| Bir Futbol Kitabı |
Kaynak :
04.12.1997 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Geçenlerde elime çok ilginç bir kitapcık geçti. Eski harflerle dizilip basılmış, futbola ilişkin bir kitap. Basıldığı yıl 1338 yani 1922. Yazarı, o zamanki deyişle muharriri, Kuğuzade Süleyman Rıza. Kitap, Trabzon’da Saray Matbaasında basılmış ve Trabzon İdman Ocağı’nın 1 numaralı yayını olarak çıkmış. Yazarın bir yakını kitabı bugün kullandığımız harflerle, elyazısıyla yeniden kaleme almış. Yazar, kitapta, Trabzon İdman Ocağı Burhan Bey Takımı’nın kaptanı olarak sunulmuş. Kendisinin bir süre Galatasaray Lisesi’nde okuduktan sonra Trabzon’a dönerek orada sportif çalışmalarda bulunduğu biliniyor. Kitabı yazdığında 18 yaşında. İki yıl sonra, sırıkla yüksek atlamada Trabzon’dan 1924 Paris olimpiyatlarına katılmış. Yazar mukaddimede (önsözde) “Futbolun henüz taammüme (yaygınlaşmaya) başladığı Anadolu’da zaten adedi pek az olan futbol kitaplarından bir şey anlaşılamayacağı kanaati ve münderecatta (içerikte) tesadüf edilecek hataların İstanbul erbab-ı ihtisasınca (uzmanlarınca) nazar-ı müsamaha (hoşgörü) ile görüleceği ümidi, gerek icat, gerek tercüme ve gerek iktibas (aktarma) tariki (yolu) ile olsun beni şu naçiz eseri yazmaya sevketti. Tevfik (yardım) Allahtan.” Görüldüğü gibi, o zaman da yazılan kitabı, yapılan her işi İstanbul dukalığına beğendirmek esasmış. Kitaba göre, “futbol Fransa’nın eski ahalisinden olan Seltlerce icat olunmuş ve o tarihlerde içi kıtık dolu bir meşin topla oynamaktan başka bir şey değilmiş.” Topun adı hala meşin yuvarlak değil midir, spikerlerin dilinde ? Daha sonra İngilizler bu oyunu ele alıp düzenlemişler. O zamanlar futbol öylesine sert oynanıyormuş ki, Amerikalı ünlü boksör James Jeffrees, “yumruk dövüşünü futboldan çok ehven bulurum” demiş. Buna karşın Fransız doktoru Jan Raşo’nun yayımladığı bir istatistiğe göre Paris’te yirmi yıl içinde ölümle sonuçlanan yalnızca bir kaza olmuş. Yazar, “futbolun bugün Avrupa’da pek yüksek bir yeri vardır” dedikten sonra” ekliyor |
: 1335 (1919) yılında İngiltere’de Aston Villa ve “Hardır Siflit Tavn” kulüpleri arasında yapılan müsabakada seyircilerin 50.018 kişiye, duhuliye hasılatının 9722,50 İngiliz lirasına baliğ olduğunu zikretmek futbolun mazhar olduğu rağbeti pekala gösterir sanırız.”
Futbolun çeşitlerine kitapta şöyle değinilmiş : “Futbolun iki nevi vardır : biri müşareket (association) (ortaklık) diğeri İngiltere’de Rugby şehrinin darülfünununa (üniversitesine) izafeten tesmiye edilen (adlandırılan) “ragbi” oyunudur. Mevzuumuzu teşkil eden “association futboldur.” Yine yazar, “Bazı kısa düşünenler için futbol pek basit bir oyundur.. Ancak Futbolun beden oyunu olduğu kadar fikir oyunu olduğu kat’iyen unutulmamalıdır” diyor. Futbola ilişkin olarak tanımlar, oyun kuralları, ahlaki ve teknik kurallar, hakemlerin ve oyuncuların görevleri çizimlerle de desteklenerek o zamanın diliyle çok güzel anlatılmış. Tanımlar, “Futbol Tabiratı” başlığı altında görev tanımlarıyla birlikte veriliyor ve buna göre savunma oyuncuları “müdafi”, orta saha oyuncuları “muavin”, hücum oyuncuları “muhacim”, yardımcı hakem de “hudut gözcüsü” oluyor. Bütün oyuncuların görevlerine ayrıntılı bir şekilde yer verilmiş kitapta. İsterseniz santrforu örnek olarak alalım. Santrfor o günün dilinde “merkez muhacim”.. Görev tanımı şöyle : “Muhacim hattının nazımıdır. Pasları tevzi ve oyunun ahengini temin ve muhafaza ile mükelleftir (yükümlüdür). Ekseriya sağdan veya soldan gelen pasları – kaleye münasip yakınlıkta – yere düşmeden kaleye doğru havaleye (şuta) kalbederse (dönüştürürse) denilebilir ki muhakkak gol olur. Daima kaleye şut çekmeli ve hemen hücum etmelidir. Pasları muntazaman dağıtabilmek için sağ ve sol oynayabilmeli.” “Şimdi nerede o merkez muhacimler ?” diyebilirsiniz. Kitabın sonunda Futbol’un Türkiye’deki gelişimine ve tarihçesine de özetle yer verilmiş. Bir döneme ışık tutan bu bölüme de başka bir yazıda değiniriz. |

