Böyle Demokrasi Olmaz Kaynak : 08.12.2006 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Demokrasi sözcüğünü ağzımızdan düşürmüyoruz. Ancak hemen soralım: Türkiye’de demokrasi var mı? Yanıtı açık: “Yok“, zaten var olduğu sanılanı da İlhan Selçuk cici demokrasi” olarak tanımlıyor. Yani yönetenlerin istediği türden, istediği kadar sulandırılmış, göstermelik, sözümona demokrasi.

Aşağıda sıraladığım dört engel giderilmedikçe bir ülkede demokrasiden sözedilemeyeceği açıktır.

1. Halkın oylarının Meclis’e eksiksiz yansımasını sağlayacak bir seçim yasası yoksa,
2. Siyasi partiler yasasının kendisi demokratik değilse,
3. Partilerin hesaplarında, gelir ve giderlerinde kayıt dışılık varsa,
4. Milletvekili dokunulmazlıklarına dokunulamıyorsa ülkede demokrasinin varlığından söz edilemez.
Yukarıdaki maddelerin Türkiye’deki durumunu sırasıyla irdeleyelim:

Halkın iradesini yansıtmıyor
Halkın oylarının TBMM’ye yansımadığı açık. 3 Kasım 2002 milletvekili seçimlerinde kullanılan oyların üçte birini alan AKP, Meclis’teki koltukların üçte ikisine sahip oldu. Barajın yüzde 10 olması nedeniyle, kullanılmış olan oyların yaklaşık yarısı (yüzde 47) Meclis aritmetiğine yansımadı ve çöpe gitti. Kısacası, bugün TBMM halkın oylarını temsil etmiyor. Aynı tutarsız durum, yerel yönetimlerde yaşanıyor. Tek dereceli seçim sistemi nedeniyle çok düşük oy oranıyla belediye başkanları seçilebiliyor. Örneğin, Tayyip Erdoğan‘ın İstanbul’a belediye başkanı seçilirken aldığı oy oranı yalnızca yüzde 25’ti; oyların yüzde 75’i çöpe gitmişti. Durum başka şehirlerde de farklı olmadı. Genelde, bir tek kişinin seçileceği durumlarda iki turlu seçim ve yüzde ellinin üzerinde oy esastır. Bugün bizde yürürlükte olan ve halkın iradesini yansıtmayan böyle bir seçim sisteminin demokrasiye uygun olduğunu kim söyleyebilir?

Kuralları başkan koyuyor
Siyasi Partiler Yasası’na gelince… Başkan sultası getiren bu yasanın kendisi demokratik değil. Uygulanan sistemde, bir kez seçilen başkan hiç gitmiyor, çünkü mevkileri kendisi dağıtıyor, milletvekili adaylarını kendisi belirliyor.

Kuralları koyan da başkan, oyunu oynayan da… Bu yalnızca, en sık tartışılan CHP’de değil, bütün partilerde böyle.

Bir kez seçilen başkan ömür boyu seçilmiş gibi oluyor. Partilerde lider-başkan diktatörlüğü var. 1980 askeri darbesi sonrasında Meclis’i ve hükümeti 5 generalin belirlediğinden yakınırdık; bugün Meclis’i de, hükümeti de, hatta gücü yeterse cumhurbaşkanını bile bir tek kişi, iktidara gelmiş partinin başkanı belirliyor. İşte bu demokrasi… Yıllar önce bir görüşmemizde ünlü siyasetçi Kemal Satır şunları söylemişti: “Siyasal partilerin kurtuluşu, başlarındaki kişilerin lider değil de başkan konumuna getirilmesine bağlıdır.”
Partilerin gelir ve giderleri belli değildir. Hazine’den sağlanan desteğin dışındaki gelirler genelde kayıt dışıdır. Bu nedenle partilerin hangi kaynaklardan, ne karşılığı olarak gelir sağladıkları: sağladıkları paraları nerelere hangi amaçlarla harcadıkları bilinmiyor. Batı demokrasilerinde parti hesapları saydamdır; bizde gizlidir ve denetim dışıdır. Siyasal partilerdeki durum bu olunca, ekonomideki kayıt dışılığa da niçin göz yumulduğu daha kolay anlaşılabilir.

Gelelim dokunulmazlığa… Aslında, siyasal görüşlerini rahatça açıklayabilmeleri için getirilmiş olan milletvekili dokunulmazlığı bugün çok anlamsızdır; ancak milletvekillerini, neredeyse bütün suçlardan koruyacak bir zırha dönüştürülmüştür: Zimmet, sahtecilik, hakaret, yasalara muhalefet vb… AKP iktidarı seçimler öncesinde, dokunulmazlıkların kaldırılacağı yolunda verdiği sözleri unutmuş görünüyor; geçen dört yılda bu çarpıklığı düzeltme konusunda hiçbir girişimi olmadı. Gazetelerin yazdığına göre 218 milletvekili hakkında dokunulmazlık dosyası bulunuyor. Birçok bakan ve milletvekilinin umulandan daha çok sayıda suç dosyasının bulunması, AKP’nin bu konuda adım atmasını ve verdiği sözü tutmasını engellemiş olmalı.

Sonuç: Türkiye’de bunlar düzeltilmeden demokrasi olamaz. Bir an önce, Seçim Yasası’nın ve Siyasal Partiler Yasası’nın demokrasi şablonuna uygun hale getirilmesi, partilerin gelir-gider hesaplarının saydamlaştırılması ve milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması gerekiyor. Bütün bu konular demokrasi standartlarına getirilmedikçe bu ülkede demokrasi vardır denilemez. Bir de sormak gerekiyor: Avrupa Birliği’nin bu kamburların düzeltilmesini istediğini duydunuz mu hiç?

Türkiye’deki demokrasi ve insan haklarını sözümona Batı standartları düzenine getirmek üzere her türlü baskıyı uygulayan, hatta bu amaçla Ceza Yasası’nın bir maddesiyle bile uğraşan AB, yukarıda sıraladığım demokrasinin vazgeçilmezleri konusunu niçin aklına getirip hükümete anımsatmıyor dersiniz?