| Olaylar-Yorumlar.. (Ülke Dertli, Mimarlar Dertli… – Yapı Biter Mimar Unutulur.. – Prof. Kemal Ahmet Aru) |
Kaynak :
01.01.2006 -
Yapı Dergisi - 290
|
Yazdır
|
|
Önceki yılbaşı yazılarımda yılın olaylarını derleyip özetlemeye çalışırdım. Bu yıl durum farklı… Bu işi www.yapi.com.tr üstlendi. Arkadaşlarım gerçekten, çok düzgün bir çalışmayla 2005 yılının önemli mimarlık ve yapı olaylarını “2005 Almanak” adı altında, üstelik resimli olarak kusursuz bir şekilde derlediler. 2005’in bellibaşlı Mimarlık ve Yapı olayları Haberler, Etkinlikler, Yarışmalar, Yayınlar, Kaybettiklerimiz ve Anketler başlıkları altında kolayca bulunabiliyor. Yapılan çalışmayı beğeneceğinizi düşünüyorum. Ülke Dertli, Mimarlar Dertli… Toplumun mimariye bakışı, mimariyi algılayışı 2005 Dünya Mimarlık Kongresi’nin oluşturduğu olumlu havaya karşın hâlâ yetersiz. Mimarlar çoğu kez, kentlerin maruz kaldığı yağmadan, çarpıklıktan, taşlaşmadan, çirkinlikten herkesten çok acı duyarken; bir de bütün bunların sorumlusu olarak itham edilmenin ıstırabını yaşıyorlar. Sorumlu olanlar yok mu? Doğal ki vardır, ancak bunların sayısı da, oranı da her meslekteki kadardır. Ne daha az, ne daha çok… İlkesizlik sürüp gidiyor… * Kentlerin yerleşim, planlama ve ana ulaşım politikalarındaki bozukluk, Bu liste uzatılabilir. Yeni yıl için karamsar bir yazı olduğunun farkındayım. “Ya iyi şeyler? İyi gelişmeler yok mu?” diyebilirsiniz. Elbette vardır, ancak o liste bu kadar uzun değil. Sürüp giden bunca olumsuzluk iyi gelişmeleri gölgeliyor. Yapı Biter Mimar Unutulur “Şikâyetim şahsım adına olmaktan çok mimarlar adına. Çok defa tekrarlanan bir duruma engel olmak için toplumu – işvereni eğitmemiz gerektiğine inandığım için sana yazıyorum. Elli seneye yakın meslek hayatımda, bina açılış törenlerinde proje müellif mimarlarının adını anmamak gibi durumları normal karşıladık, fakat müellif mimarın yerine bir başkasını (içmimar veya şantiye yöneticisini) resmen proje mimarı olarak takdim edip plaket vermek gibi bir durumla şimdiye kadar hiç karşılaşmamıştım. Şişli Kültür ve Ticaret Merkezi, yeni adı ile İstanbul Cevahirler Çarşısı projesinin tarihçesini özetlemek isterim. 1988 senesinde Cevahirler Grubu tarafından açılan enternasyonal mimari proje müsabakasında Minoru Yamasaki & Assoc. (MYA) projesi, 15 yerli-yabancı firma arasından birinci seçildi. YAPI dergisinin Ağustos 1988 (81.) sayısında yayımlandı. Burada Mimari Proje Yönetim ve Tasarımının Mimar Osep Saraf, İnşaat Mühendisliğinin Alfred A. Yee, Makina ve Elektrik Mühendisliğinin de Joseph R. Loring tarafından yapıldığı zikredilmiştir. 1989-92 senelerinde aynı MYA takımı ABD’de çalışarak bu avan projeyi işverenin yeni programına göre geliştirdi ve hazırladığı Kesin Proje işverence onaylandı. 1993’te İnşaat Proje ve Detaylarının hazırlanma safhasında Cevahirler Grubu muhtelif gerekçelerle artık, projenin devamını, şantiyede kurdukları Türk Mühendis ve Mimarlar grubu ile tamamlayacaklarını ve fakat bunun için de Cevahirler proje ekibini, benim, proje müellif danışman mimarı olarak MYA’dan müstakil yönetmemi istediler. Projenin istikbali için kabul ettim. Sık sık İstanbul’a gelip, haftalarca kalıp, çok kıymetli Türk mimar ve mühendisler ekibi ile projenin müellif danışman mimarı olarak zevkle çalıştım ve bu çalışma 2001 senesine kadar devam etti. Tüm projeler üzerinde ve de şantiye girişindeki levhada da senelerce ismim müellif danışman Mimar Osep Saraf olarak yazıldı. Son 3-4 sene ise Cevahirler çoğunluğu bitmiş olan binanın içmimarlığını kendi içmimar kızları ile başaracağına inandı ve beni danışmak için davet etmedi. Bana sorulmadan da birçok değişiklikler yapıldı. Açılış töreninde yanlış tanıtım üzücü idi. Bu durumda yapılacak şey şöyle olmalı idi. İçmimara kredi vermek isteniyorsa (haklı olarak), içmimar tasarımcı Ayşe Cevahir olarak tanıtılmalı ve fakat en azından avan projesinin MYA mimarlık bürosuna ait olduğu, proje tasarım ve yöneticisinin de Osep Saraf olduğu söylenmeli idi. |
Veya yabancı firma ismi zikredilmek istenmiyorsa (bir zamanlar yabancı isimler pek revaçta idi) o zaman da 1993 senesinden beri, inşaat proje ve detayları şantiyemizde Türk Mimar ve Mühendisleri ve Mimar O. Saraf danışmanlığı ile hazırlanmıştır denilebilirdi. Böylece 13 sene, fikir projesinden detaylarına kadar proje tasarımında emek vermiş mimarın hakkı yenmezdi. Doğrusu ya, bu mimarın ‘ben’veya ‘sen’olması önemli değil. Önemli olan; ‘proje müellif mimarı’, ‘içmimar’, ‘şantiye yöneticisi’, ‘proje yönetmeni’vs. gibi terim farklarının henüz anlaşılmadığı bir ilkelliğin hüküm sürmesidir. Bir içmimar veya bir şantiye yöneticisi kendisini tüm projenin mimarı olarak ilan edebiliyor ve plaket verilirken resmi ve meslekten zevatın hiçbiri: ‘yahu bu eserin müellif mimarı kimdi?’ diye sormuyor bile… Mimarlar Odası, bu durumda soruşturma açıp, ‘sen nasıl bu eserin mimarı oluyorsun?’ diye sormuyor, gerekirse cezai hükümler tatbik edemiyor. Demek ki biz mimarlık kültürümüzü bu kadar senede hiç mi hiç geliştirememişiz. Uygar ülkelerde paraların üstüne mimarlarının resimleri basılırken, binalarının üstüne isimleri yazılırken, şehrin meydanlarına mimarlarının heykelleri dikilirken, biz bu seviyeye ulaşamamış, mimarlarımızı değerlendirememişiz. Yazık bu kadar çabamıza.” Buna benzer bir konuya daha önce de değinmiştim. Yapı bitince mimar unutuluyor. Prof. Kemal Ahmet Aru Arû’yu iyi bir hoca olarak tanıdık. Şehircilik Kürsüsü’nün başındaydı. Çalışan, çalıştıran bir hocaydı… Öğrencilerini, yardımcılarını… Herkes çalışacak, elinden gelenin en iyisini yapacaktı. 28 Nisan 1960’ta öğrenci olaylarıyla başlayıp 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle noktalanan dönemde Fakültemizin dekanıydı. Biz daha öğrenciydik. O çalkantılı dönemde ölçülü, tutarlı davranışları sayesinde hoca-öğrenci ilişkilerinde herhangi bir aksama olmadı. “Devrim” adını alacak ihtilal, bir süre sonra, doğası gereği kendi evlatlarını da yemeye başlayacaktı. Bu dönemde sayıları zaten az olan üniversitelerden 147 öğretim üyesi Milli Birlik Komitesi’nin ani bir kararıyla, hiçbir gerekçe açıklanmadan görevden alınıverdi. Bu öğretim üyelerinin arasında yazık ki Emin Onat, Orhan Safa ve Kemal A. Arû da vardı. Emekli olanların pek çoğu “küsme”ye yönelirken Arû Stuttgart yollarındaydı. 1961-62 Arû’nun Stuttgart TH’sındaki hocalık yıllarıdır. 147’ler kararı çok uzun ömürlü olmadı ve Mart 1962’de çıkarılan bir yasayla 147’lerin eski görevlerine dönmeleri sağlandı. Ne var ki kararın düzeltilmesi bu gruptan Emin Onat için çok geçti. Mimarlık Fakültesi’nin kurucusu E. Onat, Temmuz 1961’de daha 53 yaşındayken yaşamını yitirmişti (1). Arû daha sonra 1963’te Berlin ve 1967’de Viyana Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehircilik Kürsülerinde konuk öğretim üyesi olarak çalışacaktı. 1965’te Arû’nun “Yayalar ve Taşıtlar, Şehir Dokusunda Yeni Ulaştırma Düzenleri” adlı kitabı çıktı. Bu kez o yine dekan, ben asistan… Dört yıllık yayıncılık deneyimimle, hocanın kitabının, Fakülte’nin zor ödenek koşulları altında en iyi şekilde yayımlanması için çaba gösterdik. Aynı yıl UIA’nın 8. Genel Kurulu için Paris’te birlikte olacaktık ve Paris banliyösünde yeni kurulmakta olan kimi mahalleleri Şehircilik Kürsüsü’nün o tarihlerde Paris’te görevli asistanı Tekin Aydın’ın da katılmasıyla birlikte gezecektik. Daha sonra 1967’de Hannover’de Constructa’da yine Fakülteden bir grubun içinde birlikte olduk. Arû’nun üç döneme yayılan dekanlık yılları İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin dış dünyaya açıldığı, yabancı üniversiteler ve yabancı öğretim üyeleri ve konferansçılarla en çok buluşulan yıllar olmuştur. Yaşamı seviyordu, yaşama bağlıydı, yaşamın hakkını veriyordu; en çok da çalışarak… Ayrıca, iyi bir örgütleyiciydi. Öğretim görevinin yanısıra öteden beri yaptığı imar planları, proje yarışmaları, kazanılan yarışmaların uygulama projelerinin hazırlanması… Dönemin en önemli mimarlık bürolarından biri olan AHE Mimarlık Grubu’nun kurulması (2) ve grubun en önemli işi olarak Taksim Vakıflar Oteli’nin (bugünkü Ceylan Intercontinental) gerçekleştirilmesi… AHE’nin dağılmasından sonra Diyarbakır Üniversitesi Kampusu yarışması birinciliği (1971, Yıldırım ve Yalçın Sağlıkova ve oğlu Emre Arû ile birlikte)… Bu arada, İTÜ’nün Maslak Kampusu için ilk girişimler ve Rektör Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu’na en büyük destek yine Kemal A. Arû’dan gelecekti. 1982’de emekli olduğunda 70 yaşındaydı. Emeklilik onun için yeni, belki de daha yoğun bir çalışma döneminin başlangıcıydı sanki. Yine eğitim, kitaplar, projeler, yarışmalar… “Türk Kenti” kitabı ve anılarını derlediği kitap (3) bu dönemin ürünleridir; henüz yayına dönüştürülmemiş olan Üniversite Kampusları Planlama İlkeleri, Kentsel Tasarım Bilgileri, Temel Kültür Bilgilerinden Seçmeler adlı üç çalışması da… 1998 yılında Gelibolu Yarımadası Barış Parkı Uluslararası Fikir ve Tasarım yarışmasına katıldığında tam 86 yaşındaydı. Anılarını derleyip basıma hazırladığında ise 89. Mükemmel bir arşivciydi. Çok düzenli bir şekilde tuttuğu arşivindeki fotoğraflarının bir bölümünü Sanal Mimarlık Müzesi’nde izleme olanağını bulduğumuz için hepimiz şanslı sayılırız (4). Son günlere kadar Teşvikiye’deki evinde masasının başındaydı. Hoca dolu dolu yaşadı. 1. D. Hasol; “Emin Onat’a Saygı”,YAPI 236, s.35, Temmuz 2001. |

