| Bu Bana Ders Olsun ! |
Kaynak :
11.04.2001 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Fenerbahçe Denizlispor’a yenildi. Galatasaraylılar çok sevindiler; artık, şampiyonluğa rakipleri kadar yakındılar. Solukları rakibin ensesinde olacak, şampiyonluk düğümü belki de ikisi arasındaki maçta çözülecekti. Ama ne var ki Galatasaray takımı zaman zaman yaptığı sürprizi yapmakta gecikmedi. Aradan 24 saat geçmeden Yozgatspor’a yeniliverdi. Hem de 4-2’lik bir sonuçla son yılların en acı yenilgisini alarak. Fenerbahçe çevreleri takımın kuruluş tarzı nedeniyle antrenör Mustafa Denizli’yi suçladılar. Eleştirenlerin arasına alışılmadık bir biçimde Denizlispor antrenörü Yılmaz Vural da katıldı. Vural, şovunu yaparken şöyle diyordu : “Bu Fenerbahçe’yi bana versinler, bu kadroyla üç yıl üst üste şampiyon yaparım.” Mustafa Denizli’yi incitmek pahasına söylüyordu bunları. İyi de, Mustafa Denizli’nin aynı şeyi yapamayacağını kim iddia edebilir ? Ayrıca şu unutulmamalı : Herkes hak ettiği yerdedir. Ya Galatasaray’a ne olmuştu ? Daha birkaç gün önce Real Madrid’i yenmişlerdi. Üstelik 2-0 yenik duruma düştükten sonra çok büyük bir performans ve baskıyla kazanmışlardı maçı. Türkiye sevinmişti, Avrupa basını, televizyonları yine Galatasaray’ı övmüşlerdi. Şimdi değişen neydi ? Yorgunluk mu ? Belki.. Bence, yorgunluktan daha önemli iki etken vardı. Birincisi, övgülerin getirdiği sarhoşluk.. İkincisi, rakibi küçümsemek.. Real Madrid zaferi ve coşkusu futbolcuların başını döndürmüştü, artık onlar “en büyük”tü. Real’den sonra, lig 15.si Yozgatspor’un lafı mı olurdu ? Oysa Fenerbahçe’nin Denizlispor karşısındaki yenilgisi, kendileri için uyarıcı, hattâ kamçılayıcı olmalıydı. Olmadı, aksine, onları büsbütün rehavete itti. Yozgat’ta sahaya çıktıklarında, akıllarında, geçmiş ve |
gelecek Real Madrid maçları vardı ve büyüklük kompleksiyle doluydular. Lucescu’nun maçtan sonraki sözleri de bunu doğruluyor : “Real Madrid maçının havasından bir türlü kurtulamadık. Sahaya da bu yüzden alçakgönüllü çıkamadık. Ve sonuçta dersimizi aldık”. Okan Buruk da, “Bu yenilgiyi umarım telafi ederiz” diyordu. Fıkrayı anımsadım : İdama götürürlerken Temel’e son sözünü sormuşlar. “Bu bana bir ders olsun” demiş.
Futbolcularımız hâlâ profesyonel değiller. Yurt dışına gidemeyişleri, gidenlerin de başarılı olamamaları bu bilinç eksikliğinden kaynaklanıyor. Hattâ hakemle didişmeleri de.. Futbolcularımız bir türlü profesyonel olamıyorlar. Ya onları yöneten, yönlendiren teknik adamlar ? Gelelim Denizlispor’a ve Yozgatspor’a.. Onları gönülden kutlamak gerekiyor. Önce ortaya koydukları yürekli oyun, sonra da Fenerbahçe’ye ve Galatasaray’a verdikleri unutulmaz ders için. Başarı önce akılda, yürekte oluşuyor; oyuna aklını ve yüreğini koyan 90 dakikayı kazanıyor. Galatasaray da Avrupa’da böyle yapmıyor mu ? Şimdi Denizlispor ve Yozgatspor’un, büyükler karşısında gösterdikleri başarıyı önlerindeki öteki maçlarda da göstermeleri gerekiyor. Bakalım akıl ve yürekleri bir maçlık mı, yoksa daha uzun soluklu mu ? Bu başarılar onları kamçılamalı ve sürekli olmalı. Kimi gazetelerin ileri sürdükleri, “Anadolu futbolunun kendisini kanıtladığı” yolundaki savlar ancak sürekli başarılarla doğruluk kazanır. Yine aynı şekilde Yozgatspor dolduruşa gelmemeli : Galatasaray’ı yenmekle, onun yendiği bütün takımları, örneğin bir Real Madrid’i yenmediğinin, böyle bir hesabın yapılamayacağının ayırdında olmalı. |

