Taksim Cumhuriyet Meydanı Kaynak : 11.06.2020 - Dergi IST No:2 | Yazdır

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ilk işlerden biri olarak Taksim Cumhuriyet Meydanı’nın ele alınıp düzenleneceğini belirtmişti. Çok doğru bir karar ve yaklaşımdır bu, çünkü o meydan hiç kuşkusuz, İstanbul’un en önemli meydanıdır; tarihteki yeri de çok önemlidir. Bugünkü perişan durumundan bir an önce kurtarılması Belediye için kaçınılmaz, ciddi bir görevdir. İşte bu nedenle ve doğru bir kararla Meydan için iki kademeli bir kentsel tasarım yarışması açıldı. Birinci kademede seçilen başarılı yarışmacılar, getirilen uygun öneriler ve jüri değerlendirmeleri doğrultusunda ikinci kademede yarışacaklar.

Meydan ve çevresi için tarihsel gelişmeye bakalım… İstanbul’un düşmandan temizlenmesi ve Cumhuriyet’in kurulmasından sonra şehirde bir tören alanı düzenlenmesi gündeme gelmiş. Yer seçimi için Beyazıt ve Taksim üzerinde durulmuş, sonuçta bu iş için Taksim uygun görülmüştür. Başlangıç olarak bir anıt yaptırılması düşünülmüş ve anıtın yapımı için 1925 yılında İtalyan heykelci Pietro Canonica görevlendirilmiş, yapımına iki genç Türk sanatçı da katılmıştır: Hadi Bey (Bara) ve Sabiha Ziya Hanım (Bengütaş). Anıtın kaidesi ve çevre düzeni için de Levanten mimar Giulio Mongeri görevlendirilmiştir.

Roma’da yapılan ve İtalya’dan deniz yoluyla getirilerek yerine dikilen anıt 8 Ağustos 1928 günü törenle açılmıştır. Anıtın bir yüzü Milli Mücadele’yi, öteki yüzü Cumhuriyet’in kuruluşunu simgeler.

Bütün yollar Cumhuriyet’e çıkar…

Anıt, İstiklal Caddesi ile Cumhuriyet Caddesi eksenlerinin kesiştiği noktada yer alır. Cumhuriyet Caddesi, Kurtuluş’tan gelen Ergenekon Caddesi ile Şişli’den gelen Halaskârgazi Caddesi’nin uzantısı olarak Taksim’de Cumhuriyet Meydanı’na varır. Bu konum ve adlandırmalar, “Bütün yollar Cumhuriyet’e çıkar” şeklinde de yorumlanabilir.

Meydanın düzenlenmesi işi daha sonraki yıllarda gündeme alınmış. Düzenlemede, ünlü Fransız şehirci-mimar Henri Prost’un İstanbul planlaması kapsamında hazırladığı projelerden yararlanılmış.

Taksim Cumhuriyet Meydanı İstanbul’da önemli ulusal günlerin kutlandığı en önemli tören alanı olmuş, ilerleyen zaman içinde ayrıca kimi toplumsal etkinliklere ve acı-tatlı olaylara tanıklık etmiştir. Bu bakımdan kent tarihinde ve kentli belleğinde önemli bir yere sahiptir.

1948 yılında, Cumhuriyet’in 25’inci kuruluş yıldönümünde, boyum, kalabalığın üzerinden geçit törenini izlememe elvermediği için görkemli töreni babamın omuzlarında izlemiştim.

Yalnızca gündüzleri yaşayan bir meydan değildi orası; hep canlıydı. Önemli olayların anıldığı günlerin akşamında da, ışıklı gösteriler ve renkli su oyunlarıyla izleyenleri âdeta büyüler ve mutlu ederdi.

Meydan ayrıca çok önemli bir buluşma yeriydi de. Çevresinde kültürel ve sosyal tesisler bulunurdu; ayrıca, insanlar, başta İstiklal Caddesi olmak üzere gidecekleri yere, sinemalara, tiyatrolara, gece kulüplerine, lokantalara oradan dağılırlardı. Kısacası, orası bir bakıma insan maksemi gibiydi. (1)

Anıt, buluşmanın en iyi röperiydi. “Şipşakçı” denilen fotoğrafçılar gece gündüz oradaydılar. Geçenlerin önce, resmini çekmiş gibi yapıp, alıcı kıvamına gelenlerin, verdikleri poza göre bu kez gerçekten resimlerini çeker, küçük bir avans karşılığında, bağlı oldukları fotoğraf stüdyosunun makbuz ve adresini verirlerdi, gerçek fotoğraf birkaç gün sonra oradan alınırdı.

Taksim İnönü Gezisi

Meydanın bir yanını oluşturan Park, Nişantaşı ve Maçka’ya ulaşıp, oradan da Maçka-Dolmabahçe vadisini de içine alarak denize kadar kesintisiz uzanır. Prost Planında yer alan iki önemli parktan biri olan ve 2 No’lu park (2) olarak anılan o alanın düzenlenmesi 1940’lı yıllara dayanır. Taksim – Nişantaşı arası İnönü Gezisi’ydi.

Taksim İnönü Gezisi düzenlemesi planı, 1939

Meydandan Gezi’ye merdivenlerle ulaşılıyordu. Yüksek başlangıç bölümü Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün heykeli için düzenlenmiş, hattâ o düzlüğe heykelin kaidesi bile yerleştirilmişti. Ne var ki ünlü Alman heykelci Rudolf Belling’in yapıtı olan o heykel oraya bir türlü yerleştirilemedi. O dönemde kentlilerin eğilimi ve itirazları, Cumhuriyet Anıtı’nın daha yükseğindeki bir yere başka bir heykelin dikilmesini hoş karşılamayacağını anlatıyordu. Hazırlanmış olan o heykel, İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığından ayrılmasından yıllar sonra 1982’de Maçka Taşlık Parkı’na dikildi. Tek parti döneminde bile “en güçlünün gücü” toplumun eğilimini aşmaya yetmemişti.

Yıllar sonra Gezi Parkı’nın yok edilmesine karşı halktan gelen tepkiler de, Gezi’yi kurtaracaktı.   

1950’de iktidar değişince İnönü Gezisi adı da Gezi Parkı olarak değiştirilmişti. Park için ayrıca yeni bir süreç başlamıştı: Parkın kemirilmesi süreci… İlk uygulama İstanbul Hilton Oteli’yle oldu ve otelin giriş yolu ile otoparkı Gezi’nin sürekliliğini yok etti. O uygulamayı Harbiye Orduevi binası izleyecekti. Ardından Taksim Belediye Gazinosu’nun yıkılmasıyla, yerini Taksim Vakıflar Oteli (önce Sheraton, sonra Intercontinental) alacaktı. Bu süreç hep siyasal iktidar kararlarıyla, başka yapılaşmalarla günümüze kadar devam edecekti.

1967’de yıkılana kadar hizmet veren Taksim Belediye Gazinosu

Son olarak da bir süre önce, Taksim Meydanı’nın yayalaştırılma girişimleri sırasında yolların bir bölümü meydanın altına daldırılırken bir yandan da, Gezi girişindeki yeşil alanda, 1940’ta yıkılmış olan Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmesi konusu gündeme gelmişti.

Kışla 1913 yılında ihtiyaç fazlası olarak Fransızların da ortak olduğu bir şirkete satılmış, 1921 – 39 yılları arasında Taksim Stadı olarak kullanılmış, 1940’ta da Prost Planı kapsamında 2 No.lu Park düzenlenirken kaldırılmıştır.

Prost planı’na göre 2 no.lu park planı, 1940

Kışla’nın yapılacağı yer o yörede kalmış tek yeşil alandı. Yeşili kemirip üzerine bina dikmek çağdaş anlayışa uymuyor. Topçu Kışlası 19. yüzyılda Mağribi (Fr, İng. mauresque) denilen Endülüs mimarlığı tarzında yapılmış. Köşelerine de bizim kültürümüzle hiç ilgisi olmayan Hint ya da Rus işi soğan kubbeler iliştirilmiş. Bu tarz Osmanlı’ya özgü değil. Kısacası, oryantal tarzda melez anlayışla yapılmış olan kışla, Osmanlı’yı gururlandıracak nitelikte mimari değere sahip bir yapı değildi. Kaldı ki yapılması düşünülen bina o kışlanın replikası bile olamayacaktı. Zaten elde rölöveleri, projeleri bile yoktu… Özetlersek, içi başka, dışı başka, kışla taklidi, tarihle hiçbir bağı kalmamış o yapıyı yeniden Taksim’e dikmenin anlamsızlığı ortadaydı.

O yapı artık, kışla olmayacağına göre ne olacaktı? Belirtildiğine göre, “galeriler ve kültür etkinlikleri merkezi olacakmış.” Doğal ki biraz da çarşı, AVM, otel, rezidans… Kışla kabuğu içinde bu işlevler nasıl yer alacaktı? Üstelik yeşili yok etmek pahasına. Bu değişim, kemirile kemirile bir türlü tüketilemeyen, halkın ve çevrenin soluklanması amacıyla düzenlenmiş Gezi Parkı alanına indirilen yeni bir darbe olacaktı.

İşte, bardağı taşıran da, Taksim Topçu Kışlası’nın yeniden yapımı amacı doğrultusunda Gezi’deki ağaçların kesilmeye başlanması oldu. Gezi Parkı, kentlinin kentine sahip çıkma bilinciyle direnmesi sayesinde kurtulmuş görünüyor.

Özetlersek, şehircilik, mimarlık ve plan disiplininden uzak yaklaşımlarla, zaman içinde meydan ve çevresi çok hırpalanmıştır. Meydanın ve Gezi Parkı’nın ihmal edilmişliğinde, belediye yönetimlerinin olduğu kadar, hattâ belki de daha çok, merkezi yönetimin payı vardır. Son yıllarda meydanın önemine uygun şekilde yaklaşılmaması sürecinde, bilime, uzmanlıklara uzak durulmasının büyük payı olduğu açıktır. Çok kısa bir süre önce de yazık ki mimarlık tarihimizin önemli yapılarından olan, Atatürk Kültür Merkezi yıkılarak yok edilmiş bulunuyor; şu anda yerine yenisi yapılmakta. Ayrıca, tarihî Maksem’in yanıbaşına da, mimarisi tartışmalara çok açık bir caminin yapımı da tamamlanmak üzere.

Kısa süre önce Belediye’nin Taksim Meydanı için yarışma açma kararı bilimsel açıdan en doğru yaklaşımdır. 1987 yılında Taksim, Beşiktaş ve Üsküdar Meydanları için proje yarışmaları açılmışsa da uygulama olanağı bulunamamıştı. O meydanların hepsi hâlâ perişan durumda.

Taksim için açılan yarışmanın bu kez başarılı olmasını ve İstanbul’un başka alanları için olduğu kadar ülkemiz için de iyi bir örnek oluşturmasını bekliyoruz.

Dipnot:
1- maksem: eskiden bentlerden kente gelen suları binalara, çeşmelere dağıtan merkez. “Taksim” adı oradaki maksemden gelir.
2- 1 No.lu Park, Sultanahmet’te eski Hipodrom alanını içine alan ve Sarayburnu’na kadar inen Arkeolojik Park’tır.