| Başkanı Kim Hasta Etti ? |
Kaynak :
11.09.2003 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Türkçe sözlü Amerikan filmlerinde çok duymuşsunuzdur. Genç kız öfkelendiği adama, “beni hasta ediyorsun” diye bağırır. Aslında kimsenin kimseyi hasta ettiği yoktur. Bu düpedüz bir çeviri hatasıdır : Kız İngilizcede “you make me sick” demektedir, yani “midemi bulandırıyorsun” ya da “senden tiksiniyorum”. Acemi çevirmen buradaki “sick”in öteki karşılığı “hasta”dan yola çıkarak “beni hasta ediyorsun” diye sıyrılır işin içinden. Sözü uzatmayalım. Başkan Özhan Canaydın’ı kimin hasta ettiği sorusu bu türden değil. Galatasaray’ın içine düşürüldüğü durumda başkanlık çok zor. Bu iş gerçekten yürek istiyor. Canaydın bir buçuk yıl önce başkanlığa aday olurken durum çok farklı değildi. 1996’dan bu yana “borçlanarak büyüme” yöntemi, yöneticilerin tutkusu haline geldi; yönetimler, genel kurulları topladılar, büyümek için önce borçlanmak gerektiğini savundular. Genel kurullar da onları kıracak değiller ya… Önerileri onayladılar ve bankalardan alınan yüksek faizli borçlarla Kulüp hep birlikte bugünlere getirildi. O yıllarda Faruk Süren yönetiminin en önemli hedefi Ali Sami Yen stadının yeniden yapımıydı. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile imzalanan tahsis anlaşmasından başlayarak, çeşitli hazırlık aşamalarında pek çok yanlış yapıldı. Aradan altı yıl geçmesine karşın ortada daha bir şey yok. Finansman için krediye bel bağlandı. O da bugüne kadar gerçekleşmedi. Süren yönetiminin ikinci projesi, kurulacak şirketle kulübe gelir sağlamaktı. Şirket kuruldu, ardından hisse satışı gündeme geldi. Hisseler satıldı, ancak yabancı ortak, gelirlerin artırılması yolunda iyi bir stratejik ortak gibi davranmadığı için Kulüp bu alışverişten kârlı çıkmadı. Sonuç, yüksek faizle para alınmış gibi oldu. Şimdiki yönetim bu ortaklıktan kurtulmanın yollarını |
arıyor, ama karşı taraf yaptığı kârlı anlaşmadan dolayı öylesine mutlu ki, Kulübe hisseleri geri satmaya hiç niyetli değil.
1996’da Faruk Süren başkan olduğunda Özhan Canaydın da yönetimde kendisiyle birlikteydi. İlk iki yılda kararları çoğu kez birlikte almışlardı. Öteden beri çok yakın iki arkadaştılar. Sonradan yolları ayrıldı; Süren’in ikinci ve üçüncü yönetim dönemlerinde Canaydın artık Süren’le birlikte değildi. O dönemlerde futbolda büyük başarılar elde edildi, ama aşırı borçlanma nedeniyle mali yapı çökertildi. Sonunda, bilindiği gibi Süren, yönetim kurulu üyelerinin başkaldırması nedeniyle altıncı yılını tamamlayamadan istifa etmek zorunda kaldı. Onun yerine seçilen Mehmet Cansun yönetimi geriye kalan sekiz aylık dönemde borçların azaltılması yönünde ciddi çabalar gösterdi, şirketin halka açılmasını sağladı. 2002 Mart’ında yeni seçim dönemine gelindiğinde Kulübün mali durumunun hiç de parlak olmamasına karşın başkanlık için iki aday vardı : Cansun ve Canaydın. Aday çokluğu aslında, Süren’e atfedilen, “Kulübü öyle bir durumda bırakırım ki hiç kimse başkanlığa aday olmaya cesaret edemez” sözleriyle çelişiyordu. Sonuçta Canaydın seçildi. Durumu, yaşanan ve yaşanacak sıkıntıları kuşkusuz, ayrıntılarıyla yakından biliyordu. Başta da belirttiğimiz gibi bu koşullar altında Galatasaray’da başkanlık yürek isterdi. Yoğun çabalara karşın bugün, Stat işi ortada, Kalamış tesisleri yıkılmış, Ada terk edilmiş durumda; transferler ve öteki spor dalları da bildiğiniz gibi… Yürek, maçların gerilimine dayansa da bu sıkıntılara pek kolay dayanamıyor olmalı. Bütün içtenliğimle başkana sağlık, yüreğine güç diliyorum. |

