Dostluk Kaynak : 06.11.2002 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Galatasaraylı Sporcular Derneği’nin iyi bir girişimi oldu. Dernek yöneticileri geçen pazartesi akşamı Fenerbahçe’nin ve Galatasaray’ın eski sporcularını, yöneticilerini kulübün Kalamış tesislerinde bir akşam yemeğinde buluşturdular. Salon ve masalar iki kulübün bayraklarıyla süslenmişti. Eski günlerin anıldığı, çok dostça, kardeşçe, keyifli bir buluşmaydı; bir özlem gidermeydi sanki. Zaten amaç da derbi öncesi iki kulübün eskilerini bir araya getirerek ebedi dostluğu, bilmeyenlere bir kez daha yansıtmaktı.

Dernek Başkanı Cengiz Özyalçın açış konuşmasında bunları vurguladıktan sonra söz Fenerbahçe’den Ziya Şengül’ündü. Şengül, “İyi bir Galatasaraylı ve Fenerbahçeli, birbirlerine akraba kadar yakındır. İki büyük çınardır bu iki kulüp. Biz yıllardan beri dostluğu sürdürüyoruz. Bizim dostluğumuz sahaya da yansır; amaç, bunu tribünlere yansıtmaktır. Yaklaşık otuz yıldır basının içindeyim, ama şunu belirteyim ki rekabeti ne yazık ki basın geriyor. İşte bizim dostluğumuz; neredeyse bir asırlık.”

Bunlar doğru sözler… İki çınar arasında doğal ki rekabet var; ama dostluk da var, sevgi de var. Bunu tribünlerin de anlaması gerekiyor.

O akşam, gördüğüm eski sporcular beni yıllar ötesine, çocukluk, gençlik yıllarıma götürdüler. Yıllar önce hayranlık ve gıptayla seyrettiğim Fenerbahçe’nin ünlü futbolcularını orada yeniden görmek beni mutlu etti. Selahattin Torkal, Fikret Kırcan (Küçük Fikret), Erol Keskin, Melih Ilgaz, Necdet Erdem bir zamanların temsilcileri olarak oradaydılar. Başka kimler vardı?… Sonraki kuşaklardan Mikro Mustafa, gol kralı Osman Arpacı, Birol Peker, hem Fenerli hem Galatasaraylı İsmail Kurt.

Evsahibi Galatasaraylı sporcular arasında başta Eşfak Aykaç’tan söz etmek gerekiyor. Yıllar öncesinin ünlü futbolcusu… Dünya şampiyonu Macaristan’ı 3-1 yenen ulusal takımımızın tek seçicisi. Suat Mamat, Candemir Berkman, Samim Uygun, Atilla Yenkencioğlu, voleybolcu Oral Yılmaz, bir çırpıda sayabildiklerim…

Herkesi görebildiğimi, tanıyabildiğimi söyleyecek durumda değilim… Anmadıklarımdan özür dilerim. Sonradan farkettim ki, göremediklerim olmuş. En çok da Fenerbahçe’nin değerli futbolcusu, hocası, sütundaşım (böyle bir sözcük doğru mu acaba?), sadık bir okuyucusu olduğu olduğum Halit Deringör’ün de orada olduğunu ertesi gün Cengiz Özyalçın’dan öğrendim ve kendisini göremediğime çok hayıflandım.

Gece sona ererken, derbinin de orada yaşananların tadında geçmesini dileyerek ayrıldık. Umalım ki öyle olur.

Yine o gece anlatılan bir seçim öyküsünü sizlere aktarmak istiyorum. T.C. uyruğuna geçmiş Afrika kökenli bir futbolcu, seçimde oyunu kullanmış. Sandık görevlileri, parmak boyama konusunda ne yapacaklarını şaşırmışlar; beyaz mürekkep peşine düşmüşler. Öykü bu… Kim uydurmuşsa güzel uydurmuş. 21.yüzyılın ikinci yılında yine koyun gibi boyandık. 1999 seçimlerinden sonra bir uluslararası toplantıda, parmağımı bir yere sıkıştırdığımı sanan yabancı dostlarıma ne söyleyeceğimi bilememiştim. Acı acı o günü anımsadım. Neyse ki yakında öyle bir toplantı yok.