Haliç Metro Köprüsü Üzerine… Kaynak : 01.04.2010 - Mimarist-35 | Yazdır

Metro geçişi için Haliç’in üzerine bir köprü kurulması uzun zamandan beri gündemdeydi. Taksim-Yenikapı metro hattının bu köprüyle Beyoğlu’nu İstanbul yarımadasına bağlaması söz konusuydu. Tartışmalar ve inatlaşmalarla çok zaman yitirildiği ve bu nedenle köprü bir türlü yapılamadığı için metro işi de tavsadı.

İlgili Koruma Kurulları 1990’lı yıllardan bu yana konuyu pek çok kez inceledi ve her defasında yol gösterici tavsiye kararları aldı. Sonunda, İstanbul 1 No.lu Koruma Bölge Kurulu 6 Temmuz 2005 günü, Haliç Metro Geçiş Köprüsü konsept projesi önerisini oyçokluğu ile kabul etti. Projede alt yüklenici olarak Y.Mimar Hakan Kıran’ın, konsept tasarımcıları olarak da Dr. Mimar Kadir Topbaş ile Y.Mimar Hakan Kıran’ın adları geçiyor. Proje müellifi ise Hakan Kıran.

İlk sayfa 35_Sayfa_1
Köprünün Beyoğlu-Unkapanı arasında yerleşimi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesinde verilen bilgiye göre yapım ihalesi 6 Ekim 2008’de gerçekleştirilmiş ve iş, Astaldi S.P.A. ve Gülermak Ağır Sanayi İnşaat ve Taahhüt iş ortaklığına 146.722.828 Euro bedelle verilmiş; 2 Ocak 2009’da da yer teslimi yapılmış. İhale, Azapkapı ve Unkapanı viyadükleri ile, Çelik Köprü ve Mobil Köprü yapımını kapsıyor. İşin süresi aslında 24 ay; ancak hâlâ çözülemeyen finansman sorunları ve UNESCO’nun tasarıma olan itirazları nedeniyle işlemeye başlamamış olan süre bu gidişle daha da uzayacak gibi görünüyor.

Bu iş niçin bu kadar gecikti? Yanıtı açık: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın tutumu yüzünden… Başkan, Haliç Köprüsüne, adını mimar olarak yaşatabileceği bir anıt olarak baktığı için…

Haliç Metro Köprüsü konusunda 2004 yılından beri birçok yazı yazdım. O tarihten bu yana olan gelişmeleri o yazıların tanıklığıyla gözden geçirerek bugüne gelelim.

Yıl 2004

Topbaş, başkan olur olmaz Haliç Metro Köprüsü konusuna eğildi. Bunu, YAPI’nın Aralık 2004 sayısında çıkan yazımla anımsayalım (1):

Röportajı yapan gazeteci soruyor: Gizli gizli bir sürpriz hazırladığınızı biliyoruz İstanbullular için. Nedir bu?” Yanıt: “Bir metro geçiş köprüsü projesi yapıyoruz. Bu sanırım İstanbul’un yeni sembollerinden biri olacak.” Soru : “Projesini kim yaptı?” Yanıt: “Ben yaptım. Sonra yurtdışından bazı mimarlara gönderdik projeyi, neler değiştirilebilir diye. Bu olmuş, böyle kalsın dediler.” Soru: “Nasıl bir şey olacak?” Yanıt: “Söylemem, sürpriz.”

Bu söyleşi 7 Kasım 2004 günü Akşam gazetesinin Pazar ekinde yayımlandı. Zaten daha önce de YAPI’nın Kasım sayısında vermiştik haberi: İstanbul’un mimar belediye başkanı
Kadir Topbaş, Haliç üzerinde yapılması öngörülen ve metroyu bir yakadan ötekine taşıyacak olan köprüyü bizzat kendisi yapmaya hazırlanıyor. Anımsanacağı gibi, konu bir önceki belediye başkanı döneminde gündeme gelmişti. İTÜ’nün o zamanki rektörü Gülsün Sağlamer’in girişimi sonucu, köprü ve strüktürleriyle ünlü mimar Santiago Calatrava İstanbul’a çağırılmış ve konuyu yerinde incelemişti. Bildiğim kadarıyla, İspanyol Hükümeti de projeyi Calatrava’nın yapması durumunda, finansman için kredi desteği önerisinde bulunmuştu.

Şimdi anlaşılıyor ki, bu kez seçilen ve mimarlığıyla gurur duyduğunu her fırsatta yineleyen başkan, projeyi kendisi yapmak, Leonardo da Vinci’nin bile hayallerini süsleyen Haliç Köprüsünün tasarım gururunu kendisi yaşamak istemiş.
Yapılan tasarımın ne olduğunu bilmiyoruz. Başkan, projesini yurtdışından bazı mimarlara göndererek onlara danışmak gereğini duymuş; Türk mimarlarına ise sürprizi beklemek kalmış. Bu gelişmeler karşısında akla bazı sorular takılıyor:

· Mimarlık, İstanbul Belediye Başkanlığı görevinin yanısıra sürdürülebilecek denli basit bir iş midir? İstanbullular Topbaş’ı mimarlık yapması için mi, başkanlık yapması için mi seçtiler?

 · Sayın Kadir Topbaş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmayıp mimarlık yapıyor olsaydı acaba Haliç üzerine bir köprü tasarımı yapma işi, doğrudan kendisine verilir miydi?

Bütün bu türden sorular üzerinde iyice düşünmek gerekiyor. Herkesten önce de Sayın Topbaş’ın düşünmesi gerekiyor.

Ben Topbaş’ın yerinde olsaydım ve Haliç gibi çok önemli ve üstlenilecek tarihsel sorumluluk açısından çok riskli bir noktada köprü yapmaya özenseydim bir mimari proje yarışması açar, o yarışmaya öteki meslektaşlarımın yanısıra ben de katılırdım.

Sayın Kadir Topbaş’ın önerdiğim şekilde davranmasını, kendisine tanıyabildiği şansı, meslektaşlarından esirgememesini bekliyorum.”

İşte, YAPI dergisinin Aralık 2004 sayısında bunları yazmıştım.

Şubat 2005

Başkan köprü konusunun hemen ardından, gösterişli bir başka konuya daha heyecanla sarılmıştı: Sivriada’ya gösterişli bir semazen heykeli dikmek!… Onu da yine YAPI’nın Şubat 2005 sayısındaki yazımla anımsamaya çalışalım: (2)

İstanbul Belediye Başkanı Dr. Mimar Kadir Topbaş Sivriada’ya İstanbul’un simgesi olarak 110 metre yüksekliğinde bir semazen heykeli yaptırmak istediğini açıkladı. Milliyet’in 8 Ocak günlü haberine göre Topbaş şunları söylüyordu: “Kimseye angaje olmuş değiliz. Yap-işlet olarak vermeyi düşünüyoruz. O nedenle maliyeti konusunda şimdiden bir açıklama yapmam doğru olmaz. Heyecanı olan yatırımcılara açık olduğunu söylüyorum.

‘Heyecanlı yap-işlet yatırımcılarına açık’ olan ‘şey’ bir heykel.. İçinde cami, sinagog, kilise bulunan ‘camlı göbeğinde’ bir de restoran çalıştırılacak olan bir ‘anıt’..

Marmara Denizi açığından kente gelirken ilk algılanacak anıt olarak ortaya çıkacak ve sonra İstanbul’un asıl silueti belirecek.”

Başkan’ın Semazen heykeli düşü medyanın sert duvarına çarptı. Pek çok yazar, konuyu ele alarak sert bir üslupla eleştirdiler: İstanbul’un tek eksiği 110 m yüksekliğinde bir heykel miydi? İstanbul’un yol, trafik, su, kanalizasyon, aydınlatma, gecekondu, kaçak yapı, deprem önlemleri, doğanın ve tarihin korunması sorunları çözülmüştü de şimdi sıra “simge” nin yapımına mı gelmişti? İstanbul’un simgesi “semazen” mi olurdu? Bir simgeler şehri olan İstanbul’un yeni bir simgeye gereksinmesi mi vardı?..”

Daha sonra Semazen Heykeli projesinden hiç ses çıkmadı.

Yine aynı yazıda şöyle demişim: “Kadir Topbaş daha önce de Haliç üzerine yapılacak metro köprüsüyle gündeme gelmişti. Köprünün tasarımını kendisinin yaptığını söylüyor ve bunun bir sürpriz olduğunu belirtiyordu. Sürpriz hâlâ sürprizliğini koruyor. Sonucun acı bir sürpriz şeklinde gerçekleşmesi olasılığı beni korkutuyor.

Belediye başkanlarının önce karar verip sonra düşündükleri gibi bir kaygım var. İstanbul Ankara’dan daha kritik konumda: başkanı bir mimar… Üstelik mimarlığıyla övünüyor. Hem avantaj, hem sakınca… İstanbullular kendisini mimarlık yapması için değil, başkanlık yapması için seçtiler. Ne var ki kendisi bunun pek farkındaymış gibi görünmüyor. Doğrusunu isterseniz, mimarlığı profesyonel mimarlara bırakmalı, kendisi iyi bir başkan olmalı. Başarırsa hep birlikte övünürüz, işin içine mimarlığı da katarak başaramazsa hepimiz altında kalırız.”

Nisan 2005

Bu yazıdan iki ay sonra gelişmelere YAPI’da bir kez daha değinmiştim (3):

Kaplumbağa adımıyla ilerleyen İstanbul Metrosu’nun Taksim-Yenikapı bölümünün 1300 m lik tünel kazılarının tamamlandığı biliniyor. Projeye göre, Haliç bir köprüyle aşılacak. Ne var ki bütün bu yapılanların projesi için ilgili Koruma Kurulundan onay alınamamıştı. Kurul, metro geçişi için yapılacak köprünün Unkapanı Atatürk Köprüsü’nün yerine yapılmasını ve köprünün metro geçişi ile karayolu tarafından birlikte kullanılmasını öneriyordu.

Geçtiğimiz günlerde aynı kurul, 1:5000 ve 1:1000 ölçekli “Tarihi Yarımada Koruma İmar Planlarını” onayladı. Böylece metro köprüsü geçişi de (köprünün kendisi değil) Büyükşehir Belediyesi’nin önerisi doğrultusunda onaylanmış oluyordu. Karar ikiye karşı üç oyla alınmıştı. Olumlu oylar Kültür Bakanlığı temsilcilerinden, olumsuzlar üniversite temsilcilerinden gelmişti. Üniversite temsilcisi üyeler daha önce de Kurul’a sunulmuş ve incelenmiş olan planların Kurul önerileri doğrultusunda düzeltilmeden getirildiğini söylüyorlardı. Anlaşılıyordu ki karar, bilimsel kanat yerine politik kanadın ağır basmasıyla alınmıştı…”

… Başkan’ın açıklamaları sırasında “sürpriz” olarak nitelendirdiği projenin resimleri 24 Mart 2005 günü Selim Erdem imzasıyla Radikal gazetesinde yayımlandı. Yazının başlığı, “Haliç’e abidevi boynuz” idi. İstanbul Yarımadası siluetini ciddi olarak etkileyecek köprünün gazetedeki resminde ne Haliç görünümü, ne tarihi yarımada silueti var. Yazıda şöyle deniyor: “İstanbul metrosunun iki yakasını bir araya getirecek olan yeni Haliç Köprüsü, Paris’in Eyfel’i gibi İstanbul’un yeni simgelerinden biri olacak. Taksim’den Yenikapı’ya giden metro treninin Haliç’i geçmesini sağlayacak olan yeni köprünün tasarımı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş’ın. Bu hat için, İstanbul’da Roma ve Bizans medeniyetlerini simgeleyen Ayasofya, Osmanlı’nın simgesi Sultanahmet Camii gibi, Cumhuriyet dönemini temsil edecek ‘anıt bir köprü’ düşünülüyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş’ın bu hafta animasyonlu toplantıyla tanıtmayı planladığı köprünün, ‘bölgenin tarihi dokusuna uyan bir sanat eseri olması’ istenmiş. Köprünün en belirgin özelliği ayaklarının, tarih boyunca ‘Altın Boynuz’ olarak anılan Haliç’i simgelemesi amacıyla ‘boynuz’ şeklinde tasarlanması.

İlk sayfa 35_Sayfa_4
Unkapanı Köprüsünden bakış.

Gazete haberini sonradan şöyle yorumlamışım:

Niçin? Çünkü Haliç’e, Frenkler “Corne d’Or”, Anglosaksonlar “Golden Horn” diyorlar. Yani altın boynuz. Böyle olunca da Haliç üzerinde yer alacak köprü, altın olmasa da hiç değilse boynuz gibi olmalı(!)” (4)

İyi ki Batılılar Haliç’e kendi dillerinde “Altın Boynuz” demişler. Bu sayede “anıtsal köprü” boynuzuyla taçlanacak; İstanbul da böylece boynuzlanmış olacak. Ya Altın Boynuz yerine daha uygunsuz bir ad verilmiş olsaydı… Yine de şükredelim…” ”… Sürpriz sürpriz üstüne… İstanbulluların, hattâ dünya kamuoyunun bu konuda hiç söz hakkı yok mu acaba? Sürprizleri, oldubittileri bu kadar mı kanıksadık?” (3)

Mayıs 2006: Mimar Mimara Karşı

Korktuğumuz başımıza geliyordu. Başkan’ın, mimarlığını anımsayıp kendi güdümündeki işlere müdahalesi İstanbul ve mimarlar için talihsiz durumlar yaratmaya başlamıştı. İşte bir yandan Haliç’e Metro Köprüsü çekişmesi sürerken Belediye’nin, Türk mimarlarını dışlayıp yabancı mimarları kendi aralarında yarıştıran Kartal-Pendik ve Küçükçekmece için açtığı teklif alma süreci gündeme geldi. Yerli mimarlar yarışmaya alınmamışlardı ama daha kritik bir görev olan jüride yabancıların yanısıra kimi yerli mimarlar yer alabilmişti; bunların arasında başkanın kendisi de vardı. Gerçekten tuhaf bir durumdu. Mimarlar tepkiliydi: “Yarışmaya birkaç Türk mimarı da çağırılsaydı, bunun kime ne zararı olurdu” sorusu hep dile getirildi. Sonuçta, bu bir yarışma değil miydi?

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, o tarihlerde her fırsatta “mimar”lığıyla övünen Başkan, meslektaşlarını aşağılamaktaydı. Tepkiler karşısında bunalan Başkan, “Her terzi ipek kumaş dikemez” diyecek kadar ileri gidiyordu.

İpler öylesine gerildi ki, “Gerginlik nedeniyle 9 Nisan Sinan‘ı Anma gününde Sinan‘ın kabri başında iki ayrı tören düzenlendi. Başkan Kadir Topbaş‘ın düzenlediği sabahki törene mimarlar katılmadılar. Başkan, törende yaptığı konuşmada, kentteki çarpık yapılaşmadan mimarları sorumlu tuttu. İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina bulunduğunu belirterek şöyle diyordu: “Bu binaların kaçından etkileniyoruz? Her birinin mimarı var. Bizler yaptık. Hangimiz mesleğimiz adına bu yapılara müdahalede bulunduk, ‘bu yanlış’ dedik? Bu şehrin bu hale gelmesinde belediyeler, sanatkârlar ve mimarlar olarak biz vardık. Bu imzaları attık” (5). “Başkan daha bir gün önce TOKİ Konut Kurultayı’ndaki konuşmasında, 1 milyon 600 bin yapının yüzde 75’inin kaçak olduğunu söylediğini unutmuş görünüyordu.

Mimarlar tepki olarak öğleden sonra düzenledikleri alternatif törende Topbaş’ı Sinan’a şikâyet ettiler” (6).

İlk sayfa 35_Sayfa_3
Maket fotoğrafı

Bugün

İşte, büyük bir gecikme sonrasında boynuzlu Metro Köprüsü yükleniciye verilerek düşük tempoda da olsa yapım sürecine girildi. Temelde kullanılacak özel borular Portekiz’den Haliç’e getirildi. Yukarıda da belirttiğim gibi, finansman ve UNESCO sorunları aşılamadığı için yapımın ne zaman biteceği belli değil. Yer tesliminden bu yana bir yıl geçti bile.

Belediye’nin web sitesinde ve medyada yer alan küçük bir iki fotoğraf köprünün biçimi, nitelikleri ve mimari özellikleri konusunda tam fikir vermiyor. Birkaç gazete haberinde yer aldığına göre, boynuzların yüksekliği UNESCO yetkililerinin uyarısıyla, deniz düzeyinden 65 m.’ye indirilmiş; bu yükseklik Süleymaniye Camisi’nin zemin kotuna denk geliyormuş. Yapılan çalışmalar konusunda UNESCO yetkilileri sürekli bilgilendiriliyormuş (7). Biliyoruz ki UNESCO’nun kaygıları hâlâ giderilebilmiş değil. Merak ediyoruz: İstanbullular ne zaman bilgilendirilecek acaba?

Projeyi incelemek olanağını buldum. İki yakadaki viyadükleri birleştiren köprü tabliyesi hem ayaklara oturuyor, hem de denizden 65 m. yükselen iki boynuza eğik gergilerle asılıyor. Her nedense köprünün ortasına bir istasyon yerleştirilmiş. İniş binişler için yolcular iki yakadaki kara ile istasyon arasını, köprünün iki yanında uzanan yaya yollarıyla aşmak zorundalar. Ayrıca, istasyonun ortada yer alması köprüyü genişletiyor ve hem görsel hem de fiziksel açıdan çok ağırlaştırıyor. Bu çözüm, Koruma Kurulu’nun 24 Şubat 1999 günlü, ‘masif etkiden kaçınılması ve en az kesite sahip şeffaf etkili bir sistem seçilmesi’ yolundaki kararına da ters düşüyor.

İstasyonlar pekâlâ iki uçta, kıyıda tasarlanabilirdi. Doğrusu buydu. Paris’te Seine nehrini aşan metro köprülerinde bunun örnekleri var. Bir örnek: Bir-Hakeim ile Passy istasyonları…

Pilonlar sırf “boynuz” olsun diye tasarlanmış gibi. Aşağıda ayaklar olduğuna göre köprü, pilon ve askı düzeni olmadan da açıklıkları aşabilecek şekilde düzenlenebilirmiş pekâlâ. Ayrıca yayaların karaya ulaştıkları noktalardaki çözümler ve köprü giriş-çıkış düzenlemeleri mimari olgunluk bakımdan yeterli görünmüyor.

Sonuçta, Haliç ve çevresini kötü etkileyen, çok ağır, yüksek boynuzlu bir köprü çıkacak ortaya… Önerilen tasarım, Haliç’in doğal ve tarihsel çevresine duyarlılık göstermeyen bir anlayışın ürünü olmuş. Bu tasarım, İstanbul’da, Haliç’te değil de dünyanın bilmediğimiz herhangi bir yerinde yapılacak bir mühendislik yapısı izlenimi veriyor; ancak var olan tutarsızlıklar orası için de söz konusu.

Başkan sürekli olarak yakınıyor. İleri sürdüğüne göre, kendi projesi tartışılan farklı projeler arasından seçilmiş ve onaylanmış. Kim seçmiş? Kim onaylamış acaba? Ayrıca, yakınmakta haksız… Defalarca yazdığım gibi, yöneticilerin yakınma hakkı olamaz.

Başkan, basın açıklamalarında, gecikmeyi bazı çevrelerin “mahalle baskısı” kurarak engellemesine bağlıyor. Oysa gecikmenin yalnızca, başkanın, eline geçmiş bir mimarlık fırsatı olarak baktığı bu köprüyle adını mimarlık tarihine yazdırmak hevesinden ve hazırlanan projelerin tutarsızlığından kaynaklandığı açık. “Her terzi ipek kumaş dikemez” söylemiyle meslektaşlarını küçümseyen başkan, kendisini ipek kumaş dikebilecek yetenekte görmüş olmalı ki, dünya çapında önemli ve çok hassas bir mimarlık konusunu kendi başına çözmeye girişmiş.

Sözün özü: Köprünün projeleri, ulusal ya da uluslararası bir yarışmayla elde edilebilirdi. Doğrusu buydu. Böylece sonuca hiç kimsenin itirazı olamazdı. Aslında, İstanbul’a ve Haliç’e yakışan da bu olurdu. Bu yolun uzun zaman alacağı ileri sürüldü; ancak kaprislerle bunca yıl yitirildi. Sonucun ne olacağını da şu anda kimse bilmiyor. Sonuç hâlâ, başkanın başta söylediği gibi “sürpriz” niteliğini koruyor.

İlk sayfa 35_Sayfa_5

Üstte, köprünün Unkapanı yakasındaki açılır-kapanır bölümü.
Altta, köprü giriş platformlarından biri.
(Fotoğraflar:
www.hakankiran.com)

Notlar
1. Hasol,D. Başkan’ın Metro Köprüsünün Düşündürdükleri, YAPI 277, Aralık 2004

2. Hasol,D. Belediye Başkanlarının Sivri Projeleri, YAPI 279, Şubat 2005

3. Hasol,D. Boğaz’a 3. Köprü, Haliç’e Boynuzlu Köprü, YAPI 281, Nisan 2005

4. Hasol, D. 7 Tepeye 7 Tünel, YAPI 294, Mayıs 2006

5. Güvemli,Özlem. Cumhuriyet, 10 Nisan 2006.

6. Hasol,D. Mimar Mimara Karşı, YAPI 294, Mayıs 2006

7. YAPI dergisinin haberi, YAPI 338, Ocak 2010.

Not: Yazılarımın tamamını www.doganhasol.netadresli kişisel web sitemde bulabilirsiniz.