Hayatımız Mafya Kaynak : 10.06.2004 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Ankara Ticaret Odası bir rapor hazırlatmış: “Hayatımız Mafya”. Bu rapora göre, mafyanın Türkiye’de sigaradan silaha, dilencilikten çaycılığa kadar yüze yakın alanda etkinliği bulunuyormuş.
Yıllar önce bir akşam İstiklal Caddesi’ne açılan bir sokakta arabamı park etmek istemiştim. Kabadayı tavırlı biri hemen yanımda bitiverdi. Park parası istiyordu. “Kimin adına topluyorsun bu parayı” diye soracak oldum. Yanıt ilginçti: “Beyoğlu mafyası adına” …
Daha sonraki yıllarda arazi mafyası, çek-senet mafyası, ihale mafyası türünden pek çok zorbalık örgütleri türedi. Hazine arazileri kimi zorbalarca işgal edilerek gecekondu yapmak isteyenlere satıldı. Kamu ihaleleri birtakım zorbaların denetimi altında paylaştırıldı. Çoğu koruma tescilli eski yapılar otopark yapılmak üzere yıkıldılar ya da yakıldılar. Örnekler değişik alanlar için çoğaltılabilir; zaten raporda da gösterilmiş. Bunlara hep göz yumuldu; çünkü göz yumanlar da, bu kaynaktan çıkar sağlıyorlardı. Bilinir ki zorbalar, kendilerini denetleme konumunda olanların desteğini almadıkça mafyalaşamazlar. Rapora göre, Türkiye, örgütlü suç örgütlerince dört bir yandan kuşatılmış durumda.
Ankara Ticaret Odası Başkanı raporu açıklarken şunları söylemiş: “Mafya ekonomisi ülke ekonomisine ciddi maliyetler yüklüyor. Bir

kamu yatırımı için koyulan dört tuğladan biri yasadışı organizasyona gidiyor. Düzen hepimizi bozdu. Namusuyla iş yapmak enayilik olarak görünüyor”.
Mafya bir ülkede her yere bulaşırsa spora bulaşmaz mı? Doğal ki bulaşacaktır. Önceki yıllarda Futbol Federasyonu seçimlerinde zorbalıklar, tehditler, engellemeler yaşanmadı mı? Son günlerde medyada çokça yer alan olaylar, futbolun yeraltı dünyasıyla ilişkilerini açıklıkla gözler önüne serdi. Süper lige ilişkin kuşkuların, söylentilerin son durağı, emniyetin açıkladığı Sinan Engin – Alaattin Çakıcı telefon görüşmeleri oldu. Çakıcı’nın, kayıtlarda geçen, “Beşiktaş’ın şampiyonluğunda bizim hiç mi payımız yok” sözleri hangi anlama geliyor acaba?
Türkiye’nin Atatürk’ten sonra genellikle iyi yönetilmediği açık. Kötü yönetim tarzları ülkeyi ekonomik çıkmaza sürüklerken, bir yandan da toplumu bozdu. Bu bozuk düzen içinde herkes kendi gemisini kurtarma çabası içinde, herkes kendi başına buyruk. Şimdilerde hak-hukuk, guguk… Adaletin olmadığı yerde, boşluğu kaba kuvvet ve zorbalığın dolduracağı açıktır. Her alanda, yasadışılık, kayıtdışılık, kuralsızlık egemen… İplerimiz başkalarının elinde… Biz kuklalar, saf saf sevinip, boş yere üzülüyoruz.