| Borç Yiyen… |
Kaynak :
16.01.2003 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Eskiden kulüpler borçtan korkardı. Özellikle de banka borcundan; çünkü geleneğe göre, ödenecek faizler ve cezalar kulüp kasasından değil, yöneticiler tarafından karşılanırdı. Banka kredisi kullanılması durumunda kredi faizini yöneticiler ceplerinden öderlerdi. Geç ödenen Vergi ve SSK primlerinin cezaları için de durum aynıydı. Bu nedenle, zorunlu durumlarda bile banka kredilerine pek başvurulmaz, kulüpler ya kendi yağlarıyla kavrulurlar ya da olanağı olan yöneticilerden borç alınırdı. Vergi ve primler de zamanında ödenirdi. Yöneticiler verdikleri paranın tümünü ya da bir bölümünü bir süre sonra olanaklar elverdiğinde geri alırlardı. Anlattıklarım daha çok Galatasaray’la ilgilidir. Başka kulüplerde de benzer uygulamalar vardı. Oralarda da kulüpler çoğu kez banka kaynakları yerine yöneticilere başvururlardı. Hattâ yönetim kurulu biçimlenirken kimin hangi oranda yükümlü olacağının baştan saptandığı sistemler bile söz konusuydu. Galatasaray’da borçtan çok korkulurdu. Genel kurullar borç konusunda duyarlıydı. O kadar ki, bir genel kurulda yoğun eleştiriler karşısında Başkan Alp Yalman kürsüye çıkarak bir yıl sonra yönetimi borçsuz devredeceği yolunda söz vermek zorunda kalmıştı. Durum buydu. Borç korkusu Galatasaray’da Faruk Süren yönetimiyle değişime uğradı. Süren genel kurullara projeler getiriyor ve borçlanma kararları aldırıyordu. Borçlanma kararı, anaparayı olduğu gibi faizleri de artık kulübün üstlenmesi anlamına geliyordu. Kurumlaşma adına atıldığı ileri sürülen kimi adımlar ve projeler pahalıya maloluyordu. Eski anlayış, yerini, “gelsin banka kredileri” şeklindeki yenisine bırakmıştı. Krediler genellikle döviz olarak ve yüksek faizlerle alınıyordu. Faizlerle giderek artan borçlar, alınan yeni borçlarla ödenmeye çalışılıyor, borç toplamı büsbütün kabarıyordu. Kısırdöngü böyle başladı. |
Galatasaray’ın futbolda kazandığı başarılar mali durumun kötülüğünü bir perde gibi örtüyor ve sıra, yeni borçlanmalar için genel kurullarda yeni kararlar almaya geliyordu. O günlerde gazete sütunlarına da yansıyan, “borçlanmaksızın büyüme olmaz” deyişi, yönetimin anlayış klişesi haline gelmişti.
Süren yönetiminin şirketler ve Ali Sami Yen Stadı projeleri sürekli olarak gündemdeydi. Yabancı bir şirkete pay satılması da yine uzun süren tartışmalardan sonra bir anlamda, yine, “yüksek faizle borçlanma” anlamında gerçekleşti. Stadın ise uzun bir öyküye dönüşen talihsiz serüveni hâlâ sürmekte. İşte, bugünkü yönetim kurulunun bile zaman zaman açıkça isyan ettiği ekonomik bunalımın kısa özeti bu. Kulüpler için çare; plan, program, üretim, bilinçli harcama gibi ilkelerde aranmalı. |

