| Galatasaray’da Tehlikeli Gelişmeler |
Kaynak :
15.03.2007 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Galatasaray’ın son olağan genel kurulunda söz alarak, Başkan Özhan Canaydın’ın beş yıl önce verdiği vaatleri sıralamış ve bunların hiçbirini gerçekleştiremediği için kendisini eleştirmiştim. Kanımca, aradan beş yıl geçmesine karşın ortada elle tutulur bir başarı görünmüyordu; ancak son zamanlarda başkan, konuşmalarında pembe bir tablo çizmeyi iyi beceriyordu. Aynı toplantıda bu duruma şaka yollu değinerek, “Başkan geçen sürede iyi konuşmayı öğrendi. Ben, canım sıkıldıkça Divan toplantılarına gidip başkanı dinliyorum. Böylece yüreğim ferahlıyor” demiştim. Geçen gün, Canaydın bir TV röportajında kimi açıklamalarda bulunmuş, “Ben başarılıyım” demiş ve eklemiş : “Benim hesaplarımda daima bir oran vardır, her on icraatın yedisini müspet yapabilen başarılıdır.” Başkan böylece kendi notunu kendisi vermiş, ancak başarılı olduğu alanları pek açıklamamış. Şimdi biz konuları başlıklarıyla anımsatalım, kararı siz verin. Riva, Sosyal Tesisler (Kalamış, Ada), Futbol, Basketbol, Voleybol, Amatör spor dalları, Ali Sami Yen stadı, sürüncemedeki Seyrantepe stadı ve şirketler… Ya mali durum ?… Son beş yılda daha da artmış olan borçlar… Bu alanların hangisinde onda yedi oranında başarı sağlandığı açıklanmalı diye düşünüyorum. Başkan ayrıca bir yıl önceki seçime değinerek, gereksiz bir polemiğe yol açmış. Son seçimi kazanmasında, Adnan Polat’ın katkısını küçümsüyor ve açıkça, “Seçimi ben kazandım” diyor. Adnan Polat şu anda kulüpte başkan yardımcısı, yani birlikte çalışmayı sürdürmek durumundalar. Arada bir sorun varsa şayet, bunu medyada, kamuoyu önünde tartışmanın ne gereği var ? Bu durum toplulukta huzursuzluk yaratmaz mı ? Tartışmanın, başkanın benmerkezli tutumundan kaynaklandığı düşünüyorum. Dahası, yönetimde bir huzursuzluk olduğu su yüzüne çıkmış durumda. İki yönetim kurulu üyesinin bir spor gazetesinde yayımlanan röportajları bunun açık göstergesi. O röportajın satır araları kulüp yönetimindeki fırtınayı açıkça ortaya koyuyor : Verilip geri alınan istifalar…Yönetim Kurulu toplantılarına katılmayan üyeler… Oysa tüzük çok açık : “Özür bildirmeksizin üst üste üç toplantıya katılmayan üyenin yerine sıradaki yedek üye çağrılır.” Ne var ki tüzük bu konuda da uygulanmıyor. |
Şu anda bütün bu sıkıntıların yanı sıra bir de liseli olan-olmayan tartışması yönetim kurulundan stada kadar dalga dalga yayılıyor. Kim kurcalar bunu ? “Galatasaraylıyım” diyen, sarı-kırmızı renklere gönül veren herkes Galatasaraylı’dır. “Kulüp lisede kurulmuştur, kuranlar Galatasaray Lisesi öğrencileridir.” Doğru… “Okulun Kulübe büyük katkıları olmuştur.” Doğru… “Kulübün dünya görüşünde, töre ve geleneklerinde, kültürel altyapısında lisenin büyük payı vardır.” Bu da doğru… “Kulübün kimliğinde lisenin yeri tartışmasızdır.” Evet, bunları herkes böyle kabul ediyor. Zaten Galatasaray’ın kurum olarak farkı burada; ancak sorun, kimi üyelerin kendilerine biçtikleri konumda.
Ben de Galatasaray’dan mezunum. Galatasaray Lisesi’nin bana çok şey kattığına yürekten inanırım; ancak bunun, kulüp üyeliğinde bana bir ayrıcalık kazandırdığını hiçbir zaman düşünmemişimdir. Yalnızca kayıttaki öncelik dışında, Tüzük de Dernekler Yasası da üyeler arasında bir ayrıcalığa olanak tanımıyor. Kısacası, üyeler arasında hak, görev ve sorumluluk eşitliği söz konusudur. Liseli olan-olmayan ayrılıkçılığını, bu bölücülük safsatasını kim körüklüyor ? Kulüp çatısı altında böyle bir ayrılıkçılığın yeri olamaz. Bu tür zararlı gelişmeleri engellemek başta, başkanın yükümlülüğü olmalıdır. Ne var ki başkan artık yorgun görünüyor. Lisecilik (liselilik demiyorum) taslayanlar önce liselerini, liselerinin ilke ve geleneklerini, değerlerini korusunlar. Liseli olmayanlar da, varsa, kuruntularından arınsınlar ve taraftarları tahrik etmesinler. |

