| Ekonomik Bunalım ve İnşaat Sektörü |
Kaynak :
01.04.2001 -
Yapı Dergisi - 233
|
Yazdır
|
|
Serdar Turgut’un, “Mutsuz olmayan mimar aranıyor” başlıklı bir yazısı çıkmıştı Hürriyet’te (1).. Ben de bu yazıya ilişkin görüşlerimi YAPI’da sizlere aktarmıştım (2). İşte, şimdi o yazılar Türkiye’nin bütün meslek dalları için gündemde.. Özellikle de öncelikle ekonomistler ve politikacılar için.. Türkiye’nin bugün içine düşürüldüğü ekonomik bunalım göz önüne alındığında onlar ne kadar mutludur acaba? Ülkemiz 2. Dünya Savaşı sonrasından bu yana en büyük bunalımı yaşıyor. Bunalım bu kez yalnızca bir finansman bunalımı değil, ciddi toplumsal ve siyasal boyutları da olan tam bir ekonomik bunalım. Daha önceki yıllarda yaşananlara hiç benzemiyor. O önemli bunalımları anımsamaya çalışalım: Bu kez patlayan kriz (3), daha önce yaşananların hepsinden daha derin; aşılması hepsinden daha güç. Bu noktaya son birkaç yılda gelinmedi. Plansız programsız ekonomik uygulamaların, politik edimlerin, ödünlerin, tercihlerin bunda büyük payı var. Devletin kaynakları politika uğruna savruldu.. Merkez Bankası’na özerklik bir türlü verilmezken devlet bankaları (Ziraat, Halk, Emlak), buraları ellerine geçiren siyasal gruplarca kötü kullanıldı ve istismarlar çoğu kez, “görev zararı” kılıfına sokuldu. Nedir görev zararı ? Bankanın pahalı aldığı kredileri çok ucuza çiftçiye, esnafa devretmesi.. Oysa biraz gerilere 1960’lı, 70’li yıllara dönersek o yıllardan belleğimizde kalan, solcu söylemde, üretim araçlarının yanısıra bütün bankaların ve sigorta şirketlerinin devletleştirilmesinin önemli bir yeri vardır. Ne yanılgı.. İşte, 2000’li yıllara gelindiğinde devlet bankalarının perişan durumu. İsterseniz, Türkiye’de yıllardan beri yaşayarak tanığı olduğumuz, giderek de kanıksadığımız olguları bir kez daha satırbaşlarıyla gözden geçirelim: |
Bütün bunların sonucunda da Şubat kriziyle, 14 aydan beri uygulanmakta olan IMF güdümlü ekonomik istikrar programı çöktü. “Dolar + Euro” sabit kur sepeti yerini dalgalı kura bıraktı. Paniğe indeksli bir devalüasyon oldu; TL’nin değer yitirmesiyle birlikte enflasyon yeniden tırmanmaya başladı. Faizler yükseldi, krediler bulunmaz oldu; en kötüsü, üretim durdu, tesisler durunca veya kapanınca da çalışanların işsizliği çığ gibi büyümeye başladı.
Cumhurbaşkanı-Başbakan çekişmesiyle tetiklenen ekonomik bunalım doğal ki, birdenbire ya da kendiliğinden gelmedi. Yukarıdaki satırbaşlarıyla da görüldüğü gibi yıllardan beri ısrarla sürdürülen yanlış politikaların sonucunda gelindi. Gelinen son nokta ekonomistlerden çok politikacıların eseridir. Tıpkı, toprak yağmasında, çarpık kentleşmede, çarpık yapılaşmada olduğu üzere.. Yıllardan beri her fırsatta yazdığımız gibi (4), yağmaya, talana, politik çıkarlara dayalı düzen, en başta politikacılarımızın eseridir. Şimdi ekonomik bunalımdan çıkabilmek için Hükümetçe öngörülen ivedi önlemler şöyle özetlenebilir: ABD’den getirilen yeni Bakan Kemal Derviş’in (5) bulması beklenen yeni krediler; Telekom, THY, vb. özelleştirmeler; Hazine arazilerinin satılması; turizm gelirleri, yurtdışı işçi dövizleri, yeni yatırımlara girişilmemesi. Yine yalnızca finansmanı önde tutan önlemler.. Bu önlemlerin kıymeti harbiyesini tartışacak değilim. Ekonomist olmadığıma göre bu benim işim de değil. Ama yaşadığımız gerçekleri görmek için ekonomist olmak gerekmediğine göre şunu hemen söyleyebilirim: Bütün önlemler gerçekleşse, ardından sağlam bir program yapılsa bile bunalımın aşılabilmesi olanaksız görünüyor. Ekonomiyi düzlüğe çıkarmanın, yalnızca iktisadi değil, toplumsal ve siyasal boyutları vardır. Gerçek önlemler salt ekonomik görüşlerle alınamaz, toplumsal ve siyasal katkılar gerekli. Ülkeyi yöneten politikacılar artık güven vermiyorlar. 1980’lerde ihtilal sonrasında çok eleştirilen bir olgu vardı: 5 general oturup Meclis’e girecek kişileri seçiyorlardı. Bugün izlenen yol ondan az farklı. Kendilerine lider (önder) sıfatı yakıştırılan, değiştirilmeleri hemen hemen olanaksız 5 parti başkanı, milletvekili adaylarını belirleyip TBMM’ne gelmelerini sağlıyorlar. Fark şu: askerlerinki biraz daha demokratikti; hiç değilse 5 kişilik bir kurulun ortak kararıydı o zamanki.. Bugünkü Hükümetin ve TBMM’nin yapısı bu güveni vermekten uzak. Parti içi demokrasi sağlanmadıkça ülkede demokrasi ve saydamlık kurulamıyor (6). Ekonomik bunalımın aşılmasında “güven” unsuru çok önemli. Bir an önce yapılması gereken, fırtına diner dinmez “Siyasi Partiler Yasası” ile “Seçim Yasası” nı çağdaş hale getirip yeni seçimlere gitmek. Doğal ki, seçim ekonomisi uygulamadan.. Türkiye büyük olanakları ve potansiyeli olan bir ülkedir. Kısır politik çekişmelerden ve yönetim hatalarından kendisini arındırarak, demokratik sisteme işlerlik kazandırarak düze çıkabilir ve özlenen “Büyük Türkiye” olma yoluna girer. İNŞAAT SEKTÖRÜ 1999’da Türkiye ekonomisi yüzde 6,4 küçülen GSMH ile Cumhuriyet tarihinin en büyük küçülmesini yaşarken, inşaat sektörü öteki sektörlerden de çok etkilenerek yüzde 12,7 küçülmüştü. 2000’de daha da küçüldü. İstatistiklerde İnşaat Sektörünün dışında tutulan ve sanayi kapsamında sayılan İnşaat Malzemesi kesimi o dönemde inşaat sektöründen daha az etkilenmişti. Geçen süre içinde sıra giderek inşaat malzemesine geldi. 1999’da toplam sabit sermaye yatırımlarındaki gerileme yüzde 16’yı bulmuştu. Yatırımların durduğu bir ortamda ekonominin büyümesi, ulusal gelirin artması kolay değil. Yatırımların durması şantiyelerden sonra fabrikalara yansıyor: Üretimlerini yavaşlatan ya da tümüyle durduran fabrikalar var. Bu aynı zamanda teknolojik gelişmenin de durması, sanayinin rekabet gücünün azalması anlamına geliyor. Tesislerin yeniden devreye girmesi zaman ve para gerektirecek. Yapı ve İnşaat Malzemesi sektörlerinin eski performansını yakalaması zaman alacak. 1. S. Turgut, Hürriyet gazetesi, 21 Kasım 2000, S. 7. |

