| 3 F Formülü |
Kaynak :
26.04.2000 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Toplumumuz başarıya susamış. Bu nedenle Galatasaray’ın UEFA Kupasındaki başarısından herkes kendisine pay çıkarmaya çalışıyor. Bunların arasında samimi olanlar var, olmayanlar var. Halkın ilgisi, coşkusu doğal.. İtilmiş kakılmışlıktan bıkmış artık. Bunu anlamak kolay, ama onun bu konumundan bile çıkar sağlamaya çalışanlara ne demeli ? Medyaya, parlamenterlere.. Medya, UEFA kupası yarı finalinde Leeds maçlarına ilişkin olarak yaşananları tutarsız bir şekilde abartarak neredeyse İngiltere-Türkiye savaşına dönüştürdü. Amaç, popüler bir konuyu popülist bir tutumla gerçek boyutlarının dışına taşıyıp kullanarak tiraj kapmak değilse nedir ? Siyaset yazarları, Elland Road stadında TV kameraları karşısında yerlerini herkesten önce aldılar ve ahkâm kestiler.. Anlasalar da, anlamasalar da.. Konu spor muydu, siyaset mi ? Aslında buna şaşmamak gerekiyor. 4 ve 5 Nisan günleri Hürriyet ve Sabah gazeteleri güçlerini kanıtlama yarışında, birinci sayfalarında yazarlarını, fotoğraflarını da koyarak okuyucuya sunmuşlardı. Amaçları, yazar kadrolarının ne denli güçlü olduğunu göstermekti. Bu gazeteler sporda da iddiayı elden bırakmazlar ama, Hürriyet’in sunduğu 16 gazeteci arasında hiçbir spor yazarı yoktu. Sabah’ta da 23 gazeteci arasında yalnızca, her iki türde de yazan Hıncal Uluç vardı. Bu gazeteler kendi spor yazarlarını yazardan saymıyorlar mıydı acaba, yoksa spor konusundaki içtenlikleri mi kuşkuluydu ? Doğal ki, anlayış bu olunca Leeds’e gitmek önceliği de gazetelerin seçkin yazarlarının hakkı olacaktı. Zaten olaylar gerçek boyutlarının dışına taşınmış, ağırlıklı olarak siyasal – toplumsal platforma kaydırılmıştı. |
Siyasal platformda bu kez görev artık biraz da milletvekillerine düşüyordu. Madem ki UEFA, Galatasaray taraftarlarının Leeds’e gitmelerine izin vermemişti, onları milletvekilleri temsil edebilirdi. Ortamı diplomatik alanda sakinleştirip sorunların çözümüne yardımcı olmak fırsatını kaçırmış siyasiler bir gövde gösterisi için böylece harekete geçtiler.. İngiltere’ye girebilmek için gerekli vizeler hemen alındı. Maç biletleri yoktu, ama olsun, onlar parlamenterdiler; Leeds’e kararlılıkla gidecekler ve ulusal bir görev olarak Galatasaray’a nasıl destek verdiklerini herkese göstereceklerdi.
Leeds stadına, Türkiye’deki statlara girildiği gibi elini kolunu sallayarak girilemeyeceğini geç de olsa öğrenen kimi milletvekilleri havalimanında kafileden koptular. Daha inatçı olanlardan bir bölümü ise stada giremedikleri için maçı ancak Leeds’teki otellerinde izleyebildi. Günümüzde futbol, yalnızca bir spor olayı değil artık. Toplumları kolayca harekete geçirebiliyor, kitleleri peşinden sürüklüyor. 36 yıl süreyle iktidarda kalan Portekiz diktatörü Salazar’ın kendi ülkesi için dediği gibi, halkın üç “F” (futbol, fado*, Fatima) ile yönetilmesi olanaklı imiş. Milletvekillerimiz de, 1999’da ekonomisi yüzde 6,4 gerilemiş, kişi başına ulusal geliri 2878 dolara düşmüş, gelir dağılımında büyük adaletsizlikler yaşanan, yüksek enflasyonu bir türlü bastıramayan ülkemizde futbolun bu anlamdaki önemini kavramış görünüyorlar. Bu nedenle, cumhurbaşkanı seçimi gibi çok önemli, bir o kadar da bunalımlı bir gündemi bir yana bırakıp Galatasaray futbol takımının peşine düşebiliyorlar. * Fado : Portekiz’in melankolik temalı halk şarkıları. |

