Sign of the City Awards Geleneksel Hale Gelecek Kaynak : 16.11.2014 - Hürriyet gazetesi | Yazdır

Hürriyet : Sign of the City’nin amaç ve hedefleri için neler söylersiniz?

Bu kapsamda bir yarışma ülkemizde ilk kez düzenlendi. Yurtdışında çeşitli örnekleri var. Bu bir Gayrimenkul Yarışması. Türkiye’nin, son zamanlarda imal edilmiş olsa da mimarlık yarışmaları konusunda birikmiş bir deneyimi var; gayrimenkul yarışması konusunda yok. Bu bakımdan Sign of the City Awards yarışması iyi bir örnek oluşturarak sektörde yeni olanakların yolunu açtı.

Hürriyet : Yarışmanın bu yıl ilk yılı olmasına rağmen 199 proje değerlendirildi. Bu ilgide hangi faktörler etkili oldu?

Evet ilk kez düzenlenmesine karşın yarışmaya iyi bir katılım oldu: 142 proje ile 199 başvuru… Bu olguda Hürriyet’in yerleşmiş prestijinin önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Gönderilmiş olan ve şartnameye uygunlukları belirlenen projeler çeşitli dallarda yarıştı. Değerlendirme sürecinde her proje katıldığı her dal için rakipleriyle karşılaştırılarak ayrı ayrı incelendi. 

Yarışmada 16 kategoride “Tamamlanmış” ve “Devam Eden” projeler şeklinde yapılan ayrımla toplamda 24 proje ödüllendirildi. Ayrıca 4 adet Özel Jüri Ödülü ile bir Onur Ödülü verildi.

Hürriyet : Jüri ne kadar sürede ve nasıl karar verdi? Öncelikler neler oldu? 

Projelerin şartnameye uygunluk denetimini Ernst & Young kuruluşu yaptı. O denetiminden geçen, şartnameye uygun projeler bilgisayar ortamında, tabii şifreli bir sistemle jüri üyelerinin bireysel incelemesine sunuldu. 

Burada bir noktayı belirtmekte yarar var. Jüri bu süreçten önce birkaç toplantı yapmış ve bir ilke kararı almıştı. Jüri üyeleri doğal olarak sektörden geldikleri için bazı projelerle ilişkili olabilirlerdi. O karara göre, jüri üyeleri ilişikleri olan proje ya da projeler konusunda düşünce belirtmeyecekler ve o projenin değerlendirme sürecinde de yer almayacaklardı. O nedenle, ilk iş olarak üyelerin beyanlarıyla böyle bir liste hazırlanmıştı. Bu ilkeye, bilgisayar ortamındaki ön seçimden başlayarak yarışmanın sonuna kadar titizlikle uyuldu. 

Jüri üyelerinin oylarıyla, ön seçimde her dalda finale kalan 5’er proje belirlendi. Başvuru sayısı 5’in altında kalmış dallardaki başvurular finale otomatik olarak geldiler. 

Bilgisayar ortamında yapılan bireysel değerlendirmelerin sonucu, jüri üyelerinin bir araya geldiği toplantıda görüşmeye ve tartışmaya açıldı. Daha önce de belirttiğim gibi her kategoride “Tamamlanmış” ve “Devam Eden” projeler ayrı ayrı tartışıldı. Bireysel incelemelerin sağladığı avantajla bu ortak çalışma hızlı bir tempoyla iki tam gün sürdü. Jüri üyelerinin bilgileri, deneyimleri ve duyarlı mesleki yaklaşımları karar süresini kolaylaştırdı. Kararların hemen tümü oybirliği ile alındı. Tartışma belli ilkeler etrafında toplanıyordu. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 

- Yerleşme: Yer seçimi, kentsel plana, topografyaya ve çevreye uygunluk, doğal ve yapılı çevreye saygı, çevreyle barışık olma.

- Ulaşım olanakları.

- Coğrafi ve iklimsel koşullara uygunluk.

- Mimari olgunluk, mimarlık dili ve estetik değerler.

- İşlevlere uygunluk.

- Strüktürel uygunluk.

- Ekolojik değerlere yaklaşım.

- Teknik gerekliliklere uygunluk.

- Projenin ekonomisi ve ekonomik çözüm.

Değerlendirme bütün bu saydığım kriterler göz önünde tutularak yapıldı. Özetleyecek olursak, jüri değerlendirmelerinde, gayrimenkulün yalnızca ekonomik / ticari başarısı değil, yerleşimin ve yapılaşmanın kentsel planlama, kentsel tasarım ve çevresiyle ilişkileri; çevreye ve kente olan olumlu ya da olumsuz etkileri önemle göz önünde tutuldu. Kısacası, seçilecek her projenin, çevresiyle ve kentiyle barışık olması önemliydi. Bu bir mimarlık yarışması değildi kuşkusuz, ama planlama ve mimarlık faktörü de seçimin vazgeçilmeziydi. 

Bütün bu incelemeler bazı ortak genel görüşlerin ortaya çıkmasına da olanak verdi. Gördük ki, ülkemizdeki bölgesel – kentsel planlama ve kentsel tasarım eksikliği sonuçları çok fazla etkiliyor, belirleyici bir rol oynuyor. Ne gibi?.. Plansızlık nedeniyle yerleşmeler ve parsel bazında noktasal uygulamalar kent açısından tutarsız sonuçlar yaratabiliyor. Sonuç, kent açısından istenmeyen şekilde yanlış yerleşmeler, aşırı inşaat yoğunlukları ve anarşik denebilecek yüksek yapılaşma şeklinde oluyor. İnşaat alanı / arsa alanı oranının 15’e ulaştığı projelerle karşılaştık. Verilmiş resmi “3” emsal izniyle böyle bir mucizenin nasıl yaratılabildiği ciddi bir merak ve inceleme konusu olmalı. 

Bu deneyimle hemen şunu söyleyebiliriz: Önce, bilimsel yolla hazırlanmış fiziksel planlar olmalı. Plansızlık kentlerin aleyhinedir. Bu durum sürdürülebilir değildir. Hepimiz yıllardan beri sürekli olarak çarpık kentleşmeden, siluet bozukluklarından, kentsel kimliğin, dokunun, ölçeğin kaybından, yeşilin yok edilmesinden yakınmıyor muyuz? Ne var ki hep sonuçları gördükten sonra ayılıyoruz; oysa olabilecekleri önceden kestirip ona göre davranmamız gerekir. Geleceği düzen altına almak için önce “Planlama”… 

Dikkati çeken başka bir nokta da proje adlarındaki İngilizce özentisiydi. Bunu küreselleşme etkisine mi bağlamalı, bilmiyorum.

Hürriyet : Yarışma sonuçları ve ödül gecesi için neler söylersiniz? 

Yarışma sonuçlarını jürinin değerlendirme ölçütleri belirledi. Birkaç kategoride başvuru olmamıştı. Jürice ödüle değer görülen üç proje farklı kategorilerde özel ödülle değerlendirildi. Bir ödül de yenilikçi uygulamalardan dolayı bir firmaya verildi. “Yılın Fark Yaratanı” için de başvuru ve öneri gelmemişti. Onun yerine, “Yılların Fark Yaratanı” şeklinde tanımlanabilecek, ömrünü sektördeki sabırlı ve tutarlı çalışmaları ve gerçekleştirdiği “ilk”ler nedeniyle bir girişimci – mimara, Aykut Mutlu’ya Onur Ödülü verilmesi oybirliği ile kabul edildi. 

Ödül gecesine gelirsek… Keyifli ve heyecanlı bir geceydi. Tören de iyi düzenlenmişti. Eğlence programı biraz daha sınırlı tutularak, ödüllendirilmiş projeler projeksiyonla daha iyi sunulup tanıtılabilirdi diye düşünüyorum.  

Hürriyet : Yarışmanın geleneksel hale gelmesini bekliyor musunuz?

Hürriyet : Sign of the City nasıl uluslararası bir boyut kazanır? 

Bu etkinlik sürdürülmeli. Yarışma uluslararası boyut kazanma hedefiyle hazırlanmış. Adı da onun için zaten İngilizce olarak “Sign of the City Awards” diye belirlenmiş. 

Türkiye inşaat ve gayrimenkul sektörü zaten çok büyük bir hızla yoluna devam ediyor. İçte bu anlamda ciddi bir potansiyel var. Dış pazara gelince… Dış pazarın da bu tür etkinliklere ihtiyacı var. İstanbul bu tür etkinlikler için çok cazip bir şehir. Kongreler ve bu tür etkinlikler için İstanbul, tarihsel ve kültürel değerleri, doğal güzellikleri, ulaşım kolaylıkları ve sürekli gelişen turizm olanaklarıyla dünyanın önde gelen çekim merkezlerinden biri haline geldi. Birçok aday şehirler arasında hemen öne çıkabiliyor. Bu bakımdan iyi bir örgütlenmeyle bu etkinlik uluslararası takvimde yerini alabilir. Ayrıca, Hürriyet’in ilk yarışmayı gerçekleştiren çok nitelikli ekibinin bunu uluslararası platforma taşımakta güçlük çekmeyeceğine inanıyorum.

Hürriyet : Yarışmanın inşaat firmalarına, mimarlara ve gayrimenkul sektörüne nasıl katkı sağlamasını bekliyorsunuz? 

Yarışmanın, gayrimenkul sektörüne, girişimcilere, inşaatçılara ciddi katkıları olacaktır. Yarış her zaman yararlıdır. Yarışta farklılık yaratmak üzere hazırlanmak canlılık getirir. Ayrıca rakiplerin neler yaptığını görmek, gelecekte yararlı olabilecek bilgi ve deneyimler kazandıracaktır. 

Yarışmanın bu özelliklerle sektöre yeni bir canlılık getireceği açıktır. 

Bir başka nokta da şu: Mimarlığın ve tasarımın önemini ortaya koyması… Ülke mimarlığının iyi olması için yalnızca mimarın iyi olmasının yetmediğini her zaman tekrarlarım. İyi mimarlık için toplumun mimarlığı istemesi, malsahibinin, işverenin bu konunun önemini kavramış olması gerekir.  

Hürriyet : Onlarca projeyi inceledikten sonra Türk inşaat sektörünün gelişimi için neler söylersiniz? Sektörün artı ve eksilerini değerlendirir misiniz? 

Sektör özellikle son yıllarda hızlı bir gelişme gösterdi. Bunda iktidarın, ekonomiyi gayrimenkul ve inşaatla büyütme şeklinde bir ekonomik sistemi benimsemiş olmasının da payı var. Ekonomistler, yalnızca inşaata dayalı bir ekonomik gelişme modelinden pek hoşnut görünmüyorlar. Üretimin öteki alanlarda da artırılmasını öneriyorlar. 

Türk inşaat sektörü 1980’lerde kazandığı ivmeyle yurtdışında, uluslararası alanda çok başarılı bir konuma geldi; içeride de teknoloji, hızlı yapım teknikleri ve inşaat malzemesi üretimi çok gelişti. Bu bakımdan sektörün artı değerleri çok fazla. 

İçeride üzerinde durmamız gereken önemli birkaç nokta var, özellikle de şehirlerimiz ve ülke geleceği için… 

Önce plan fikrine saygı… Ülke, bölge, kent boyutunda planlama… Çıkan sonuçlardan bugünkü gibi pişmanlık duyulmaması için kentsel planlama ve kentsel tasarıma baştan önem verilmesi gerekiyor. Kısacası bugün çok ağırlık kazanmış olan plan tadilatı ve parsel bazında noktasal kararlar yerine bilimsel yöntemlerle hazırlanmış plan… Bunun için de bugün çeşitli kamu kurumlarına dağıtılmış olan yetkilerin doğru bir sistem içinde toparlanması gerekiyor. Ayrıca inşaat yoğunluğu hesaplarının yozlaştırılmasına yol açan mevzuat kaçamakları da bir an önce giderilmeli. Böylesi aşırı yapılaşma oranları şehirlerimizi içinden çıkılması imkansız sorunlarla baş başa bırakacaktır. Toprağın değerini spekülatif amaçla olabildiğince çok artırabilme uğruna yapılaşma yoğunluklarını aşırı derecede artırmak kentlerimizin hayrına değildir.   

Son olarak şunu belirtmek isterim: Bu organizasyondan dolayı Hürriyet’i bir kez daha kutlamalıyız. 

HURRIYET_20141116_25