Bir Delinin Akıl Defterinden… Kaynak : 19.03.2014 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır
“Delinin akıl defteri mi olurmuş?” demeyin. Niçin olmasın? Defter yalnızca akıllılar için midir? Aklı yok diye akıl defteri de mi olmasın? Kaldı ki deli, dilediğini özgürce yapar; isterse akıl defteri de tutar. Delice yaptıkları olduğuna göre yazacakları da olmalı. Ayrıca, yalnız deliler değil, herkes yazmalı. Örneğin, şehirlerimizi bu hale getirenlerin yazacakları niçin olmasın? O şehirlerin haline bakıp da çıldırmamak mümkün mü? İşte, size bir delinin akıl defterinden bazı satırlar aktarmak istiyorum. O parlak fikirleri beğenip beğenmemek size kalmış.
“Artık planla uğraşmayalım. Turgut Özal’ın deyişiyle ‘demiryolu komünist işi’ idi; planlama da öyledir. Eski ya da Yeni Liberalizm sevdalılarının, ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ deyişindeki gibi, aklımıza eseni yapmalıyız. ‘Bize plan değil pilav lazım’ deyişi yolumuzu ışıklandırmalı. Parsel bazında keyfi biçimde noktasal imar durumları verelim. İmar durumu parsel sahibinin gücüne, parasına, ilişkilerine, dinine, imanına göre verilmeli ki, o dilediğini yapabilsin. Yapılaşma için şöyle bir slogan belirlenmeli: ‘Yoğun, daha yoğun, en yoğun!’ ya da ‘Yüksek, daha yüksek, en yüksek!’  
Kentlerde yeşil alan bırakmayalım. Hatta kırlarda da, köylerde de… Tarım da neymiş?.. Ormanları işgalcilere satalım. Paraları yoksa kredi verelim. 
Şehirler daha da yoğunlaşacakmış… Yoğunlaşsın… Ölçeği, kimliği, silueti kaybolacakmış… Kaybolsun!.. Önemli olan topraktan gelecek paradır; Allahın toprağı paraya çevrilmelidir. Becerebilirseniz siz de yapın. (Bu da size naçizane tavsiyem olsun.) 
İstanbul nüfusu 25-30 milyona çıkarmış… Çıksın. Zaten “azman kent” olmadı mı? Ulaşımı, altyapı sorunları çözülemezse de önemli değil. Bırakın çözümsüz, dağınık kalsın. Halkımız sabırlıdır; sesini çıkarmaz. 
Öncelik, metroda, raylı sistemlerde falan değil, otomobilde, özel otomobilde olmalı. 
Boğaziçi yeni köprülerle donatılmalı. Günün birinde yapılacak köprülerden sıkılırsak Boğaz doldurulmalı; binlerce yıldan beri iki yakası bir araya gelmeyen şehrin iki yakası böylece bir araya getirilmeli. Boğaz doldurulursa yeni köprüler yapma külfetinden de kurtulmuş oluruz. Aynı şey Haliç için de düşünülmeli. 
Doldurularak kazanılan Boğaz ve Haliç toprağı üzerine de gökdelenler dikeriz. Unutmayalım ki
 ‘İstikbal Gökdelenlerdedir’. Yeni gökdelenler suya değil yamaca baksalar da çok önemli değil. Onları bu kez, ‘Yamaç manzaralı’ diye satarız. 
‘İlle de Boğaz’ derseniz, yenilerini açarız. Geçen gemilerden Deli Dumrul misali 5 akçe, geçmeyenlerden 1000 dolar alırız. 
Hazine ve belediyeler ellerindeki bütün arsaları satsınlar. Tabii, güçlerini ve yetkilerini kullanarak imar haklarını iyice yükselterek satsınlar ki daha çok para gelsin. Alan da kazansın, satan da. 
Arsa bulabilmek için şehirlerin merkezindeki mahalleleri bir an önce dönüştürelim. Oralarda yaşayan parasızları devlet gücüyle uzaklaştıralım. Deprem geliyor deyip binaları yıkalım. Daha büyük yeni binalar yapalım; parayı bastırabilecek güçte olanlar gelip güzel güzel otursunlar. 
Başta Cumhuriyet dönemi yapıları olmak üzere gözümüze kestirdiğimiz yapıları yıkalım. Bize her şeyden önce arsa lazım. Mimarlık mirası önemli değil. Yok tarihselmiş, yok tescilliymiş, korumak gerekirmiş… Siz bu boş laflara aldırmayın. Tarihi olmaları ya da kültürel varlık sayılmaları, durumu değiştirmemeli, yıkım engellenmemeli. Hele bunlar kültür yapısıysa hemen yok edilmeli. Kültür bizim neyimize?.. Yıkılanların yerine daha büyük kârlı yapılar, gökdelenler, AVM’ler dikelim. 
İnönü Stadı’nı, Emek Sineması’nı, Majik Sineması’nı, Maksim’i yıktık da ne oldu? Hattâ İstiklâl Caddesi’ni yıkalım, ranta dönük olarak yeniden yapalım. Zaten İstiklâl de, Cumhuriyet de neymiş ki? Tarihi yapı çok lazımsa onları da biz yaparız. İşte, Selimiye kopyası cami yapmadılar mı? Taksim Gezi Parkı’nı yıkıp oraya eski Topçu Kışlası’nı yapsaydık, İnönü Stadı yıkıldığında maçlar eskiden olduğu gibi yine o kışlanın avlusunda oynanır; çok da nostaljik bir durum olurdu. 
Böylece, korunacak bir şey kalmayacağı için Koruma Kurulları kaldırılabilir. Hatta bu kapsamda belediyelerin konumu da düşünülmeli; belki onlara da gerek kalmayabilir… Ama o zaman o özel (ve güzel) imar izinlerini kim verecek? Sonuçta, şehircilik ve mimarlık okullarına da gerek kalmaz; onlar da kapatılabilir…”
Akıl defterindeki öneriler böyle sürüp gidiyor. Varsayın ki deli benim… Yaşadığımız akıl tutulması ortamında çıldırmamak mümkün mü? Tavsiyem şu: Defterin gerisini hiç okumayın. ‘Deli bu… Ne söyleyeceği belli mi olur? Delinin zoru’ deyip geçin. 
Siz siz olun, yine de aklınızı koruyun!