeken bir başka nokta da, projenin geleneksel kentsel planlama anlayışı dışında ele alınışındaki akılcı yaklaşımlar… Planlar, projeler uzmanlarına değişik fikirlere açık olarak yarışma düzeni içinde hazırlatılıyor. Toplumun çeşitli kesimlerinin katılımıyla tartışılıyor; onların fikirlerinden ve uzlaşıya dayalı desteklerinden de yararlanılarak geliştiriliyor. Zaten Fransa bu projeye bir demokratik tartışma ve hemşeri uzlaşmasının başarılı bir örneği olarak bakıyor. Yani kısaca, bizde hep süregelen (ve süregiden) “ben yaptım oldu” dayatmacılığıyla değil.

İstanbul için bugün bir sürü noktasal müdahale girişimi var. Taksim, Haydarpaşa, Galataport, 3. Köprü, Finans Merkezi ve daha niceleri… Paris’teki uygulamaya benzer bir yaklaşımı var mı yöneticilerimizin? 2009’da Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nca Ankara’da düzenlenen “Kentleşme Şurası”nın sloganı, “Türkiye Ortak Aklını Arıyor”du. Aradan üç yıl geçti; ortak aklımız nerede?

“Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak” için galiba daha epeyce yolumuz var.

Yanlışlardan Doğrular Çıkmıyor!

•Van Depremi nedeniyle Van’daki binaların kamu yapıları dahil neredeyse tümü kullanılamaz hale geldi. Evlerine giremeyen depremzedeler hâlâ açıkta.

•Amik Ovası sel suları altında kaldı; Hatay Havalimanı da…

•Edirne’de nehirler taştı. Şehir günlerce sular altında kaldı.

•Fatih Sultan Mehmet Köprüsü İstanbul’un kuzeye yani yeşile ve su havzalarına doğru kaymasına neden oldu ve çevresini bitirdi. Üçüncü Köprünün de çevresini bitireceğinden kuşkunuz olmasın.

Doğa bağışlamıyor. Yanlışlardan doğrular çıkmıyor!

Notlar

1.The 2011 Legatum Prosperity Index, www.prosperity.com/countries.aspx

2.Human Development Index, http://hdr.undp.org/en/statistics/

3.Hasol, D., Türkiye İnsani Gelişmenin Neresinde? YAPI, Kasım 2009/sayı:336., www.doganhasol.net

4.Press Freedom Index 2011-2012; Reporters without Borders.      

Grumbach, Paris metrosu şemasından esinlenen bütünleşik birulaşım ağı yaratarak Paris-Le Havre arasını dönüştürmeyi hedefliyor.

Senaryo, Paris-Le Havre eksenini ekonomik, kültürel,çevresel ve yönetsel yönleriyle ele alıyor.