Galatasaray’da İlk Futbol Kaynak : 15.08.2001 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Elimde bir kitap var : “Ortak Bellek”.. 1948 yılı Galatasaray Lisesi mezunlarının 50. yıl hatırası olarak aynı yıl mezunlarından Vefa Semenderoğlu ve İzzeddin Çalışlar tarafından hazırlanmış, Galatasaraylılar Derneği’nce yayımlanmış. Kitap, okul ve daha çok da kulüple ilgili, çoğu, belgelere dayalı bilgileri ve anıları içeriyor. Kitapta, Kulübün ilk üyelerinden rahmetli hocamız Bekir Bircan’la vaktiyle yapılmış bir söyleşiye de yer verilmiş. “Galatasaray’da İlk Futbol” başlıklı, futbol tarihine ışık tutar nitelikteki bu ilginç bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum :

“Galatasaray’a futbolu ilk defa olarak 1900’de Kadıköy’deki “Frère”lerden gelip mektebimizin lise kısmına giren 425 Mustafa Bedri getirmiştir. O zamanın futbolu, bugünkünden çok farklıydı. Her oyundan sonra bir sürü arkadaş hastanelik olurdu. Adeta rugby oynar gibi!.. Okulda dolayısıyla Türkiye’de ilk futbol oynayanlar, 407 Ali Rana (Eski milletvekili ve Tekel Bakanı), 1085 Hasan Fikret (Galatasaray müdür-î sanisi), 65 Hüseyin Münir, 159 Mustafa Hayri (Banka Müdürü), 364 Refik Cevdet (eski Galatasaray öğretmeni), 889 Ali Sami (Kulüp kurucusu). Bu futbol iki sene kadar devam etti. İdare bu oyunu daima yasaklıyordu. Oyunlar yine Grand Cour’da oynanırdı. Oraya girmek haylice zor bir işti. Zaten orası bir spor merkezi olduğu kadar bir forumdu da. Mektebin edebiyatçıları, matematikçileri orada toplanır, gizlice gelen gazeteler orada okunur ve fikir beyan edilirdi. Bu bakımdan dışarıda kulüp kurmak gerekiyordu. 1903’te Ali Sami’nin teklifi üzerine kulüp kuruldu. İlk içtima Farisi Hocası Macit Efendi’nin dersinde, anfide sıraların altında oldu. Biz de başka sınıflardan kaçıp oraya geldik. Reis, Ali Sami Yen; Kâtip, Emin Bülent (şair); Kasadar, Asım Tevfik oldu. İdareden korkularak kulübe Galatasaray ismi verilemiyordu. Arkadaşların bazıları Glorya, bazıları Odas, bir kısmı da Kartal ismi üzerinde duruyorlardı. Sonunda Kartal ismi galip geldi. Kulübün ismi Kartal oldu. Bir kartalın açık ağzında bir top; damgamız da bu idi. İlk aidatımız olan yüzer parayı bununla topladık.

Dışarıda egzersizlere ayrı ayrı giderdik. Zira Abdülhamit’i’ devrindeydik ve her türlü toplantılar yasaktı. Bu idmanları şehir haricinde kırlarda yapardık. İlk renk milli renkti : Kırmızı-beyaz. Fakat sonra hükümetin şiddetinden korkarak sarı-siyahı kabul ettik. Toplantı yerlerimiz mektebin karşısındaki Bulgarın sütçü dükkânı, Kadıköy Kuşdili’nde muhallebici Andon’un dükkânı, bugünkü Fener stadının karşısında Lazar’ın kahvesiydi. İlk egzersizi Kurbağalıdere’de yapıyorduk. Yanımıza iki

kişinin yaklaştığını gördük. İlk önce hafiye zannederek korktuk. Fakat iyice yaklaşınca bunların o zamanki Moda-İngiliz kulübüne mensup adamlar olduklarını anladık. Onlar bize futbolun nasıl oynanacağını izah ettiler, ilk dersimiz bu oldu. İkinci egzersizi Kâğıthane sırtlarında yapmak istedik. Arkadaşlardan Emin Bülent o hafta mektebe gelmemişti. Çamlıca’daki evine telgraf çektik. “Pazar günü toplantı var, gel.” Bu telgrafı o zamanın sansürü derhal saraya bildirmiş. Nitekim top oynarken hafiyeler tarafından sarıldık. Durumu okul müdürü Abdurrahman Şeref Bey kurtardı. Saraya giderek bizim hakkımızda şefaatte bulundu. Bir gün yine Kuşdili’nde Moda İngiliz kulübünde antrenman yaparken bu defa Kuşdili komiseri polislerle oyun sahasına girdi. Biz Türkleri oyundan men ederek karakola götürdü. Karakolda kâtibimiz Emin Bülent, polisleri korkutmak için saraya mensup olduğumuzu söyleyerek onları tehdit etti. Böylece serbest bırakıldık.

O zaman hiçbir Türk kulübü ve seyircisi yoktu. Mevcut kulüpler Moda-İngiliz kulübü, İmojen isminde İngiliz sefaret gemisinin tayfalarından mürekkep bir takım, Kadıköy isminde Rum ve İngilizlerden kurulu bir diğer takım, nihayet tamamen Rumlardan teşekkül eden Elpis (Esperans) idi. Bunlarla yaptığımız maçlarda daima yeniliyorduk. O vakitler İstanbul’da çıkan Levant-Herald adlı bir İngilizce gazete bu maçların kritiğini yapıyordu. Fakat isim ve takımımızdan bahsedemez, “another club” diye yazardı. “Saray” kelimesinden korkuluyordu. Bize Galatasaray isimini daha sonra halk taktı. Moda’dan Horest Armitach isimli oyuncu bizim kulübe kaptan olarak geldi ve bize futbolu bütün incelikleriyle öğretmeye başladı. İlk maçında Kadıköy’e 11’e karşı 8 golle yenilen Galatasaray, nihayet azimli çalışması sayesinde aynı takıma karşı 4-0 kazanmaya muvaffak oldu. Bu arada mevcut bütün kulüpleri de yenerek şampiyon çıktı ve bunu üç sene devam ettirdi (1908).

Kulübün resmen tesisi 1905’tedir. Bir gün, bir cumartesi, İstanbul tarafına geçmiştik. Şişman Yanko’nun mağazasının vitrinlerinde renkleri sarı ve kırmızı olan birbiri üzerine atılmış iki kumaş duruyordu. Hepimiz çok beğendik bu iki rengi.. Fakat Emin Bülent’i bir türlü vitrinin önünden çekemiyorduk. “İlle bu renkleri alalım. Sarı-kırmızı renk, yeşil sahanın üzerinde! Bundan alâsı olamaz…” diyordu. Onun bu ısrarı üzerine kumaşları satın aldık ve diktirilmesi için de Ali Sami’ye devrettik. O da bunları ablalarına diktirdi. İşte Sarı-Kırmızı rengi alışımızın hikayesi…”