Dünya Kupasının Düşündürdükleri Kaynak : 16.07.1998 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Futbolda yüzyılın son dünya kupası çok görkemli, çok coşkulu bir şekilde başladı ve sonuçlandı. Bir ay boyunca bütün dünyada futbol, günlük yaşamın odağı oldu. Fransa iyi bir evsahipliği örneği verirken kupayı kazanmayı da başardı.

Aslında Fransa böylesine olayları, olduğundan da büyük boyutlara taşımaktan hoşlanır. 1789 İhtilalinin 100. yıldönümünde Uluslararası Paris sergisini açmış ve Eyfel Kulesi’ni dikmişti. İkiyüzüncü yıldönümünde de başta ünlü Louvre Piramidi ve Bastille Operası olmak üzere Paris’e birçok görkemli yapı kazandırılmıştı. Bu kez de “Stade de France” inşa edilerek Kupa’ya yetiştirildi. (Bu stadın özelliklerini başka bir yazıda anlatırız.)

Fransa, Kupa coşkusunu stadların dışına taşırarak önce Paris’e, sonra bütün Fransa’ya, içinde bulunduğumuz iletişim çağının olanaklarıyla da bütün dünyaya taşıdı. Açılışta düzenlenen gösteriler bütün Paris mekanına yayılmıştı. Üç tenorun konseri de öyle.. Sporun, özellikle de futbolun gücünü kavramış olan Fransız devleti, kupa olayını kültür ve sanat gösterileriyle bütünleştirerek dünya çapında çok güzel bir propaganda aracı olarak kullandı. Şampiyonluk kupasını kazanması da işin cabası.

Fransa bu kupaya her şeyiyle hazırdı. Anlayışıyla.. tesisleri, eğitim sistemleri, spor adamları, sporcuları ve seyircileriyle.. Böyle olunca da başarının gelmesi doğal.

Kupanın, üzerinde çokça durulan bazı noktalarına kısaca değinmekte yarar var :

· Fransızların eski ünlü futbolcusu Platini, FIFA’nın yeni yönetiminde Başkan Blatter’in
sağkolu. Kimilerinin

değindiği gibi, Fransa’nın başarısında, örneğin hakem atamalarında Platini’nin rolü oldu mu acaba ?

· Hakemler genelde çok eleştiri aldılar. Kararlarını daha çok, gelişmiş ülkelerden yana kullandıkları gibi bir izlenim var.

· Afrika kökenliler kupada ağırlıklarını hissettirdiler. Yalnızca Afrika takımlarında değil, Fransa, İngiltere ve Hollanda takımlarında da.. Sömürgecilikten kalma bu avantaja Fransa’da aşırı milliyetçi parti başkanı Le Pen etnik ayrımcı bir bakışla karşı çıktı. Ancak, şimdi o da politikacı pişkinliğiyle başarıdan pay kapmaya çalışıyor.

· Futbol, gollerle anlam kazanır. Az gollü ve kısır beraberlikle sonuçlanan maçlar doyurucu olmadı. Kaderin, altın gollerle ya da penaltılarla belirlenmesi vicdanlarda rahatsızlık yaratıyor. Yüzyılın sonunda, futbolun hâlâ yüzyıl başındaki kurallarla oynanması ve gelişen teknolojiden yararlanmaması, üzerinde düşünülecek bir nokta..

· Türkiye’ye gelince.. Önceden elendiğimiz için kupaya katılamadık. Hakemlerimize de görev verilmedi. Kupada olmayışımızın nedeni basit.. Fransa’yı başarıya götüren unsurların hiçbiri bizde yok. Spordaki anlayışımız malum.. Tesislerimiz yetersiz. Eğitim yok.. Ciddiyet yok.. Nedense, iddialarımız tam.
Kupada yalnızca yabancı oyuncularımızla vardık. Tam 19 oyuncu, bir de Galatasaray’ın yeni transferi Taffarel.. Çoğu başarılıydı. Transfer teklifi alınca başı dönenler bile oldu; örneğin Onur (tanımadınız mı ? Okocha) transfer teklifi alınca Türklüğünü (!) ve Fenerbahçe’yi bile unuttu.