Elveda İnönü Gezisi! Kaynak : 01.05.2007 - Yapı Dergisi - 306 | Yazdır

Bu gidişle İstanbul’da yeşil alan kalmayacak. O yoldaki gelişmeleri bir süreden beri ibretle izliyoruz. Yıkılmak istenen Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) ardından şimdi de İnönü Gezisi yeni tehditlerle karşı karşıya…
Bilindiği gibi, İnönü Gezisi Prost planına göre İstanbul’un soluk alabileceği yeşil alanlardan biri olarak düzenlenmiş 2 No.lu Park’ın bir bölümüdür. Gezi, bir yeşil alan olarak Taksim Meydanı’ndan başlar, Nişantaşı’nda Vali Konağı’nın karşısında biterdi. Bugün de sınırları öyledir. Ancak zaman içinde kıyısından köşesinden çeşitli kemirmelerle plan delindi; plana aykırı yapılarla Gezi, özgün yeşil karakterini ve işlevini yitirdi.
Gezi’den Emekli Sandığı’na tahsis edilen bir dilim üzerine ilkin 1950’lerde Hilton Oteli kuruldu. Hilton yapılaşmasını Vakıflar Oteli (eski Sheraton, bugünkü Ceylan Intercontinental) izledi (1). Arkasından Harbiye Orduevi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Cemal Reşit Bey Konser Salonu ile Hyatt Regency Oteli geldi. 1953’te açılan İstanbul Spor ve Sergi Sarayı, yıllar sonra Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’na dönüştürüldü ve eklenen yeni salonlarla büyütüldü.
Hilton Oteli’nin ilk boyutlarıyla yetinilmedi. Beklenenden daha kısa zamanda yüzde yüz doluluk oranının yakalanması otelin büyütülmesi istemine yol açtı. Otelin bir ucuna, yaklaşık olarak yarısı kadar bir blok eklendi; daha sonra da arsanın Taşkışla Caddesi’ne bakan kenarına iki katlı bir dizi oda… Bunlarla da yetinilmeyerek sergiler ve büyük toplantılar için “Convention Center” binası ile, çok katlı bir yeraltı otoparkı yapıldı.
Hilton Oteli açıldığı günlerde, otel arazisi bir çitle çevrilmiş ve böylece İnönü Gezisi yaya geçişine kapatılmıştı. O tarihlerde İstanbul’a gelmesi bir lütuf gibi görülen Hilton Oteli gözleri kamaştırmaya yetmişti. Bu nedenle olmalı, İnönü Gezisi’nin çitlerle bölünerek sürekliliğini yitirmesine hiç kimse karşı çıkmadı.
Doğal ki bütün bu yapılaşma girişim ve uygulamaları Prost planına da İnönü Gezisi konseptine de aykırıydı.
Aslında, Taksim – Nişantaşı – Dolmabahçe üçgenini kapsayan 2 No.lu Park alanının, İnönü Gezisi dışında kalan bölümleri de plan konseptine uygun biçimde tam olarak korunamadı. Kadırgalar Caddesi üzerinde, otopark adı altında yapılan birkaç katlı yapı bugün bir otomobil bakım-onarım merkezi olarak kullanılıyor. Karşısında da ayrıcalıklı bir alışveriş merkezi yer alıyor. Parkın içine başka yapılar da serpiştirildi; ancak bunlar İnönü Gezisi’ndeki yapıların boyutunda değiller şimdilik. Herhalde Gezi’deki yapılaşma süreci tamamlanınca, yani orada arsaya dönüştürülecek yeşil alan kalmayınca sıra, 2 No.lu Park’ın göreli olarak daha az değerli bu bölümlerine gelecek.
Dönelim İnönü Gezisi’nin karşı karşıya olduğu yeni tehditlere… Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkıp daha büyük olarak yeniden yapma niyetinin ardından bu kez de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, 2009’da İstanbul’da yapılacak Dünya Su Forumu ve Uluslararası Para Fonu (IMF) toplantıları için “Harbiye Kongre Vadisi Tesisleri” adıyla hazırladığı bir proje gündeme oturdu. Hilton Convention Center ile Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı arasını içine alan proje alanı, arkada Harbiye Askeri Müzesi’ne, önde de Açık Hava Tiyatrosu yeşil alanına kadar uzanıyor. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yıkılmasını da öngören proje kapsamında, 3500 kişilik çok amaçlı bir salonu da olan büyük bir tiyatro binası yapılması tasarlanıyor. Yine bu çerçevede, Açık Hava Tiyatrosu’nun üstünün kapatılması ve İstanbul Radyoevi’nin müzeye dönüştürülmesi planlanıyor.
Ön projesi İstanbul Metropoliten Planlama Bürosu (IMP) tarafından hazırlanan ve 2009 yılı Mart ayına kadar bitirilmesi hedeflenen kompleks için geçtiğimiz ay içinde bir ihale açıldı, ancak bir tek başvuru olması ve eksik evrak nedeniyle durduruldu.
Bu arada yine Gezi bölgesinde ilginç ikinci gelişme de Hilton Oteli konusunda oldu. Bilindiği gibi İstanbul Hilton Oteli ve arazisi Ağustos 2005’te, Aydın Doğan ve ailesinin sahibi olduğu bir şirkete satılmıştı. Geçtiğimiz ay içinde o şirketin, Hilton arsası üzerine yapmayı tasarladığı apartman vb. yeni yapılar için arsanın inşaat emsalinin 2.7’ye yükseltilmesini sağlamak üzere belediyeye başvuruda bulunduğu öğrenildi.
Hilton Oteli’nin ve arsasının satış ihalesini izleyen günlerde YAPI Dergisi’nin Eylül 2005 tarihli 286. sayısında şunları yazmıştım:
“Hilton Oteli ve arazisi yani İnönü Gezisi’nin bir bölümü özelleştirilmiş oldu. Kamusal yeşil alanın kemirilmesi sonuçta özel kişilere yaradı. Otelin arsası 62.337 m2, inşaat alanı 80.000 m2. İhalenin koşulları arasında binanın ve çevresinin olduğu gibi korunması yer alıyor. Ancak, bu koşullara ne kadar uyulacak acaba? Bunlar zamanla, örneğin Hilton’la mevcut işletme sözleşmesi süresinin 2015’te bitmesinden sonra ne olacak? Başka örnekleri sıkça görüldüğü gibi, imar durumunun değiştirilmesi yoluyla yapılaşma yoğunluğunun artırılması gündeme gelmeyecek mi dersiniz? Örneğin “3” emsalle, 80.000 m2 arsada 240.000 m2 inşaat… Ve gökdelenler…”
“İhaleden önce, 10 Ağustos 2005 günü Aydın Doğan‘ın gazetesi Hürriyet’te yayımlanan, “Hilton Özelleştirilmiyor, Arsası Satılıyor” başlıklı yazısında Ege Cansen de bu duyarlı noktaya değinerek şunları söylüyordu: “Bu otel binasını ve arsasını alacak olanların verecekleri ‘çok yüksek’ bir fiyatın gerekçesi o emsalsiz arazi parçasının ‘imar durumunu’ değiştirmek olabilir…”

”Yine ihaleden önce, yine Aydın Doğan‘ın sahibi olduğu Milliyet gazetesinin 30 Temmuz 2005 günlü Emlak ekindeki, “Hilton’un Değeri Ne Kadar?” başlıklı yazıda söylenenler ilginçti: “şimdi gelelim ihaleyi kazanacak firmaya. Piyasada yaygın olan kanaate göre yabancılar bu ihaleye teklif verecekler. Ama yüksek teklifler genelde yerlilerden gelecek. Çünkü 62.337 metrekarelik arsaya sahip olan İstanbul Hilton, siyasi bağlantıları güçlü yatırımcılara, alışveriş merkezi, dev otopark ve residence sitesi gibi farklı alternatif proje olanakları sunuyor. Bu açıdan bakıldığında hiçbir yabancı kurumsal gayrımenkul şirketinin bu işlere girmeyeceği belirtiliyor. Neyin doğru neyin doğru olmadığını bekleyip, göreceğiz.”
“Milliyet’teki bu yazıdan yola çıkarak sorabiliriz: Acaba, Aydın Doğan “siyasi bağlantıları güçlü bir yatırımcı” sayılır mı? İstanbul Hilton’un arazisini bu gücünden yararlanıp, yine kendi gazetesindeki yazıda belirtildiği gibi, “alışveriş merkezi, dev otopark ve residans sitesi gibi farklı alternatif proje olanakları” ile değerlendirmeye kalkar mı? Biz de bekleyip göreceğiz”(2).
Hilton’u alanlar ihalenin koşulları arasında bulunan, “binanın ve çevresinin olduğu gibi korunması” koşulunu unutmuş olmalılar.
Gelişen olaylar o tarihlerdeki öngörülerin isabetini ortaya koyuyor.
Ne var ki, belediyenin ihaleye çıkarmayı bile denediği Harbiye Kongre Vadisi projesi de, Aydın Doğan Grubunun Hilton yerleşkesindeki yoğunluk artırma istemi de ilgili 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu engeline takıldı. Koruma Kurulu Hilton ve çevresi olarak anılan bölgeyi tarihsel ve kentsel sit ilan etti. Böylece, alınan kararla Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Radyoevi dahil olmak üzere bölgenin bütün binaları tescil edilmiş oldu. şimdilik tehdit savuşturulmuş gibi görünüyor; ancak burası Türkiye, zamanın ne getireceği bilinmez.
Görüldüğü gibi yıllardan beri çarpık bir mekanizma işletiliyor. Turizm amaçlı olarak ayrıcalıklı imar haklarıyla yapılaşma açılan kamuya ait alanlar daha sonra özelleştirme kapsamında özel kişi ya da kuruluşların eline geçiyor. Böylece, kamusal varlık özel kişi ya da kuruluşlara aktarılmış oluyor. Yeni sahipler çoğu kez, kamusal erekle zaten ayrıcalıklı olarak verilmiş imar yoğunluklarıyla yetinmeyerek bunları kendi çıkarları doğrultusunda, kamu yararına aykırı bile olsa, daha da artırmanın yollarını arıyorlar; çoğu zaman da buluyorlar. Bu arada, örneğin bir otel için verilmiş imar haklarının rezidansa ya da başka ticari işlevlere dönüştürülmesi de rastlanabilecek olgular arasında. Yeniden Hilton örneğine dönersek, orada bilimsel verilere, geçerli kurallara aykırı şekilde de olsa sağlanabilecek ayrıcalıklı yeni bir imar durumuyla arsanın, alınan bedelin çok üstünde bir bedelle üçüncü kişilere satılmasının gündeme gelmesi kimseyi şaşırtmamalı.
Şu sıralar, kentlerin geçmiş birikimine ilişkin değerlerini, algılama yeteneğinden yoksunluk içinde hiçe sayan bir siyasal iktidar döneminde olumsuz örnekler giderek artıyor. Bütün kamu alanları, oteller, okullar, kültür merkezleri türünden binalar taşralı bezirgân anlayışıyla satılık… Bunlar yıkılabilir, yerlerine, tanınan ayrıcalıklı yeni imar haklarıyla daha büyük ve kârlı olabilecek yapılar yapılabilir. Satılan yalnızca arsa ya da bina değildir, bunlara ek olarak, avantajlı yeni imar haklarıdır. Bu uygulamalar siyasal iktidarın “üstün değer paradır” anlayışına ve kâr üretme becerisine çok uygun düşse de bilimsel şehircilik ilkelerine de toplumun çıkarlarına da aykırıdır.
Bu, “bırakınız satsınlar, bırakınız yapsınlar” nöbeti içinde başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimizin kalmış son yeşil alanları da tükeniyor. İstanbul giderek daha çok taşlaşıyor, kimliğini, tarihini, doğasını, ölçeğini yitiriyor; gökdelenleşiyor, Hong Kong’laşıyor. Bu hazin tablo karşısında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş‘ın söyledikleri tam bir karamizah örneği… Başkan’ın görüşünü bir gazete haberinden aktaralım: “Topbaş, İstanbul’un sera etkisiyle karşı karşıya kaldığını belirterek, bu kış kentin yağış almadığını hatırlatarak, bir mimar olarak eskiden beri düşündüğü yeni inşaatların çatılarının teras ve bahçe çatı şekline getirilmesini bazı binalara önereceklerini söyledi. Topbaş, “Kentin bu yapılaşmanın getirdiği iklim etkisini böylece düzeltme imkanımız olur” dedi. Topbaş, dünyanın ekolojisinin hızlı bir şekilde bozulduğu bir süreçte çevreye duyarlı davranılması ve yapıların da buna göre yapılması gerektiğini vurguladı” (3).
İşte böyle… İstanbul’u yapılarla doldur, yeşili ve doğal dengeyi yok et; sonra da çatıları yeşillendirerek iklimi düzeltmeye çalış!..

Son dakika notu:
Yıkım furyası sürüyor. Yazımı bitirdiğim sırada, İş Bankası’nın, sahibi olduğu Beylikdüzü’ndeki çocuk cenneti Tatilya’yı yıkmaya hazırlandığını öğrendim. Banka daha kârlı yatırımlar için yapının arsasından yararlanmayı düşünüyormuş. Haydi hayırlısı!

Notlar
1.Bu otelin yerinde daha önce Taksim Belediye Gazinosu bulunuyordu. Mimar Rüknettin Güney’in yapıtı, bugünkü yapının boyutlarıyla hiç kıyaslanamayacak boyutta, az katlı bir yapıydı. Kanımca, mimarlık değeri bakımından da korunması gerekirdi.
2.D. Hasol, İstanbul Hilton Satıldı… Sıra Ötekilerde…, YAPI 286, Eylül 2005
3.Harbiye 2009’a mutlaka yetişecek, Hürriyet 7 Nisan 2007, s.28