| Elveda İnönü Gezisi! |
Kaynak :
01.05.2007 -
Yapı Dergisi - 306
|
Yazdır
|
|
Bu gidişle İstanbul’da yeşil alan kalmayacak. O yoldaki gelişmeleri bir süreden beri ibretle izliyoruz. Yıkılmak istenen Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) ardından şimdi de İnönü Gezisi yeni tehditlerle karşı karşıya… |
”Yine ihaleden önce, yine Aydın Doğan‘ın sahibi olduğu Milliyet gazetesinin 30 Temmuz 2005 günlü Emlak ekindeki, “Hilton’un Değeri Ne Kadar?” başlıklı yazıda söylenenler ilginçti: “şimdi gelelim ihaleyi kazanacak firmaya. Piyasada yaygın olan kanaate göre yabancılar bu ihaleye teklif verecekler. Ama yüksek teklifler genelde yerlilerden gelecek. Çünkü 62.337 metrekarelik arsaya sahip olan İstanbul Hilton, siyasi bağlantıları güçlü yatırımcılara, alışveriş merkezi, dev otopark ve residence sitesi gibi farklı alternatif proje olanakları sunuyor. Bu açıdan bakıldığında hiçbir yabancı kurumsal gayrımenkul şirketinin bu işlere girmeyeceği belirtiliyor. Neyin doğru neyin doğru olmadığını bekleyip, göreceğiz.” “Milliyet’teki bu yazıdan yola çıkarak sorabiliriz: Acaba, Aydın Doğan “siyasi bağlantıları güçlü bir yatırımcı” sayılır mı? İstanbul Hilton’un arazisini bu gücünden yararlanıp, yine kendi gazetesindeki yazıda belirtildiği gibi, “alışveriş merkezi, dev otopark ve residans sitesi gibi farklı alternatif proje olanakları” ile değerlendirmeye kalkar mı? Biz de bekleyip göreceğiz”(2). Hilton’u alanlar ihalenin koşulları arasında bulunan, “binanın ve çevresinin olduğu gibi korunması” koşulunu unutmuş olmalılar. Gelişen olaylar o tarihlerdeki öngörülerin isabetini ortaya koyuyor. Ne var ki, belediyenin ihaleye çıkarmayı bile denediği Harbiye Kongre Vadisi projesi de, Aydın Doğan Grubunun Hilton yerleşkesindeki yoğunluk artırma istemi de ilgili 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu engeline takıldı. Koruma Kurulu Hilton ve çevresi olarak anılan bölgeyi tarihsel ve kentsel sit ilan etti. Böylece, alınan kararla Hilton Oteli, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Radyoevi dahil olmak üzere bölgenin bütün binaları tescil edilmiş oldu. şimdilik tehdit savuşturulmuş gibi görünüyor; ancak burası Türkiye, zamanın ne getireceği bilinmez. Görüldüğü gibi yıllardan beri çarpık bir mekanizma işletiliyor. Turizm amaçlı olarak ayrıcalıklı imar haklarıyla yapılaşma açılan kamuya ait alanlar daha sonra özelleştirme kapsamında özel kişi ya da kuruluşların eline geçiyor. Böylece, kamusal varlık özel kişi ya da kuruluşlara aktarılmış oluyor. Yeni sahipler çoğu kez, kamusal erekle zaten ayrıcalıklı olarak verilmiş imar yoğunluklarıyla yetinmeyerek bunları kendi çıkarları doğrultusunda, kamu yararına aykırı bile olsa, daha da artırmanın yollarını arıyorlar; çoğu zaman da buluyorlar. Bu arada, örneğin bir otel için verilmiş imar haklarının rezidansa ya da başka ticari işlevlere dönüştürülmesi de rastlanabilecek olgular arasında. Yeniden Hilton örneğine dönersek, orada bilimsel verilere, geçerli kurallara aykırı şekilde de olsa sağlanabilecek ayrıcalıklı yeni bir imar durumuyla arsanın, alınan bedelin çok üstünde bir bedelle üçüncü kişilere satılmasının gündeme gelmesi kimseyi şaşırtmamalı. Şu sıralar, kentlerin geçmiş birikimine ilişkin değerlerini, algılama yeteneğinden yoksunluk içinde hiçe sayan bir siyasal iktidar döneminde olumsuz örnekler giderek artıyor. Bütün kamu alanları, oteller, okullar, kültür merkezleri türünden binalar taşralı bezirgân anlayışıyla satılık… Bunlar yıkılabilir, yerlerine, tanınan ayrıcalıklı yeni imar haklarıyla daha büyük ve kârlı olabilecek yapılar yapılabilir. Satılan yalnızca arsa ya da bina değildir, bunlara ek olarak, avantajlı yeni imar haklarıdır. Bu uygulamalar siyasal iktidarın “üstün değer paradır” anlayışına ve kâr üretme becerisine çok uygun düşse de bilimsel şehircilik ilkelerine de toplumun çıkarlarına da aykırıdır. Bu, “bırakınız satsınlar, bırakınız yapsınlar” nöbeti içinde başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimizin kalmış son yeşil alanları da tükeniyor. İstanbul giderek daha çok taşlaşıyor, kimliğini, tarihini, doğasını, ölçeğini yitiriyor; gökdelenleşiyor, Hong Kong’laşıyor. Bu hazin tablo karşısında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş‘ın söyledikleri tam bir karamizah örneği… Başkan’ın görüşünü bir gazete haberinden aktaralım: “Topbaş, İstanbul’un sera etkisiyle karşı karşıya kaldığını belirterek, bu kış kentin yağış almadığını hatırlatarak, bir mimar olarak eskiden beri düşündüğü yeni inşaatların çatılarının teras ve bahçe çatı şekline getirilmesini bazı binalara önereceklerini söyledi. Topbaş, “Kentin bu yapılaşmanın getirdiği iklim etkisini böylece düzeltme imkanımız olur” dedi. Topbaş, dünyanın ekolojisinin hızlı bir şekilde bozulduğu bir süreçte çevreye duyarlı davranılması ve yapıların da buna göre yapılması gerektiğini vurguladı” (3). İşte böyle… İstanbul’u yapılarla doldur, yeşili ve doğal dengeyi yok et; sonra da çatıları yeşillendirerek iklimi düzeltmeye çalış!.. Son dakika notu: Notlar |

