Beyazıt Meydanının Öyküsü: Beyazıt Meydanı bugünkü haline nasıl geldi? Kaynak : 01.03.2014 - İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı Dergisi - 63 | Yazdır
J.A. Bouvard’ın Beyazıt Meydanı için tasarımı (1902), (Kaynak; Z.Çelik)
Önce, meydanın geçmişine bir göz atalım… Bizans döneminde Forum Tauri diye anılan meydanın adı, İmparator Teodosius döneminde “Forum Teodosius” olarak değiştirilmiştir. Bu ortaçağ meydanı deprem ve yangınlar nedeniyle zaman zaman tahrip olmuştur. İstanbul’un fethinden sonra ise, İmparator Konstantin’in kapitolünün yerine 1454 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Eski Saray’ın kurulmasıyla da bir saray meydanı niteliği kazanmıştır. 
Daha sonra meydan, adını 2. Beyazıt’ın kendi adına yaptırdığı cami, medrese, imaret ve hamamdan oluşan külliyeden almıştır. 
1855’te Şehremaneti (Belediye) örgütünün kurulmasının ardından, başka meydanlarla birlikte Beyazıt Meydanı’nda da düzenleme çalışmaları yapılmış, 1866’da meydanın kuzeyini sınırlayan ve Seraskerlik Dairesi olarak kullanılan Eski Saray binaları yıkılarak yerlerine, daha sonraları İstanbul Üniversitesi’ne verilen Harbiye Nezareti binası yapılmıştır. Meydanın mimari karakterini değiştiren bu binanın Bakırcılar Caddesi tarafındaki bahçe duvarının altına da şimdi de mevcut olan dükkânlar inşa edilmiştir (1). 
Daha sonra, Fransız mimar Joseph Antoine Bouvard’ın 1902’de İstanbul için yaptığı planlama çalışmaları arasında Beyazıt Meydanı için bir tasarım önerisinde bulunduğu biliniyor. Bouvard, mevcut meydanı genişleterek Osmanlı geleneğinde bulunmayan tarzda Avrupai bir meydan öngörmekteydi. 
1930-1940’lı yıllarda Beyazıt Meydanı (D.Hasol arşivi) 
Öneriye göre, Harbiye Nezareti ekseni üzerinde tam karşıya yüksek kulesiyle bir belediye sarayı gelecekti. Meydanın, caminin karşısına rastlayan kenarındaki Beyazıt Medresesi yıkılarak yerine, ortası avlulu iki bina yerleştirilecekti. Bu binalardan biri “Sanayi ve Tarım Müzesi”, öteki “Devlet Kütüphanesi” olacaktı. Meydanın ortası ise geometrik düzende yeşil tarhlar ve fıskiyeli havuzlarla donatılacaktı. Bouvard’ın Beyazıt Meydanı projesi gerçekleştirilmemiştir. 
Beyazıt Meydanı, 1923-1924 yılları arasında Haydar Bey (Ali Haydar Yuluğ)’un şehremini olduğu dönemde ele alınarak Mimar Asım Kömürcüoğlu’nun tasarımıyla yeniden düzenlenmiştir. Bizim çocukluk ve gençlik anılarımız arasında yaşayan, tramvaylı, çift fıskiyeli eliptik havuzlu meydan, Kömürcüoğlu’nun düzenlediği o meydandı. Havuzun çevresinde çiçek tarhları bulunuyordu. 
1950’li yıllarda, dönemin başbakanı Adnan Menderes’in İstanbul’da başlattığı, “İmar Hareketleri” adı verilen yıkma-genişletme çalışmalarından Beyazıt Meydanı da payını alacaktı. İlkin,1956-57’de Ordu Caddesinin genişletilmesi amacıyla tarihi Simkeşhane’nin ve Hasan Paşa Hanı’nın meydana bakan cepheleri ve kuzey bölümleri yıkıldı. Daha sonra, meydanla ilgili olarak Sedad H. Eldem’e hazırlatılan proje, Belediye’ce değiştirilerek 1957’de uygulandı ve böylece havuzlu meydan ortadan kaldırıldı. Beyazıt Meydanı’nın en talihsiz dönemi böylece başlamış oluyordu. Sonuç başarısızdı ve kimseyi tatmin etmemişti. 
O dönemde büyük bir hızla, ama çok büyük bir bilinçsizlik payıyla sürdürülen “imar hareketleri” hem İstanbul’u, hem de yarattığı yüksek enflasyon nedeniyle siyasal iktidarı tüketmek üzereydi. Nitekim ekonomik nedenlere politik nedenlerin de eklenmesiyle 1960’ta 27 Mayıs ihtilali (o zamanki deyişle “devrimi”) geldi.
T. Cansever projesi maketi (Kaynak: Mimarlık ve Sanat, Sayı.2) 
İhtilal, şehrin yönetimine de askerleri getirdi. General Refik Tulga İstanbul Vali ve Belediye Başkanı, Yarbay Turan Ertuğ da Belediye Başkan Yardımcısı oldu. Beyazıt Meydanı öylesine perişan bir durumda kalmıştı ki, hangi belediye yöneticisi işbaşına gelirse gelsin, İstanbul’un her döneminde simge olmuş meydanını o halde bırakamazdı. Üstelik meydan, gençliğin gözünde, Anayasayı çiğnemiş, baskıcı DP iktidarına karşı direnişin başlatıldığı alandı. Bu nedenle adı o günlerin coşkusuyla Hürriyet Meydanı olarak değiştirilmişti. Meydanın yeniden düzenlenmesi işi, ele alınan öncelikli konulardan biri oldu. Meydanın yeniden düzenlenmesi arayışları içinde Prof. Luigi Piccinato, Prof. Hans Högg ve Mimar Turgut Cansever’e projeler hazırlatıldı. 
İtalyan Milli Şehircilik Enstitüsü Başkanı olan Prof. Piccinato 1954’te İstanbul’da Ataköy projesine danışman olarak atanmış, 1958’de de İstanbul Nâzım Plan Bürosu’nun başına getirilmişti. Münih şehrinin başmimarı olan Prof. Högg ise bir süre için İstanbul planlamasıyla görevlendirilmişti. Hazırlatılan üç proje arasından Cansever’in projesinin uygulanmak üzere seçilmesinin ardından İstanbul mimarlık çevrelerinde büyük bir tartışma başladı. Mimarlar Odası ve mimarların önemli bir bölümü öncelikle İstanbul’un nâzım planının yapılmasını istiyor, o plan yapılmadan Beyazıt Meydanı’nın düzenlenemeyeceğini savunuyordu. Doğal olarak, karşı görüşte olanlar da vardı. 
Uzun süren tartışmalar ve homurtular arasında Belediye, Meydanı bir yaya bölgesine dönüştürecek yeni projenin yürütülmesi için Turgut Cansever’i, görevlendirdi. Cansever, İstanbul Belediyesi İmar Planlama Müdürlüğü görevinin yanısıra bir yandan da mimar ve mühendislerden oluşan bir ekiple, Beyazıt Camisi’nin yanıbaşında, meydana bakan  bir şantiye barakasında proje ve uygulama çalışmalarını yönetiyordu. Ancak tartışmalar ve karşı koymalar öylesine büyüktü ki, askeri yönetim yerini sivil yönetime bırakır bırakmaz Cansever’in her iki görevine de son verildi ve Beyazıt Meydanı işte bugün de görülen durumuyla, bitmemiş olarak kaderiyle başbaşa bırakıldı. Elli yıldan beri de öylece duruyor. 
Gerçekten de nâzım plan olmadan Beyazıt Meydanı düzenlenemez miydi?. Kanımca düzenlenebilirdi. İmar ve İskân Bakanlığı’na bağlı İstanbul Nâzım Plan Bürosu, çalışmalarını uzunca bir zamandan beri sürdürmekteydi ve Beyazıt’ın düzenlenmesine yetebilecek belli kararları almış olmalıydı. Ayrıca Beyazıt Meydanı’nın kendisi bazı kararlara odak olacak nitelikteydi. 
O tarihten yaklaşık yirmi yıl sonra 1980’li yıllarda Taksim ve Üsküdar Meydanları için açılan proje yarışmalarının yanısıra Beyazıt Meydanı da bir kez daha yarışmaya çıkarıldı. Bu kez nedense hiç kimse “Nâzım Plan bitirilmeden bu meydanlar yarışmaya çıkarılamaz” diye direnmedi. 
Kanımca, 1960’ların başında mimarlarca sürdürülen itirazlar başka bir nedenden, uygulanacak projeden çok, Turgut Cansever’in şahsına duyulan tepkiden kaynaklanıyordu (2). “Beyazıt Meydanı bugünkü tutarsız haline nasıl gelmiştir?” sorusuyla başlamıştık. Asıl sorulması gereken soru, “Beyazıt Meydanı elli yıldır nasıl bu halde bırakılmıştır?” şeklinde olmalıdır. Bir türlü bitirilemeyen talihsiz Beyazıt Meydanı rekorlar kitabına girmeye aday. Zaman Mimarlar Odası’nı kısmen haklı çıkardı. Oda, “Nâzım Plan olmadan Beyazıt Meydanı yapılamaz” diyordu. İşte, ne nâzım plan bitti, ne de Beyazıt Meydanı.  
1. Doğan Kuban- Yegân Kahya, Beyazıt Meydanı Kentsel Tasarım Yarışması Kitabı-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, 1987. 
2. Turgut Cansever’in, Milli Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel’e yazdığı, mimarları suçlayan bir mektubundan çokça söz ediliyordu.
Aralık 1992, Yapı Dergisi 133’te yayımlanmış yazımdan yararlanılmıştır.