1924 Olimpiyatlarına Yolculuk Kaynak : 01.04.2004 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Yeni çıkan bir kitabın adı bu… Kitap, Trabzon’un ünlü sporcularından Süleyman Rıza Kuğu’nun 1924 Paris Olimpiyatları günlüğünden oluşuyor. 21 yaşındaki bir genç sporcunun Olimpiyat serüveni. Trabzon’dan ünlü Gülcemal vapuruyla İstanbul’a gidiş… İstanbul’daki kamp günleri… Seçmeler… Trenle Paris yolculuğu… Olimpiyatlar ve dönüş… O günlerin spor yaşantısından kesitler… İlginç öyküler…

Süleyman Rıza Kuğu iyi bir sporcu… Galatasaray Lisesi’nde okuduğu süre içinde futbolun yanısıra sporun pek çok dalıyla uğraşmış, sonra bunları Trabzon’a taşımış. Trabzon İdman Ocağı Kulübüne o yıllarda futbol, tenis ve atletizmde birçok başarılar kazandırmış. Atletizmde, özellikle sırıkla atlamada sağladığı dereceler, Türkiye genelinde ilgi uyandırmış ve bir gün kendisine Türkiye Olimpiyat Komitesi adına Ali Sami (Yen) Bey’den olimpiyatlarda ülkeyi temsil etme çağrısı gelmiş.

Süleyman Rıza’nın ilginç bir kişiliği var : sporu uygulamakla kalmamış, ona ilişkin anılarını, çeşitli spor dallarının özelliklerini, kurallarını da yazmış. 4 Aralık 1997 ve 15 Ocak 1998 günlü yazılarımda Süleyman Rıza’nın yazdığı futbol kitabından söz etmiştim. Futbolu tarihçesi ve kurallarıyla anlatan o kitap eski harflerle dizilip 1922′de Trabzon İdman Ocağı’nın 1 numaralı yayını olarak basılmış. Daha sonra eşi onu bugünkü harflere çevirerek el yazısıyla birkaç kopya hazırlamıştı. Bu kez her iki kitap da Trabzon Araştırmaları Merkezi Vakfı (TAMEV) tarafından bastırılmış bulunuyor. Daha önce sözünü ettiğim kitabın adı “Asosyeşın (Association) Futbol”, öteki ise “Trabzon-Paris 1924 Olimpiyatlarına Yolculuk”. Her iki kitap da çok iyi hazırlanıp özenle basılmış.

Olimpiyatlara ilişkin kitap o günlerin ülke ve spor yaşamına ışık tutan günlüğün yanısıra çok iyi eski

fotoğraflar ve belgelerle desteklenmiş. Bu iki kitabı sığ spor kitaplığımıza kazandıran TAMEV’i kutlamak isterim.

Kitapları okuyarak keyfine varmak gerekiyor, ama günlükten buraya bir iki alıntıyı aktarıyorum : “Kumçiftliği’ne varacağımız sırada Ali Sami Bey yanımıza geldi ve az çok konuşuldu. Bu yüksek kalpli zat bizim gibi şerait (koşullar) altında kalmış, kendisine yataklı vagon tutmamış, bir aralık uyuklamaya bile başladı. Bu uyku meselesi hakkında nöbet usulü tatbik etmek istiyorlar. Fakat biz daha kolayını bulduk. İki karşılıklı kanapeyi yaklaştırıyor ve bu suretle hepimiz birden uyuyabiliyoruz. 11′e çeyrek kala Kumçiftliği’ni terk ederek yolumuza devam ediyoruz… Tren mütemadiyen sallıyor ve insan hiç farkına varmadan pek yorgun hale geliyor…”

5 Temmuz 1340 (1924), Cumartesi : “Bizim Turquie diye yazılı levhayı Şevki Bey, bayrağı Unvan tutuyorlar. Ondan sonra ön sırada sağdan sıra ile Mazhar, eskrimci binbaşı Fuat, Rauf, Şekip… Arkalarında ikinci sıra Ekrem, ben, İzmirli Sait, Ankaralı Lütfü. En ön sıra ile Unvan arasında Altınordulu Otomobil Nuri, Ahmet Fikri ve Tayyar Beyler var. Üçüncüde Dürrü, Seyfi ve ila…”

“… Resm-i geçiti müteakip her millet sahada kendisine tahsis edilen (ayrılan) yerlere dizildi. Güvercinler salıverildi… Hoş manzara… İnsan bütün insanlığını hissediyor. Harp, ölüm, ateşin ne lüzumu var. İşte Olimpiyatların herhalde en büyük gayesi de bu… İnsanları birbirlerine yaklaştırmak, tanıştırmak, ısındırmak, biraz da huzur ve rahat ile yaşamak, neşe ile vakit geçirmek, sporun yaptığı propagandayı hiçbir şey yapamaz… Statta her milletin ikişer bayrağı var. İnsan Türk bayraklarını görünce göğsü kabarıyor.”