| Fenerbahçe’nin İşi Zor |
Kaynak :
18.04.2001 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Fenerbahçe zor durumda. Futbol takımı, “iki kupa da bizim” derken birini yitiriverdi. 18 yıldır özlemini çektiği Türkiye Kupasını, final maçında Gençlerbirliği’ne kaptırdı. Şimdi de önce Denizlispor, son olarak da Ankaragücü yenilgileriyle ligde Galatasaray’la puanlar eşitlendi. Hemen arkalarında da Gaziantep ve Beşiktaş’ın soluğu var.. Medyanın çok büyük bir bölümü Fenerbahçe’nin konularına öteden beri garip bir şekilde yaklaşır. Şimdi de öyle : başarılar takımın, kusurlar antrenör Mustafa Denizli’nin. Bir TV yorumcusunun dediği gibi, “sanki Fenerbahçe yenilmemiş de Mustafa Denizli yenilmiş”.. Medya Fenerbahçe’nin başarılarını abartmayı, başarısızlıklarını da bahanelerle, mazeretlerle örtmeyi sever. Her başarının ardından, “bu Fener herkesi yener” teranesi tutturulur; başarısızlıklar hep şanssızlıktan kaynaklanır. Fatih Terim, “futbolda şans ya da şanssızlık yoktur” diyor. Gazete ve TV’lerin spor bölümleri bu tutumlarıyla Fenerbahçe’ye iyilik yaptıklarını sanıyorlarsa yanıldıklarını anlamalılar artık. Yine bir TV programında, Ali Şen, ligde şu anda gelinen noktayı yorumlarken, “şampiyonluk yarışında Fenerbahçe avantajlı. Kalan 6 maçı kazanırsa şampiyon olur” diyor. Kendisine sormak gerekir : “Ya Galatasaray önündeki 6 maçı kazanırsa kim şampiyon olur ?” Gaziantep de, kalan 6 maçını kazanırsa şampiyon olmaz mı ? Aynı hesapla yola çıkıldığında, yarışta Beşiktaş hepsinden daha avantajlı görünüyor çünkü Galatasaray, Fenerbahçe ve Gaziantepspor’un birbirleriyle maçları var. Kuşkusuz, bazı testiler kırılacak. Beşiktaş bu döngünün dışında.. Tanılar yanlış olursa doğru tedavi yolu bulunamaz. Fenerbahçe’ye destek ve akıl verdiklerini sananların çoğu yanlış yoldalar. |
Fenerbahçe’nin temeldeki sıkıntısı, takım olamamaktan kaynaklanıyor. Zoran Mirkoviç, Uche (Deniz Uygar), Mirko Mirkoviç (Mert Meriç), Lazetic, Andersson, Johnson, Revivo, Rapaic, Baliç.. Takım, içinde birkaç Türk oyuncu bulunan, çeşitli ülkelerden devşirilmiş bir yabancılar karması gibi. Fenerbahçe yönetimleri yasaları zorlayarak Türk uyruğuna geçirdikleri futbolcularla yabancı sayısını artırma yolunu tuttular. Örneğin, Nijeryalı futbolculardan Uche “Deniz Uygar” olurken, Okocha da “Muhammed Onur” olmuştu. Okocha’yı Paris St. Germain’e transfer olduktan sonraki ilk maçına çıkarken televizyonda gördüm. Sahaya girerken haç çıkarıyordu. Adıyla hiç bağdaşmıyordu bu hareketi. Acaba Türklüğü sürüyor mu ? Sözü, burada rahmetli İslam Çupi’nin tanıklığına bırakalım : “Herşeyi şaka idi Okocha’nın… Fenerbahçe’ye transfer olması, Fenerbahçe’de oynaması, Türk vatandaşı olması, Muhammed adı ile çağrılması, Türkiye’de ilelebet kalacağının sanılması, hepsi şaka..” (Milliyet 4.8.98)
Yasaları zorlarsınız, yabancı sayısını artırırsınız, ama yıldız futbolcularla bile uyumlu bir takım oluşturamazsınız. Yine bir spor yazarı, TV röportajında Mustafa Denizli’ye yükleniyordu : “Akordu bozuk piyano gibi oynatıyor.” Acaba piyano akort mu tutmuyor ? Bu takımın oyuncuları kendi aralarında hangi dili konuşurlar, hangi ortak bağları vardır ? İyi yerlileri gönderip takımı yabancılarla doldurmak kimin aklıydı acaba ? Yıldız da olsalar bunca yabancıyla bir takım oluşturmak kolay değil; bireysel yetenekler takım yeteneğine kolayca dönüşmüyor. Şimdi, çaresizlik karşısında, futbol yaşamının tehlikeye atılması pahasına, sakat sakat oynatılarak Rüştü’den medet umuluyor. |

