Hakemlerin Çilesi Kaynak : 08.04.2004 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Galatasaray – Beşiktaş derbisinden sonra yine bir hakem kargaşası yaşanıyor. Maçın hakemi Ali Aydın’ın hatalı kararları maçın gidişini ve sonucunu değiştirdi. Gazetelerin birçoğuna göre hakem maçı Beşiktaş’a armağan etti. İsterseniz başlıklara bir göz atalım : Cumhuriyet : “Hakem Kararıyla Beşiktaş”. Milliyet : “Zalim Oyunbozan…” “Derbiye futbol ve skor değil, Ali Aydın’ın hataları damgasını vurdu”. Sayfada ayrıca hakemin büyük boy resmi verilmiş; altta maddeler halinde hatalar sıralanmış. Sabah : “Beşiktaş Joker Kullandı…” “Maçın yıldızı Ali Aydın’dı. Sezonun en büyük hatasının mimarı…” Hürriyet : “Ali Aydın çaldı Kartal oynadı”… “Maçın sonucunu çalınan ve çalınmayan penaltı düdükleri belirledi.”

Ali Aydın’ın ilk hatalı maçı bu değil. Daha önce de bir Fenerbahçe – Galatasaray maçında Galatasaraylı 4 futbolcuya kırmızı kart göstermişti. Ne kadar haklıydı ? Kimbilir ?.. Ama maçın yönetimini elden kaçırdığı açıktı. Başka bir sabıkası, bu sezon oynanan Fenerbahçe – Çaykur Rizespor maçında iki sarı kart gösterdiği bir oyuncuyu oyundan çıkarmayı unutarak (!) kural hatası yapmasıydı. Bilindiği gibi berabere biten o maç Federasyon kararıyla yeniden oynatılmış ve bu kez Fenerbahçe kazanmıştı. Ali Aydın bu hatasıyla belki de yalnızca maçın değil, ligin de sonucunu etkilemiş oluyordu.

Bütün olan bitene karşın Ali Aydın, Futbol Federasyonu’nun güvenilir hakemi olmayı sürdürdü. Amacım burada bir hakemi ya da hakemleri hırpalamak değil. Deveye “niçin boynun eğri” diye sormuşlar; yanıtı “nerem doğru ki” olmuş. Birçok alanda olduğu gibi futbolda da neremiz doğru ki ?

Hakemler yıllardan beri çok eleştirilir. Önce şu saptamayı yapalım : Biz her şeyden önce, bahaneler toplumuyuz; sıkıştıkça bahaneler üretiriz. Bu çerçevede, maçlarda yenilen takım önce hakemden yakınır. Doğru ya da yanlış… Hakemler öteden beri hırpalanagelmişlerdir. “Hakemin gözüne gözlük…”

le başlayan terane benim çocukluğumda çok yaygındı. Daha sonraki yıllarda hakemlerin tribünlerce ilme (!) davet edilmeleri çok sık rastlanan olaylardandı. Doğal ki, o zamanlar sövgü şimdiki kadar çeşitli ve yaygın değildi, ama hiç yok da değildi.

Daha sonra, televizyonlar hakem hatalarını evlerimize taşır oldular. Özellikle üç büyüklerin maçlarındaki tartışmalı pozisyonlar ekranlarda tekrar tekrar gösteriliyor, hakem eskisi bilgiç yorumcular tekrarlanan görüntüler eşliğinde genç meslektaşlarını yerden yere vuruyorlar. Oyundan, oyunculardan çok, hakemler eleştiriliyor.

Hakemlerin çilesi bununla da bitmiyor; yoğun seyirci ve medya baskısının yanı sıra Federasyon ve Merkez Hakem Kurulu baskılarına göğüs germeleri gerekiyor. Seyirci baskısını göğüslemeleri kolay değil. Hele büyük takım seyircilerininkini… Seyircisi çok olan taraf hakemi baskı altında tutmak ister. Medya da tiraj-satış kaygısıyla her zaman büyük takımdan yanadır. (Zaten bizim medyaya bakan bir yabancı, Süper Ligi üç buçuk takımdan ibaret sanır.) Hakem bunlara ek olarak, kendisini atayan kurumları, Federasyonu, Merkez Hakem Kurulu’nu hoşnut etmek zorundadır; çünkü parayı verenin egemen olmak istemesi yolundaki ilkel anlayış Türkiye’de hâlâ yürürlüktedir. İşte, başbakan da “paranızı ben veriyorum” diyerek YÖK’e ve üniversitelere hükmetmek istemiyor mu ? Medya patronu-yazar ilişkileri de benzer doğrultuda değil mi ? Futbol Federasyonu da hakemlere karşı öyle… Bu çarpık anlayışla, hakemler Federasyonun isteklerine boyun eğmek zorundalar.

Bütün bu zor koşullar altında hakemliğe heves edenlerin sayısı giderek azalıyor. Özgüvenleri yok edilmiş hakemler şaşkına dönmüş durumda, çoğu kez gördüklerine değil, akıllarından geçene göre düdük çalıyorlar. Suç öncelikle, hakemleri emir kulu haline getirenlerde aranmalı.