Yine Mimarlık Eğitimi Üzerine Kaynak : 01.10.1990 - Yapı Dergisi - 107 | Yazdır

Araştırmaya başlarken amacımız Türkiye’deki bütün mimarlık eğitim kurumlarının durumunu öğrenci, öğretim elemanı ve mezun sayılarından yola çıkarak incelemekti.
Yazımda da açıklandığı gibi araştırma özetle şu saptamaları verdi:

• Öğretim üyesi sayıları okulların pek çoğunda yetersizdir.

• Yeterli görünen okullarda ise profesör sayısı, doçent sayısının çok üzerindedir, Buralarda piramidin tersine kurulduğu söylenebilir.

• Öğretim süreleri yıl ve ders saati olarak çok azaltılmıştır.

Türkiye’deki mimarlık okullarının hemen hepsi son yıllarda yukarıdaki üç bulgudan ikisiyle yaralanmıştır.

Gelelim yanıtlara:

1. Amacım, bir kez daha belirteyim, bir meslek adamı olarak Türkiye’deki mimarlık okullanın tümünün durumunu görmekti. Bunu yaparken de ne Anadolu Üniversitesi’ni ne de başka bir üniversiteyi hedef almak doğal ki aklımın ucundan bile geçmedi. Ayrıca, yazımı bir kez daha ve lütfen daha dikkatlice okursanız göreceksiniz ki hiç bir mimarlık okulunu Sayın Koşaner’in belirttiği gibi övmedim. Çok yazık ki yukarıdaki saptamalar, mimarlık okullarımıza “övgüler yağdırmamızı” engelliyor. Bu gerçek, köklü üniversitelerimizin öğretim üyelerince de büyük yakınmalarla sürekli olarak dile getirilmektedir. Bunu kanıtlamak için öğretim üyelerinin yıllardan beri gazetelerde yer alan ve YÖK’ten yakınan yazılarına göz atmak yeter de artar bile.
2. Yazdıklarımız, verdiğimiz rakamlar doğrudur. Sorularımız amaç da belirtilerek üniversitelere yazılı olarak sorulmuş, yanıtlar da yazılı olarak alınmıştır.
Anadolu Üniversitesi’nden gelen yanıta, ayrıca kendi üniversitelerinin öteki birimlerinin katkısıyla geliştirilecek bir sonraki yarıyıl kadroları da not olarak eklenmişti. Bu nota, çizelgemizin dipnotunda yer verilmiştir.
Sayın Koşaner kadronun bu kez, kış yarıyılı için daha da geliştirildiğini belirtiyor. Kendisini telefonla arayarak yeni atanan profesörlerin adlarını ve uzmanlıklarını öğrenmeye çalıştım.
Kendisi bu adları ancak bu yanıtımı okuduktan sonra açıklayabileceğini söyledi. Böyle bir koşulun nedenini kavrayamadığımı itiraf etmeliyim. Acaba bu dört profesörün uzmanlık dalları nedir? Tam gün mü çalışacaklar, yoksa onbeş günde bir gelerek derslerini verip yeniden kendi üniversitelerine mi dönecekler?
3. Sayın Koşaner’in yazısında belirttiği kadrodan hareket ederek, kendisinin yaptığı hesabı bir kez de biz yapalım. Yasanın tanımladığı öğretim üyelerine, yani profesör, doçent ve yardımcı doçent sayılarına göre hesabım doğru şekli kanımızca şöyle olmalıdır:
200:18=11.11. Bu hesaba göre de Sayın Koşaner’in belirttiği “saygın kurum” oranı olan 6,5’e varmak için 13 “doktor”a daha gereksinme oluyor. Böylesine bir açığın günübirlik hocalarla, akademik kariyer dışından, “part-time” çalışan

görevlilerle kapatılması doğru olmaz. Üstelik bu hesap geçen yılki öğrenci sayısına göre yapılmıştır. Acaba bu yıl kaç yeni öğrenci alındı? Kayıtlarını yaptıran yeni öğrenciler de eklenerek hesap bir kez daha gözden geçirilmelidir. Kadronun bugün yeterli bir düzeye geldiğini bir an için kabul etsek bile eski öğrencilerin ve mezunların durumu ne olacak? Eksik bilgiler, yetişmelerindeki boşluk nasıl giderilecek?
4. “Eğitimi salt öğretim kadrosuyla özdeş “kılmadığım”, öyle sanıyorum ki yazımda yeterince açıktır.
Öğretim kadrosu tamamlandıktan sonradır ki, bu kadronun bilimsel yeterliliği, vereceği eğitimin niteliği (kalitesi), yaptığı araştırmaların düzeyi tartışma konusu edilebilir. Aslında bir okulu üniversite yapan da bu düzey ve niteliklerdir.
Öğretim kadrosu sayıca yeterli olmayan bir kurumun verdiği eğitimin niteliğini konuşmanın ne yararı olabilir? Ancak hiç kuşku yok, sayısal yeterlilik bu işin “onsuz olmaz” koşuludur.
5. “Anadolu’da mimarlık eğitimi olmaz” diyenlerden değilim kuşkusuz. Yazımdan böyle bir anlam çıkarılabileceğini de sanmıyorum. Gerekli koşulları yaratırsanız her yerde mimar yetişir. Bu, yalnız mimarlık için değil, pek çok meslek dalı için böyledir. Ancak, hep “gerekli koşulları” yaratarak.. Bu iş bir üniversite düzeni içinde yürütülecekse yüksek düzeyde eğitim-öğretimin yanı sıra bilimsel araştırma da yapılacak, yayın da, danışmanlık da.. Eğitim kadrosu bütün bunlara olanak verecek sayı ve nitelikte olmalıdır. Sayıca yetersiz öğretim ve araştırma kadrolarıyla, “üniversite açtım” demekle üniversite açmış olunmaz ya da böylece açılan kurum üniversite olmaz. Üniversite ile Yüksekokul’un tanımı 2880 sayılı yasada açık seçik gösteriliyor.

Sizin, benim, herkesin hedefi Türkiye’deki bütün üniversitelerin gerçek üniversite kimliğine kavuşturulması olmalıdır. Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nün verdiği eğitim şu anda sizi tatmin ettiği kadar iyi olsa bile, öteki okulların yalnızca öğretim kadrolarının yetersiz durumu bile bundan sevinç duymamızı engellemez mi?
Ben konuya bir yurttaş, bir aydın, bir meslek adamı olarak eğildim. Benim gibi insanların sorumluluğu, görevi salt eğitim olan kişilerden az olsa bile Türkiye’deki eğitim konusunun yalnızca akademisyenlerin tekelinde olduğunu kabul edemeyiz. Yazdıklarımdan dolayı Bölüm’deki tüm elemanlar adına üzüntülerinizi belirtiyorsunuz. Pek çok öğretim üyesinden de sözlü ve yazılı kutlamalar aldım.
Kurumunuzu ve durumunuzu savunma çabanızı anlıyorum; ancak üniversitelerimizin bugünkü durumunun sorumlusu ne doğrudan sizsiniz, ne de değerli genç arkadaşlarınızdır. Sözüm sizlere değil, asıl sorumlularadır. Söz konusu yazıları yazarken, bulgular karşısında benim de büyük üzüntü duyduğumu bilmenizi isterim. Ama ne var ki, üzülmek sorunları çözmeye yetmiyor.