| Bir Saklı Cennet:Kemaliye (Eğin) |
Kaynak :
23.01.2008 -
Cumhuriyet Gazetesi Gezi Eki
|
Yazdır
|
|
Tarihteki adıyla Eğin, 21 Ekim 1922’den bu yana hem Eğin, hem Kemaliye. Eğin, Köktürkçe’de, “cennet gibi güzel bahçe” demekmiş. Ulusal Kurtuluş Savaşı başlarken Eğinliler Mustafa Kemal‘e bir telgraf çekmişler. “500 atlıyla emrinizdeyiz Paşam!” Bu yüreklendirme unutulmamış ve Eğin Meclis kararıyla, “Kemaliye” adıyla ödüllendirilmiş. Eğin bugün de Kemaliye adıyla övünüyor; her adım başında bunun somut izleri görülebiliyor. Kemaliye, Munzur ve Sarıçiçek dağlarıyla çevrili bir vaha gibi. Erzincan, Sivas, Malatya, Elazığ ve Tunceli illerinin idari sınırlarının neredeyse birleştiği noktada. Yaklaşık olarak hepsine eşit uzaklıkta, Erzincan’a bağlı bir ilçe. Biz Malatya üzerinden gittik. Yaklaşırken aşağıda yemyeşil bir vaha görülüyor adeta. Bir yanında Fırat’ın kollarından Karasu… Çevredeki dağlardan neredeyse fışkırarak gelen sular yeşilliği besliyor ve kentin can damarını oluşturuyor. Kemaliye küçük bir kent. Nüfusu son yıllarda iyice azalmış; hala göç vermekte. 1870’lerde 22 bin olan nüfus bugün iki binlerde. Kemaliyeliler yurdun her yanına yayılmış; ancak göç edenler bu toprakları unutmayarak uzaktan da olsa sahip çıkıyorlar. Birçoğu yazın bir bölümünü Kemaliye’de geçirdikleri için yaz nüfusu 8 bine kadar yükseliyor. Bugün ilçe dışında 350-400 bin Kemaliyeli’nin yaşadığı hesaplanıyor. Tepeden görünen, yalnızca Karasu ve yeşilden ibaret değil, bu doğal güzelliğe, insan eliyle gerçekleştirilmiş yapılaşmayı, mimariyi eklemek gerekiyor. Dağlarla kuşatılmış kentte, dağların uzantısı tepeler yerleşme odaklarını oluşturmuş. Birbirine yakın yerleşmeler Kemaliye’nin köylerini, çağdaş şehircilik anlayışıyla “komşuluk birimlerini” oluşturmuş, Mükemmel bir yerleşme anlayışı. Tutarlı geleneksel mimarlık, yalnızca Kemaliye merkezinde değil, yakınındaki köylerde de görülüyor. Güngörmüş, görkemli, olgun… Yüzyıllar ötesinden gelen evlerin bazıları konak büyüklüğünde, çoğu Osmanlı döneminde yapılmış ve o tarihlerde yörede bir arada yaşamış Müslüman ve Hıristiyanların ortak eseri. Alt katlar genelde taş, üst katlar dolgulu ahşap. Yapısal Eğin’de hem estetik hem teknik açıdan seçkin bir düzeye ulaşmış. Yapıların biçimlenişi, dış görünüşleri, kenarında sular akan arnavutkaldırımı sokaklar, Eğinlilerin estetik anlayışını ortaya koyarken yapısal detaylar Eğin’in geleneksel mimarlığında ulaşılmış teknik üstünlüğü kanıtlıyor. Ayrıca, yapıların yerleşmesinde de birbirine saygılı bir tutarlılık gözleniyor. Kemaliyeliler sahip oldukları mimarlık mirasının bilincinde. Geleneksel değerleriyle birlikte bu mirası korumak için büyük bir çaba gösteriyorlar. Çaba yanlızca bugün yörede yaşayanlardan gelmiyor; İstanbul’da, Ankara’da yaşayan Kemaliyeliler de geleneksel Eğin mimarisini koruma kaygısı içindeler. Zaten onlar da yazın geldiklerinde kendi evlerinde kalıyorlar ve evlerini elden çıkarmayı düşünmüyorlar. Ne var ki, kurtarılmak istenen yapı sayısı çok fazla; restorasyon pahalı, olanaklar sınırlı. Şimdilik, yapıların, dış etkilere daha duyarlı ahşap ve hımış bölümleri, galvanizli oluklu saclarla kaplanarak korunmaya çalışılıyor. Bu malzeme doğal ki, geleneksel Eğin evlerinin tarzına pek de uygun değil, ancak geçici çözüm olarak akılcı. Yaşamın bir parçası olan, düğünlerin, toplantıların yapıldığı yaz geceleri yapılan toprak damlar da evlerin çoğunda oluklu sac levhalarla örtülerek şimdilik koruma altına alınmış ve çoğu, kiremit rengine boyanmış. Yerleşmelere uzaktan bakıldığında sac çatılar hemen göze çarpıyor. Ancak bunların güzel geleneksel görünüşü bozduğunu söylemek güç… Hatta bu yolla yaratılan ilginç bir güzellik söz konusu. Yeni yapılarsa, … Ülkenin her yanındakilerden farklı değil. Neyse ki bunların sayısı genel görünümü bozacak kadar değil. |
Yamaçlardaki yerleşmelerde toprak azlığından dolayı taban alanı dar, üst katlar daha geniş; bu nedenle yapılar 3-4 katlı olarak düşeyde gelişmiş. Çoğu kez her kattan sokağa ya da bir bahçeye ulaşmak olanaklı.
Merkezdeki ve köylerdeki konakların görkemi bu yapılaşmanın ardındaki zenginliği sorgulatmaktan geri kalmıyor. Eğin, eskinin önemli ticaret yolları üzerinde bulunuyor: Bir yandan tarihi İpek yolu, öte yandan Giresun-Bağdat bağlatısında bir transfer merkezi. Giresun’a gemilerle gelen mallar kervanlada önce Eğin’e ulaşırmış; oradan da su yoluyla kelekler üzerinden Bağdat’a. Kelek, şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir çeşit sal… Bağdat’a ulaşıldığında mal teslim edilir, söndürülen kelekler hayvan sırtına yüklenir… Ver elini Eğin. Aylar süren bir yolculuk bu… Sonraki yıllarda Eğin’de altın madeni bulunmuş. Bunun işletme imtiyazını yabancılarla birlikte Eğinli Hıristiyanlar, Rumlar, Ermeniler almışlar ve doğal olarak zenginleşmişler.Müslüman nüfusun erkeklerine de, bu gelişmeler karşısında, payitahta gidip orada çalışma hakkı tanınmış. İstanbul’un et ve kömür kethüdalığı Eğinlilere verilmiş. Gidenler Eğin’den kopmamışlar. Merkezde ve çevrede gördüğümüz bütün yerleşmeler, o dönemin görkemini ortaya koyan 3-4 katlı, mimari değeri yüksek yapılarla dolu. Yerleşmelerden birkaçını hemen sıralayalım: Apçağa, Yeşilyurt, Kozlupınar… Bunlardan merkeze 5,5 kilometre uzaklıktaki Apçağa (çağlayansu), ünlü şair Ahmet Kutsi Tecer‘in baba yurdu, ana yurdu. Söylendiğine göre Tecer, bir kış günü köyüne ulaşmak istemiş. Ne var ki yol yok, iz yok … Ya da kardan kapalı … Sonuçta ulaşamamış. Ünlü şiiri bu serüveni anlatıyor: “Orda bir köy var uzakta, Kemaliye’nin doğal varlıklarından biri de Karanlık Kanyon. Karanlık Kanyon yer yer 400-500m. yüksekliğindeki sarp kayalık yamaçlardan oluşan bir doğa harikası. Kemaliye’nin Ankara ve İstanbul bağlantısını kısaltmak üzere yapılmakta olan ve yarma yollardan oluşan Taşyolu, Kanyon ve Karasu boyunca heyecen verici görüntüler sunarak uzanıyor. Kemaliyelilerin şu andaki en önemli tasası, yöreden çıkarılan altın için Miran Çayı kenarında kurulmakta olan maden yıkama tesisi. Tesis çalışmaya başladığında kimyasal atıklarla çayın kirlenmesi, yöredeki suları hattâ Keban Barajı’nın suyunu kirleteceği kuşkusu yaygın. Engellemek üzere yasal yollardan girişimler sürüyor. Kemaliye, yaşadığı toprağa bağlı; şiiri, müziği, halkoyunlarını seven barışçıl bir topluluğun, dağlarla çevrili bir huzur adası, bir saklı cennet… |

