Gezi Parkı, kesinlikle park olarak korunmalı Kaynak : 16.06.2013 - Ekonomist 2013/24 | Yazdır
Doğan Hasol, Türkiye’de “kentsel tasarım” değil, “parsel tasarımı” yaklaşımı olduğunu söylüyor. Gezi Parkı’nın yeniden ele alınmasında bu nedenle sorun çıktığını vurgulayan Hasol, meslek kuruluşlarının uyarılarının dikkate alınmadığı Taksim’in yeni projesinde, Gezi Parkı’nın mutlaka park olarak kalması gerektiğini söylüyor.

Bir “kentsel tasarım” projesi olarak Taksim Gezi Parkı’nda yapılmak istenen düzenlemeler kitleleri ayaklandırdı. Masum bir protestoya yönelik kabul edilemez polis şiddeti, protesto dalgasının tüm Türkiye’ye yayılmasına yol açtı. Bir park dizaynından bu noktaya neden gelindiğini Türkiye mimarlık dünyasının, şehir planlamacılığının duayen isimlerinden biri olan Doğan Hasol ile konuştuk.
Taksim Gezi Parkı’nda yaşanan ve Türkiye geneline yayılan protestoları nasıl yorumluyorsunuz?
Kentsel konuların siyasal ve toplumsal yaşamda ne kadar etkili olduğunun bir göstergesidir Taksim olayları. Konu doğal ki birkaç ağacın sökülmesiyle sınırlı değil. Şehirde yaşayanlar, çevreleri hakkında söz sahibi olmak isterler, yok sayılmak istemezler. Bir şehir yalnızca hükümetin ya da belediyenin değildir; şehrin asıl sahibi orada yaşayanlardır.
Gezi Parkı’ndaki tasarrufunda, hükümetin ilgili meslek kuruluşlarıyla ilişkisini özetleyebilir misiniz ? 
Taksim Cumhuriyet Meydanı’na ve Gezi Parkı’na ilişkin olarak başlatılan uygulamada halkın duygu ve düşünceleri hiç dikkate alınmadı. Uzmanların, ilgili meslek kuruluşlarının uyarıları da göz ardı edildi. Demokrasilerde halkla paylaşım çok önemlidir. Taksim uygulamasında ciddi bir yöntem ve yaklaşım hatası yapıldı.
 
Taksim’de şu anda bir mimar olarak tam olarak ne yapılacağını siz biliyor musunuz?
Sadece ben değil, şu anda dahi Taksim’de neler yapılacağını kimse bilmiyor. Taksim Cumhuriyet Meydanı projesinin ciddi bir yarışmaya açılması, Gezi Parkı’nın da yine kesinlikle park olarak korunması gerekirdi. 
Oraya ne müze, ne otel, ne rezidans, ne de AVM yapılabilir. Üstelik taklit bir kışla kılıfıyla…
Türkiye’de imar planları yapılırken nerede yanlış yapılıyor, kentlerimiz neden bu kadar düzensiz yapılaşıyor?
Kentsel planlama ve kentsel tasarım diye iki kavram var. İkisi akraba ama birbirinden ayrı kavramlar. Kentsel planlama, tasarım kısmına girmeyen yerleşim gibi işlerin planlanmasına deniliyor. Türkiye’de kentsel tasarım hep göz ardı ediliyor. Parsel bazında uygulamalar yapıldığı için planlamacılık gündemde olmuyor. Belirli parsellerde projelere izin veriliyor. Siluet sorunu çıkınca ‘eyvah ne oldu?’ deniyor. Yani bizde asıl eksik olan kentsel tasarım.
 
Türkiye’de neden plan yapılmıyor?
 
Bizde plan yapmak sevilmez, plan değişikliği sevilir. Geçen yıl yanılmıyorsam İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden geçen plan değişikliği sayısı 5 bin civarındaydı. Geçenlerde bir bakan ‘İstanbul’un siluetini bozan yapıları yıkacağız’ dedi. Ben de ‘hangi birini yıkacaksınız? Ortada yapı kalmaz’ dedim
.
Kentsel tasarımın yapılmadığı bir kentte dönüşüm sizce hedefine ulaşacak mı ?
 
Bizans döneminden beri İstanbul’da kentsel dönüşümler yapılıyor. Kent defalarca yeniden yapılandırılmış. Cumhuriyet’ten sonra da Lütfi Kırdar, Menderes ve Dalan dönemlerinde kentsel dönüşüm çalışmaları yapılmış. Ancak bu çalışmalar kentsel tasarıma dayandırılmadan yapılmış. 
Sadece Lütfi Kırdar dönemi Henri Prost’un planına dayanıyor; planlama yapılmış. Öteki kentsel dönüşümlerde sadece heyecan var… Dalan İstanbul’u Hong Kong’a dönüştüreceğim dedi. Onun hayallerini şimdi gerçekleştiriyorlar. Bir kente gökdelen yapılmaz mı? Tabii ki yapılır. Ama önemli olan canınızın istediği her yerde yapmamak, kentin siluetini bozmamak. OnaltıDokuz projesi de bunlardan biri.
Batılı ülkeler kentsel dönüşümü nasıl yapıyor peki?
Batı’da kentsel dönüşüm, terk edilmiş liman ve sanayi alanlarında yapılıyor. Türkiye’de ise fakir bölgelerde. Buralardaki insanları göz ardı etmeden kentsel dönüşüm yapılmalı.
 
Biz neden Batı’daki gibi kentsel dönüşüm yapamıyoruz?
Onlar kenti güzelleştirmek için kentsel dönüşüm yapıyorlar. Bizde ise kazanç sağlamak için.
İnşaat projelerindeki artışı nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Hükümetin şu andaki kalkınma modeli inşaata dayalı. Çünkü inşaat sünger bir sektör, tıpkı tekstil gibi. Burada çok sayıda insana iş yaratılabiliyor. Şu anda kentsel dönüşüm bir nevi sat- yap modeline döndü. Burada kaldıraç deprem. Kentsel tasarım ve mimari yönü eksik. Metrekare ve sayılara bakılarak hareket ediliyor, işin estetik ve mimari kısmı eksik kalıyor. Kenti kent yapan unsurlar göz ardı ediliyor, asıl sıkıntı burada. 
Bir kenti kent yapan unsurlar neler?
Bir kenti kent yapan üç unsur vardır. İlki topoğrafyası ve doğal güzelliği, ikincisi tarih, üçüncüsü de kültürel boyut ve mimarlık. Ülkemizde bu unsurların hepsi bir araya gelemiyor ne yazık ki.
Mimari neden ihmal ediliyor sizce?
Türkiye’de kamu ve TOKİ yatırımlarında mimari taraf eksik. Türkiye’nin 40 bin civarında ciddi bir mimar potansiyeli var. Bunların birçoğu yurt dışından ödüllü mimarlar. Mimariye verilen önem kültürel düzeyin bir göstergesidir. İyi bir mimarlık için iyi bir toplum lazım. Toplum mimariyi istiyor mu? O da önemli. 
Türkiye’de iyi mimarlık işleri yok mu?
Olmaz mı? Mimarisi iyi dünya kadar yapı var. Ama onlar da çarpık yapılar arasında kaybolup gidiyor. Şimdi iyi mimari yapılar konusunda isim vermek istemiyorum, çünkü unuttuklarım çıkarsa onlara ayıp etmiş olurum. 
İyi bir yapılaşma için neler yapılmalı, kamunun buradaki rolü ne olmalı?
Projeler üretilirken yarışmalar yapılmalı. Yarışmayı kazananlar proje yapmalı. Örneğin Çamlıca’ya cami yapılacak; bu yarışmaya açılmalı. Taksim meydanı konusunda eskiden yarışmalar açılmıştı. Eskinin bakış açısı bugünkü bakış açısının çok ilerisindeymiş. Zürih’te bir yapı yapılacağı zaman öncelikle Zürihliler’e ‘bunu istiyor musunuz?’ diye soruluyor. Taksim’e medyan yapıyorsunuz ama bu hiç kimseye sorulmuyor. 
Kamu, üretilen mimari eserlerde de öncü olmalı. TOKİ dünya kadar bina yaptı ama bir tanesi bile ödül almadı. TOKİ’nin projeleri mimari ödüller alsın, kamu yol gösterici olsun isterim. 
Ne yazık ki kentlerdeki planlamayı gecekondular yönlendirdi şimdiye kadar. 
3. köprü ve 3. havalimanı konusunda ne düşünüyorsunuz?
Yeni yapılacak havalimanı ve 3’ncü köprü, İstanbul’un doğal kaynaklarını yok edecek. 

“İstanbul’un Kuzeye Doğru Büyümesi Katliam Olur”

Dünyada bir kent için İstanbul’un büyüklüğünün normal bir büyüklük olmadığına işaret eden Hasol, Londra, Paris gibi kentlerin örnek alınarak İstanbul’un büyümesinin frenlenmesi gerektiğini söylüyor. Kentin kuzeye doğru büyümesinin çok tehlikeli bir durum olduğuna dikkat çeken Hasol, şunları söylüyor:
“Ne yapıp edip İstanbul’un nüfusunun dondurulması gerek. Bugün finans merkezini İstanbul’a taşıyorsunuz, bu çok yanlış. İstanbul için raylı sistem ve denizyolu ulaşımı kullanılmalı. Kentin yeşil alanları ve su havzası kuzeyde. Kentin oraya doğru büyümemesi gerek. Bu katliam olur.”