|
Savaş Yine ilginç olaylarla dolu bir ayı geride bıraktık. Geçen ayın dünya çapındaki en önemli olayı, kuşkusuz İsrail’in Lübnan topraklarına saldırısı oldu. İsrail, iki askerinin kaçırılması bahanesiyle çıkardığı savaşta askerlerin yanısıra binlerce masum insanın ölümüne, yüzlerce binanın yıkılmasına, çevrenin, tarihsel ve doğal değerlerin tahribine neden oldu. ABD’nin desteğiyle sürdürülen savaşı bütün dünya ülkeleri çaresizlik içinde izlediler. Gelelim ülkemize…
Deprem 17 Ağustos 2006, Kocaeli ve Yalova depreminin 7. yıldönümüydü. Depremin maddi yaraları bir ölçüde sarılmış gibi görünse de, olası depremlere karşı ileriye dönük zorunlu önlemlerin yerine getirilmediği bir gerçek. Deprem konusu öylesine gözardı edilmiş ki DPT’nin 7 yıllık yeni planında bile yer almıyor artık. 9. Kalkınma Planında, depreme ilişkin tek bir sözcüğün bile bulunmaması uzmanların tepkisini çekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Uygulamalı Sistemler Analizi Uluslararası Enstitüsü, Kyoto Üniversitesi Afet Önleme Araştırma Enstitüsü ve Dünya Bankası desteğiyle düzenlenen “Uluslararası Bütünleşik Afet Riski Yönetimi” konulu konferansın halka açık son gününde İstanbul’un depreme hazırlığı tartışıldı. Toplantıda konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş 2,5 yılda, risk taşıyan 6000 binanın yıkıldığını belirterek, ruhsatsız binalardan yakındı ve “İstanbul’un en önemli problemi, yapılarının yüzde 80’inin imara aykırı ve ruhsatsız olması. Bunlarla ilgili yasal düzenleme yapılmadığı takdirde ciddi mesafe almak mümkün değil” dedi (1).
Hasankeyf Ayın en çok tartışılan konularından biri, Ilısu Barajının suları altında kalacak Hasankeyf oldu. 5 Ağustos günü Ilısu Barajı’nın temeli Başbakan’ın da katıldığı görkemli bir törenle atıldı ve böylece, binlerce yıllık bir antik kentin sular altında kalma süreci başlatıldı. Bu olayı Bekir Coşkun çok güzel özetledi (2): “Yeryüzünde 3 milyon baraj var. Ama öyle bir antik kent yeryüzünde başka var mı? Yok…” “… Antik kentin ömrü 12 bin yıl. Yapılacak barajın ömrü ne kadar? 60 yıl…” Evet, barajın temeli atıldı. DSİ’den yapılan açıklamaya göre inşaatın süreceği 7 yıl içinde Hasankeyf’teki eski anıtsal yapılar başka bir yere taşınacakmış. Olmayacak dua gibi… Kısacası, Hasankeyf’te binlerce yıllık mağara evleri ve dünyanın en büyük taş köprüsünün de aralarında bulunduğu kültürel değerler su altında kalacak. Öte yandan, Hasankeyf’in, olduğu gibi korunmasını sağlamak amacıyla bir grup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, Türkiye’yi “Ilısu Barajı’nın yapım projesinde halen hangi aşamada bulunulduğu ve Hasankeyf’in korunması için alınan ve/veya alınması planlanan önlemler” konusunda bilgi vermeye davet etti. Ancak, yürütmenin durdurulması istemini reddetti.
Jest Amaçlı İmar İzni Suudi Arabistan Kralı Ankara ve İstanbul’u ziyaret etti. Ziyaret sırasında görüşülen ağırlıklı konunun Türkiye’de yapılacak Suudi yatırımları olduğu belirtildi. Olası yatırımlar genelde gayrimenkul yatırımları türündendi. Bu arada, Kralın daha veliaht olduğu sıralarda, Boğaziçi’nde satın aldığı Sevda Tepesi olarak anılan arsa da gündeme geldi. O dönemde, yani 22 yıl önce Turgut Özal Başbakan, Bedrettin Dalan da İstanbul Belediye Başkanı idi. Arsa onların rehberliğinde alınmıştı. Sit kapsamında bulunan arsaya o tarihten bu yana imar izni verilmesine siyasal otoritenin gücünün yetmemesi, ortak konuların ilerlemesini düğümleyecek bir olguydu. Bu kez, iktidarın yanısıra kimi medya mensupları da, olası büyük Suudi yatırımları karşısında böylesine küçük bir jestin esirgenmemesi gerektiğini ileri sürdüler. Kralın arsasına ayrıcalık tanınırsa belki de, “Jest Amaçlı İmar İzni” tanımı şehircilik sözlüğünde ilk kez yer alacak (!) Ziyaret sırasında nedense, Suudilerin birkaç yıl önce yıktıkları, Osmanlı mirası Ecyad Kalesi gündeme getirilmedi. Oysa, o tarihlerde Suudi yönetiminin kaleyi yıkacağını, yerine otel yapılacağını açıklaması üzerine dönemin T.C. Kültür Bakanlığı, UNESCO’ya başvurmuş, UNESCO da 1972 tarihli kültür ve doğa mirasının korunması sözleşmesine uygun davranmaları gerektiğini Suudi yetkililere bildirmişti. Suudiler olumlu yanıt vermişlerse de sözlerini tutmamışlardı. Kalenin yıkılmasından sonra başka bir yerde yeniden yapılacağı doğrultusunda Türkiye’ye verilmiş olan söz de tutulmamıştı.
Metro Tünelinin Tavanı Delindi Mecidiyeköy’de bir arsanın zemin etüdü için sondaj yapılırken metro tünelinin tavanı delindi. Delikten sarkan parçalar, Taksim yönüne giden tren vagonunun siperliğine çarptı; iki vagonda hasar oluştu. Haberlere göre, metro treninin, tünelden sarkan parçalara çarpması üzerine 700 yolcu Şişli istasyonunda indirildi. Hattaki ulaşım 1.5 saat durdu. Tünelde inceleme yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili Ahmet Selamet, zemin etüdü yapmaya çalışan firmanın kullandığı sondaj aletlerinin uçlarının, tünelin tavanını delerek içeriye sarktığını, parçaların trenin siperliğine çarptığını ve düşerek iki vagonda hasar oluşturduğunu söyledi. Şirketin ruhsatlı çalıştığına dair kendilerine bilgi ulaşmadığını belirten Selamet, “25 metre aşağıya sondaj yapmışlar. Olay netleşince suç duyurusunda bulunacağız. Daha vahim sonuçlar olabilirdi” dedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Pektaş da “Tüneldeki parçalar iki dakika önce düşse, dünyanın en önemli facialarından biri yaşanabilirdi” dedi. İzleyen günlerde, metro güzergâhının kadastro paftalarına işlenmediği ve metronun geçtiği yerlerdeki arsa sahipleriyle yapılması gereken hukuki işlemlerin yapılmamış olduğu ortaya çıktı.
|
|
Orman Yangınları Ormanlarımız yine yanıyor; aynı anda birçok noktada çıkan yangınları söndürmeye yetişmek kolay olmuyor. Yalnızca üç günde 101 orman yangını çıktığı, 5 günde 2000 hektar alanda 4 milyon ağacın yandığı bildiriliyor. Kundaklama mı? Kim bilir… Böylece, binlerce hektarlık orman kül olurken endemik bitki türleri hasar görüyor, yaban hayatı olumsuz etkileniyor, arıcılık darbe yiyor, ekosistem bozuluyor. Söndürme konusunda bu yıl ciddi sıkıntılar yaşandığı belirtiliyor. Orman içi yolların, güvenlik şeritlerinin, müdahale havuzlarının, söndürme uçaklarının, ekipmanın ve kadroların yetersizliği tartışılıyor. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, yangınların kundaklama sonucu çıkmadığını belirtip şöyle demiş: “Yangınlar, mevsim normalleri dışında seyreden sıcaklıklardan kaynaklanıyor.” Demek ki, bakana göre, ormanlar kendi kendine yanıyor. Yine sayın bakan müdahalede başarısız olmadıklarını söylüyor, söylemini “uçağımız yok, yüreğimiz var” türünden güzel sözlerle süslüyor; ama yangınlar bir türlü söndürülemiyor. Çevre ve Orman Bakanlığı’na göre 2002- 2005 yılları arasında yıllık ortalama 5.759 hektar ormanlık alan yanmış. Çevre Mühendisleri Odası’nın verilerine göre ise yıllık ortalama 13.500 hektar. Yine bir gazete haberine göre, ülke geneline yayılan orman yangınlarına müdahalede yetersiz kalındığına ilişkin tartışmalar sürerken, 2-B orman arazilerinin satışını sık sık gündeme getiren hükümetin, yeni yasama yılında da 2-B arazilerinin satışıyla ilgili yasa tasarısını TBMM’ye getirmesi bekleniyor.
Asbestli Gemi Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’nde parçalanmak üzere Hollanda’dan yola çıkarılan Otopan adlı gemi çevreci kuruluşların tepkileri üzerine Çeşme açıklarında bekletildi. Çevreciler, gemide bulunan asbestin kanser yapıcı olduğunu ve halk sağlığını tehdit edeceğini ileri sürdüler. Yetkililer ise gemide yapılacak incelemelerin ardından bir karara varılacağını açıkladılar. Sonraki gelişmelerde, Hollandalı yetkililerin gemide 1 ton asbest bulunduğunu bildirmelerine karşılık, Avrupa Gemi Söküm Platform’unun, Otopan’da 60 ton asbest bulunduğunu rapor ettiği anlaşıldı. Bu durum karşısında Hollanda Çevre Bakanı da gemideki asbest miktarının onlarca ton olduğunu açıklamak zorunda kaldı. Bilindiği gibi, asbest kullanımı, solunum yoluyla kanser yapıcı etkisi nedeniyle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok yerde yasaklanmış durumda. Asbest liflerinin ya da tozlarının sürekli olarak solunmasının akciğerlerde, asbestoz adı verilen ölümcül bir hastalığa yol açtığı saptanmış bulunuyor. Bu nedenle, özellikle yangın güvenliği sağlamak üzere Avrupa’da yıllarca birçok binada kullanılmış olan asbest malzeme sökülüyor ya da bina tümüyle yıkılarak tehlikenin ortadan kaldırılmasına çalışılıyor. Asbestin sökülmesi (Fr. désamiantage) işi Avrupa’da özel eğitim gerektiren bir uzmanlık kolu durumunda. Bizde asbest konusunda henüz ciddi bir duyarlılık görülmüyor. Anımsanacağı gibi, önceki yıllarda yine söküm için getirilen bir gemide ilgili bir bakanımız TV kameraları karşısında asbesti yüzüne gözüne sürerek yaptığı gösteriyle zararsızlığını kanıtlamak istemişti. Çevrecilerin tepkisi bu kez işe yaradı.
Rumeli Hisarı’na Cami Hükümet ve Belediyeler kamu işleri kadar din işleriyle de uğraşmayı da seviyorlar. Taksim’e cami, Göztepe Parkı’na cami derken, bu kez de Rumelihisarı’na cami konusu Kültür Bakanlığı-İstanbul Belediyesi iş ve güçbirliğiyle gündeme geldi. Bu konuda dinci basında bir kampanya birkaç yıldan beri zaten sürdürülmekteydi. Konuyu, vaktiyle Rumelihisarı düzenlemesini gerçekleştirmiş mimarlardan Doğan Tekeli ile görüştüm. Aldığım bilgiler şöyle: Açılan proje yarışması sonrasında Hisar bir askeri açıkhava müzesi şeklinde düzenlenirken yıkık mahalle ortadan kaldırılmış. Rastlanan cami temelleri ve minare kalıntısı korunmuş. İhtiyaç Programına göre, mehter vb. gösteriler için istenen platform, mevcut sarnıcın üstüne oturtulmuş, çeşme ihya edilmiş. O tarihlerde Cumhurbaşkanı Celal Bayar Rumeli Hisarı restorasyon ve düzenlemesiyle bizzat ilgilenirmiş. Minarenin yeniden yapılmasını isteyen Bayar, mimarların, camiye ve minareye ilişkin hiçbir mimari belge bulunamadığı için ‘minarenin yalnızca kalıntısının korunması’ biçimindeki önerisine katılmış. Bu kez, Rumeli Hisarı’nda yeniden yapılması tasarlanan cami için Belediye’nin bir proje bile yaptırdığı, bunu ilgili Koruma Kurulu’na onay için göndereceği, gazete haberleri arasında yer alıyor. Elde yeterli mimari belge ve bilgi olmadığına göre restitüsyonun hangi verilere göre gerçekleştirileceği, ciddi bir merak konusu… Rumeli Hisarı bugün de bir müze statüsünde ve Kültür Bakanlığı denetiminde… Bakanlığın kiraya vermesiyle de hisarın açık alanı uzunca bir süreden beri ağırlıklı olarak yazın konser ve gösteriler için kullanılıyor. Ancak, bu tür etkinliklerden hoşnut olmayan Bakanlığın, alanı yeni işlevlerle değerlendirmek istediği anlaşılıyor. Cami de yeni işlevlerden biri olsa gerek. Bir taşla iki kuş misali… İstanbul Belediyesi de, hiç ilgili olmadığı halde, durumdan vazife çıkarıyor anlaşılan…
NOTLAR 1. Gürkan Akgüneş’in haberi, Milliyet, 18.8.2006 2. Bekir Coşkun; “Dün İşlenen Cinayet”, Hürriyet, 6.8.2006.
|