| Bir Atletin Ardından |
Kaynak :
17.02.2005 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Atlet, Rıza Maksud İşman spor için yaşadı, uzun yaşamı boyunca hep sporla uğraştı. Yaşamı boyunca spordan başka hiçbir işi olmamıştı Rıza Maksud’un. Bisikletle başlamış, atletizmle sürdürmüştü. Gençlikte, yaşlılıkta hep koştu. Önce rekorlar kırdı, şampiyonluklar kazandı, yıllar sonra da “Dedeler” dünya birincisi oldu. Uzun yaşadığı için gençlerin kendisini tanımamaları doğaldır; orta yaştakilerse onu ancak dedeler koşusundan anımsayabilirler. Bir de gazetelerde günlerce yer alan bir olaydan… Evine giren genç hırsızı sokaklarda uzun süre kovalayarak yakalaması, basına günlerce konu oluşturmuştu. 14 adet madalya ve 28 adet kupa Divan Toplantısı’nda yapılan bir törenle Galatasaray Müzesi’ne devredildi. Töreni göremedi, ama 91 yaşında huzur içinde sonsuzluğa gitti. Anılarını yazmaya başlamış, bitirememiş. Bunların bir kopyası elimde… Oradan ilginç bir bölümü kısaltarak aktarıyorum : “Bir tatil günü arkadaşım Koço ile Kilyos’a kadar 70 km. idman yapmıştık (bisikletle). Dönüşte Şişli tramvay deposunun önünde 150-160 kadar atleti yarışa hazırlanırken gördük. Koço’ya, “benim iyi atlet olabileceğimi söylüyorlar” dedim. “Eğer bu yorgunluğun üzerine bunları geçersem ben de inanacağım” deyince Koço, “ver bisikletini bana, haydi” diye beni teşvik etti. Ayaklarımda bisiklet ayakkabıları var. Atletlerde çivili spaiks yarış ayakkabıları… Çünkü koşacakları yol toprak. Mesafe 5000 m. Abide-i Hürriyet Tepesi etrafından dönülecek, yarış Şişli tramvay deposunda bitecekti. Depar verilmek üzere yolda atletler toplandılar. Benim numaram |
olmadığı için 10-15 metre arkada yer aldım. Depar verildi; kısa zamanda öne geçtim. Onların temposu bana biraz yavaş geliyordu. Mesafeyi açmaya başladım. Yolda vazifeli hakemlerden numaramı soranlara ismimi söyleyip geçiyordum. Velhasıl bitişe geldiğimde çok önde olduğumu görüp sevinerek bitiş ipini kesmemek için altından geçerken, “kronometrenize basmayın ben müsabaka hariciyim” diyerek bir kenara çekildim. Yarış bitince yaşlıca bir bey yanıma sokulup, bana ismimle hitap ederek bileğimden tuttu ve bir kenara çekerek kendisinin Atletizm Federasyonunda görevli olduğunu söyledi. Cebinden bir kartvizit çıkarıp verdi. İş Bankası’nda bir servisin müdürlerindenmiş. Yenicami’deki, İş Bankasına gelmemi söyledi Adil Giray bey… Kendisine bisikletçi olduğumu, atlet olmadığımı söyledim. “Yine de gel” dedi.
Ertesi gün gidip Adil Giray beyi buldum. Beni güler yüzle kabul etti ve bir kâğıt yazıp, Zeki Rıza Sporel’in mağazasından bu malzemeleri almamı söyledi… (O tarihte İstanbul Bahçekapı’da Zeki Rıza beyin (meşhur Fenerbahçeli futbolcu) spor mağazası ile yine Fenerli Şaban’ın Sirkeci’de spor mağazası vardı.) Bana bir çift ayakkabı, atlet, şort ile henüz Türkiye’de yeni yeni kullanılmakta olan eşofman verdiler. Adil beye gittim; memnun oldu, “Tepebaşı’na Beyoğlu Halkevine git, akşam saat 19.00’da orada ol” dedi. “Orada Milli atletizm takımını çalıştıran Prak isminde bir Alman antrenör, bir de, küçük Besim diye bir atlet var. Onunla temas et ve idmanlara başla” dedi. Halkevine gittim. Besim’i (Besim Aybars) gördüm. İdmanlara salon jimnastikleriyle başladık. Halkevinin muntazam duşları ve çok büyük bir salonu vardı. Ayrıca çeşitli sanat dallarında da faaliyet gösteriyordu. Ben her akşam oradaydım artık…” Öykü sürüp gidiyor. Belki yine döneriz. |

