Atatürk Kızı Süreyya Kaynak : 04.09.2003 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Süreyya Ayhan’ın dünya ikinciliği bize buruk bir sevinç yaşattı. Aslında, çok büyük bir başarı… Atletizmde ilk kez böyle bir derece elde ediyoruz. Burukluğumuz, Süreyya’nın altın madalya yerine gümüşte kalmasından kaynaklanıyor. Kendimizi dünya şampiyonluğuna öylesine hazırlamıştık ki… Olmadı.

Düşünüyorum… Süreyya’ya çok fazla yüklenmedik mi ? Kendisine bir şey vermedik, hep ondan bekledik. Atletizm Federasyonu ve kimi kulüplerimiz daha birkaç yıl öncesine kadar genç atletleri yetiştirmek yerine, dolanlı yollardan yabancı atletleri Türkleştirme çabası içindeydiler. Yetenekli Türk gençleriyle, bu arada Süreyya ile de pek ilgilenen yoktu. Süreyya çalıştı, çabaladı başarılarını yetkililerin gözüne soka soka kendisini kanıtladı. Hep ondan bekledik. Şimdi de bekliyoruz. Dünya şampiyonluğu bekliyoruz; ikinciliğe bile razı değiliz. Oysa, söylenecek tek şey var : “Bravo Süreyya… Sen kimseye bakma, yalnızca ileriye bak, yoluna devam et. Türkiye sana teşekkür borçludur.”

Sen başarılarınla Türk kadınının neler yapabileceğini gösterdin. En büyük dileğim, gençliğin, genç kızlarımızın senin başarılarını örnek almasıdır. Senin başarın bu ülkede kadınları ikinci sınıf yaratık sayan anlayışın zavallılığını ortaya koydu. Kandırılıp örttürülen, bu yoldan baskı altına alınıp eve kapatılan genç kızlarımızın senin kazandığın türden bir başarıyı yakalamalarına olanak var mı ? Yetişme anlayışı olarak da yok, giyim bakımından da yok. Mantoyla, türbanla koşulur mu ? Hem koşulamaz, hem de buna dünya sporunu yönetenler izin vermezler.

Kadınları örtünüp kapanmaya zorlayanların, onları üniversiteye sokma kavgalarının içtenliğine inanmayın. Amaçları, inancı zorlayıp kullanarak kadını ikinci sınıf insan statüsüne sıkıştırmaktır. İnançlarında samimi iseler, giyimi dikkate alındığında Süreyya

Ayhan’ın başarısının onları sevindirmemesi gerekir. Seviniyorlarsa, bu türden başarıların artırılması için genç kızlarımızın spora yönlendirilmesi ve yüreklendirilmesine çalışsınlar. Bu iş, kimi siyasilerin sürdürdükleri türban dayatması ve kavgasıyla ne denli bağdaşır ?

Haa… bir yol daha var. Türbanı üniversitelere sokmak için verdikleri savaşımı, dünya spor otoritelerine karşı da verirler. Örneğin, daha tezi yok, önümüzdeki 2004 olimpiyatları için Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)’ye başvurulur. IOC kabul etmezse ülkedekine benzer bir savaşım verilir, halkımıza şikâyet edilir; hattâ giyim özgürlüğüne karşı davranışından dolayı IOC aleyhine İnsan Hakları Mahkemesinde dava açılır. Kimbilir, bir bakarsınız dava kazanılır (!).. Mantolu, türbanlı kıyafetle yarışı nasıl kazanacağımızı işte o zaman düşünürüz.

Bu konudaki bir başka güncel örnek de Sertab Erener’in Eurovision şarkı yarışmasındaki başarısıdır. Aynı irdeleme sürecini Eurovision şablonuna da vurabiliriz. Bütün bunlar bir yana, önce şunun kararını vermek gerekiyor : Avrupa Birliği’ne girersek bu, Süreyya ve Sertab’larla mı olacak, yoksa türbanla, mantoyla mı ?

Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk yalnızca, bu topraklara göz dikmiş işgalcileri püskürtmekle, vatan topraklarını kurtarmakla kalmadı; çağdaş bir ülke kurarken uygarlık ve aydınlanma yolunda da gerçek bir savaş verdi. Cumhuriyeti kurmasından 80, aramızdan ayrılışından 65 yıl sonra onun emanetini yozlaştırarak getirdiğimiz yer bizi utandırmalıdır.

Atatürk’ün kurduğu çağdaş düzeni, başta eğitim olmak üzere darmadağın ettikten sonra, Süreyya’nın başarısına sığınarak bundan pay kapmak isteyenler var. Herkes aklını başına toplayıp biraz düşünse…