| Cumhuriyet Dönemi Mimarlık Değerleri Tescil Edilmeli |
Kaynak :
03.09.2007 -
Yapı Dergisi - 310
|
Yazdır
|
|
Çok uzunca bir süreden beri Türkiye’de tarihsel yapıların tahrip edilmesi ya da tümüyle yok edilmesi olgusu yakınma konusudur. Özellikle de son zamanlarda İstanbul’da izlenmekte olan özelleştirme ve dönüşüm politikaları ile bu doğrultudaki kimi uygulamalar doğal ve kültürel varlıkları tehdit ediyor. Bu arada, UNESCO’nun bu kapsamda İstanbul’a ilişkin inceleme ve izlemeleri sürüyor. Gidişe bakılırsa, UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’nde yer alan İstanbul’un, “Tehdit Altındaki Kültürel Miras” listesine alınması beklenebilir. |
‘O çirkin binayı bazı hocalarımız milli eser olarak tescil ettirmişlerdir. Bu bir abide-i utançtır. Türk mimarları ve İstanbullular için bir kara lekedir. Onun hangi eserler yıkılarak oraya yapıldığı İstanbulluların hafızası dışındadır. “Önce şunu belirtelim: Bugün artık binalar “güzel”, “çirkin” gibi sıfatlarla, ifadelerle değerlendirilmiyor. İstanbul Belediye Sarayı’nın kimi yapıtların yerine yapılmış olmasının yanısıra başka kusurları olduğunu da biliyoruz. Örneğin, Prost planının Suriçi konusunda alınmış ilke kararına göre, 40 rakımın üzerindeki alanlarda yer alacak yapıların yüksekliğine getirilen sınırlamayı ilk delen yapı, belediyenin kendi yapısı, İstanbul Belediye Sarayı olmuştur. Ancak bir yandan da bu yapının Türk Modern Mimarlık tarihinin kilometre taşlarından biri olduğunu biliyoruz. “Hangi eserler yıkılarak yerine bu yapılar yapılmıştır” sorusu haklıdır, ama yalnızca o açıdan bakarak bir yapıyı yıkmayı düşünmek, intikam almaya kalkışmakla eşdeğer bir anlam taşır. Neyse ki haberden anladığımız kadarıyla, Ortaylı bunu önerecek kadar ileri gitmiyor. Başka bir örnek: Bir televizyon programında (3), Fatih Altaylı İstanbul Hilton Oteli arazisinin, özelleştirme kapsamında satılmasından sonra yeni malsahibinin yapılaşma yoğunluğunu artırmak üzere imar durumunu değiştirme girişimlerini ve bu yoldan sağlanacak haksız kazancı eleştirirken şöyle diyordu: “İnşaat yoğunluğunun artırılması malsahibi için bir haksız kazançtır. İmar durumu satıştan önce değiştirilseydi arazi daha yüksek bir değerle satılır, kazanç yeni sahibin değil, eski sahip TC. Emekli Sandığı’nın olurdu.” Fatih Altaylı sözlerini şöyle bir öneriyle sürdürüyordu: “İmar yoğunluğu kesinlikle artırılmamalı… İstersen, Hilton’u yık; dünya çapında bir mimarı çağır, oraya aynı büyüklükte bir müze yaptır.” İşte böyle… Aydınlarımız bile ne yazık ki, yalnızca toplumun belleğinde yer etmiş tarihsel yapıtların farkındalar, yenilerin yıkılmasına hemen razı olabiliyorlar, hattâ yıkımı kendileri önerebiliyorlar. İşte, İstanbul ve Ankara Atatürk Kültür Merkezleri’nin yıkılması da yine aynı anlayışla önerilebiliyor. Yok edilen Cumhuriyet dönemi yapılarından, bir çırpıda anımsayıverdiklerimiz arasında Maçka-Taşlık Şark Kahvesi, Balıkesir Kervansaray Oteli, Kadıköy-Göztepe’de Mehmet Kavala evi, Emirgân’da Uşaklıgil yalısı var… Sırada da Tatilya… Cumhuriyet Dönemi mimarlık değerlerini yitirmek istemiyorsak yapılacak iş, 1920’lerden bugüne uzanan dönemin önemli sayılabilecek yapılarını bir an önce, kurullar aracılığıyla sistemli bir şekilde saptayıp değerlendirmek ve uygun görülenleri kültür varlığı ilan ederek koruma kapsamına almaktır. Bu işin disiplinler arası ciddi bir uzmanlık katkısı gerektireceği açıktır. Bu işlem ciddi ve sistemli bir şekilde yapılmadığı sürece, 1920’lerden bugüne yapılmış, mimarlık değeri olan pek çok yapı buldozer tehdidiyle karşı karşıya kalacaktır. Notlar |

