Eleştiri, Öfke ve İnciler.. Kaynak : 12.08.1999 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Atletizm Federasyonu’nun gidişine ilişkin olarak yazdığım yazılara karşılık Federasyon Başkanı Fikret Çetinkaya’dan bir açıklama geldi. Genel Koordinatör Hasan Aydın’ın bir raporu ile kendisinin bir sayfalık yazısı.. Getirilen açıklamalar sporcuların ve antrenörlerin benim yazılarımda dile getirilen yakınmalarını ortadan kaldıracak nitelikte değil. Hatta onları doğruluyor. Zaten ilk yazımı yazmadan önce Sayın Çetinkaya’yı telefonla aramış, eleştirildiği konulardaki düşüncelerini saptamaya çalışmıştım. Bu nedenle, gelen yazı pek birşeyi değiştirmiyor, daha çok, mazeretler sıralıyor.

Yazı, iğnelemeyle başlıyor: “Son günlerde atletizme ilgi duyup yazı yazmanız spor camiası için mutlaka kazançtır, ama keşke soyadınız gibi Has ve doğru şeyleri yazabilseydiniz…” İncilerle devam ediyor. Bir örnek:”Milli Takımımız tarihinin en yüksek puanını Avrupa birinci liginde almış olmasına rağmen birkaç Türk sporcusunun formsuzluğu ve sırıkla yüksek atlayıcımızın hamileliği sebebiyle yarışamamasından az bir puan farkıyla maalesef küme düşmüştür.” (Görüldüğü gibi, Milli Takımımızda Türk sporcular da var). Öfkeyle sonuçlanıyor:” Eleştirmek dünyanın en kolay mesleğidir. Zor olan, mesleği icra etmektir. Ben bütün bu yersiz suçlamaların olacağını bilerek başkanlığa aday oldum ve kazandım. Gelin, vakit geçti demeyin taşın altına ilk seçimde elinizi siz koyun. “Fenerasyon” Başkanı olarak oyum size, adayım sizsiniz.”

Öneri, “Federasyon” başkanlığı için mi, yoksa, “Fenerasyon” başkanlığı için mi, pek anlaşılmıyor, ama anlaşılan şu: Başkan yazdıklarıma içerlemiş, beni

iğneli bir şekilde sözümona göreve çağırıyor. Yazdıklarım, atletizm dünyamızdan çok ciddi kişilerin görüşlerine ve anlattıklarına dayanıyordu. “Fenerasyon” sözcüğünü de ben uydurmadım. Görev çağrısı için teşekkür ederim, ama her eleştirene, “Gel sen yap” demenin bir anlamı olamaz. Başkanın açıklamaları tatmin edici olmaktan uzak, fakat anlayışını ortaya koyması bakımından fikir verici.

Eleştirilere karşı başka bir öfke örneğine geçen Pazar akşamı bir televizyon spor programında tanık olduk. Galatasaray’ın bu sezona ilişkin transfer politikası konusunda üç spor yazarının ayaküstü yapılmış röportaj görüntüleri verildi. Her üç yazar da parasızlık nedeniyle Galatasaray’ın futbolda yeni transfer yapamadığını ileri sürmekteydi. Programa katılmış olan Galatasaray Yönetim Kurulu üyesi Ateş Ünal Erzen’e, bu görüşlere karşı ne diyeceği soruldu. Ünal Erzen, büyük bir öfkeyle, “Yaptığımız transferler niçin gözardı ediliyor? Bu sezon Arif’i, Okan’ı, Fatih’i transfer ettik. Sözleşmeleri bitmişti; gidebilirlerdi.. Bu yazarlar bizim cebimizi, kasamızı nereden biliyorlar? Onlar da paraları varsa gitsinler fabrika kursunlar” deyiverdi.

İşte ibret verici bir inci daha.. Anlayış, Atletizm Federasyonu Başkanınınkinden farklı değil. Eleştiren yazarlar hem transfer nasıl yapılırmış, onu öğrendiler, hem de azarlandılar: “Gel sen yap” ya da “Git fabrika kur”… Adam, federasyon başkanı ya da fabrikatör olmak istemiyor ki… Yazı yazmak istiyor. Okuyucusu da var… İyi ki “Sokaklar pislik içinde..” türünden eleştiriler yazmamışım. “O halde, gel çöpçü ol” diyeceklerdi.