Galatasaray Nereye ? Kaynak : 23.06.2005 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Galatasaray’da işler kötü gidiyor. Aslında durum çok uzunca bir zamandan beri öyleydi, ama sportif başarılar gerçeği perdeliyordu. Spordaki inişle durum iyice günışığına çıktı.

Galatasaray 1996’dan beri kötü yönetiliyor. İlk kez Faruk Süren 1998’de borçlanma yolunu açtı; genel kuruldan borçlanma yetkisi aldı. İşte o tarih Galatasaray’da kırılma noktasıdır. O güne kadar faiz ve para cezaları kulüpçe ödenmezdi; bunları yöneticiler göğüslerdi. Bu nedenle de yönetimler bankalara borçlanmaktan, ceza yükü altına girmekten korkarlardı. Süren, aldığı yetkiyle o geleneği kapadı, faizlerin kulüpçe karşılanmasının yolunu açtı. “Borçlanmadan büyüme olmaz” deyişi o tarihlerde birçok aklıevvel yöneticinin ağzındaydı. Borçlar ve faizlerin kulübün gelirleri artırılarak ödeneceği varsayılıyordu. Beklenen olmadı.

Krediler tıkanınca sıra, kurulan şirketin hisselerinin AIG firmasına blok satışına geldi. Ortak firmanın kulüp gelirlerini artırma yolunda umulan katkısı gerçekleşmediği için hisse satışı bir bakıma “yüksek faizle borçlanma” türünden bir işlemin ötesine geçmedi. Bütçe döviz bazında yüksek faizler, savurganca harcamalar ve yanlış transferlerle sürekli açık verdi. Hayrettin Kozak’ın saptamalarına göre 1996 başından 2003 sonuna kadar transfer edilen yerli-yabancı futbolcu sayısı 87’dir. Yine aynı dönemdeki finansman gideri (faiz-komisyon-kur farkı) 90,2 milyon dolardır. Borçlar böyle birikti. Ne var ki futbolda kazanılan parlak başarılar kötü gidişi gözlerden uzak tutmaya yetiyordu.

Özhan Canaydın başkan seçildiğinde gerçekten de ekonomik bakımdan bir “enkaz” devralmıştı. Ancak durumu çok iyi bildiği halde seçim öncesinde büyük vaatlerle göreve talip oluyordu :

“Yönetime talip olurken misyonumuz, gelecek on yıl içinde Galatasaray’ı, 300 milyon dolar bütçeyle yönetilen, Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu’nu kazanmış, UEFA normlarına uygun yapılanmış, stadında bir Avrupa Kupası finaline ev sahipliği yapacak bir dünya kulübü haline getirmektir…”

– Önümüzdeki 10 yıl içinde Türkiye’de en az 7 kez şampiyon olmak,
– Mutlaka Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğunu kazanmak,

- Avrupa Kupaları’nda en az üç şampiyonluğa ulaşmak,
– Şampiyonlar Ligi’nde her yıl ilk 8 takım içinde olmak,
– Dünya çapında yıldız futbolcu adaylarının taranması ve keşfedilmesi için kullanılan “Scouting”
sisteminin kulübümüzde uygulanmasını organize etmek,
– Her yıl kadrosunda dünya çapında en az 3 yıldız futbolcu barındırarak, takıma olan ulusal ve
uluslararası ilgiyi sürekli kılmak,
– Altyapı ve futbol okullarının yeni yetenekler keşfetmesine hız vermektir…”

Canaydın vaatlerini şöyle noktalıyordu :

“Herkesin şundan emin olmasını istiyorum : Ben ve çalışma arkadaşlarım Galatasaray’ın sorunlarını iyi biliyoruz ve tüm mesaimizi bu sorunlara çözüm üretmek için kullanacağız. Ne var ki, yerine getireceğimize inanmadığımız hiçbir sözü vermiyoruz.”

Canaydın sözlerinin hiçbirini tutamadığı gibi, borçları da azaltamadı, hattâ artırdı. Kurduğu yönetim ise darmadağın. Kısacası Canaydın başarılı olamadı. Ancak ne var ki sorun, kişi sorunu olmanın çok ötesinde.

Şimdi sportif başarısızlıklar arttıkça ayaklar suya eriyor; herkes birbirine soruyor : “Galatasaray nereye gidiyor ?”

Geçen Cumartesi günü ” Her Şey Galatasaray İçin Platformu”nun toplantısına çağırdılar. Yedi saat süreyle Galatasaray’ın geleceği tartışıldı. En önemli saptama ve düş kırıklığı, Türkiye’nin en büyük markası Galatasaray’ın parıltısını yitirmesiydi. Bilinçsiz- sorumsuz genel kurullar, yanlış yönetim tarzları ve benbilirimci yöneticiler kulübü buralara getirdi. Çözüm hiç de kolay değil. Bu işin hazır reçetesi yok. Eskimiş yöntemler yepyeni bir iş alanı haline gelmiş olan “futbol”u yönetmeye yetmiyor artık. Yepyeni bir anlayış gerek. Kurtulmak, artık kişilere değil, yeniden yapılanmaya, sisteme, ortak girişimlere, paylaşımcılığa, dayanışmaya ve iyi işletmeye bağlı. Kulübün 100. yılında yeniden yapılanma adımları atılabilirse ikinci yüzyıl için önemli bir başlangıç olur.