İki Konu: Gelişmişlikte Türkiye’nin Yeri / ”Taklide Hapis Cezası Geliyor!” Kaynak : 01.03.2013 - Yapı Dergisi - 376 | Yazdır

Gelişmişlikte Türkiye’nin Yeri 

Tuhaf bir dönemden geçiyoruz. Bir yanda ağır iç ve dış politik sorunlar var; öte yanda anormal kentleşme, kentsel dönüşüm çabaları, kentlerin tıkanması, yapılan yanlışların doğal felakete dönüşmesi türünden sorunlar… Kısacası tam bir kargaşa ve çalkantı dönemi.
İçte, ülkeyi yoran çekişmeler ve ciddi sorunlar var: terör, geciken adalet, insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü eksikliği, çarpık demokrasi, gelir adaletsizliği, yolsuzluklar gibi… Dışta ise “komşu ülkelerle sıfır sorun” politikası derken dost komşumuz kalmadı; bölgede savaş rüzgârları esiyor. (1) 
Somut verilere gelince… Ülkelerin, başarılarını (ya da başarısızlıklarını) saptayan araştırmalar, göstergeler var. Uluslararası çeşitli kurumlar ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirlemek üzere yıl boyunca araştırmalar yapıyorlar; sonra da sonuçları raporlar halinde açıklıyorlar. Bu kuruluşlardan biri olan The Legatum Institute, 2012 yılına ilişkin raporunu “2012 Legatum Prosperity Index” adı altında yayımladı. Araştırma dünya nüfusunun yüzde 96’sını, GDP’nin (GSYH) yüzde 99’unu kapsıyor. Varlık ve refah düzeyi konusundaki en gelişmiş araştırma olarak bilinen rapor, ülkeleri yalnızca ekonomilerinin büyüklüğüyle ele almıyor. Araştırmalarda insani gelişmeler, refah, eğitim, sağlık, güvenlik, özgürlük konuları gibi vazgeçilmez çağdaş değerler de göz önünde tutuluyor. 
Ülkemiz ekonomisinin, ulusal gelir boyutuyla dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi konumunda olduğunu biliyoruz. Zaten bu nedenle de G20’ler arasındayız. Bir yandan da, hükümetin 2023 yılı hedefinde, Türkiye’yi dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi haline getirmenin bulunduğu sürekli olarak tekrarlanıyor. Ne var ki ekonomik büyüklük önemli ama herşey demek değil. Bizde GSYH’nın nüfusa dağılımında ve toplumun dirlik düzenlik ve refahını belirleyen bileşenlerde sorunlar görülüyor. 
“Legatum Enstitüsü’nün 142 ülkeyi kapsayan 2012 raporunda ülkeler, refahı sağladığı kabul edilen 8 temel alanda irdeleniyor. Rapora göre Türkiye, yalnızca büyüklükle değil de çeşitli yönleriyle ele alınan Ekonomi’de 74’üncü sıraya düşüyor. Girişimcilik ve Fırsatlar’da 55’inci, Kamu Yönetimi’nde 46’ncı, Eğitim’de 91’inci, Sağlık’ta 58’inci, Güvenlik’te 93’üncü, Kişisel Özgürlük’te 127’nci, Sosyal Sermaye’de 133’üncü. Gruplamada ise, Girişimcilik ve Fırsatlar’da, Yönetim’de, Sağlık’ta “Orta” grupta; Ekonomi’de, Eğitim’de, Güvenlik’te “Alt Orta” grupta, Kişisel Özgürlük ve Sosyal Sermaye’de ise “Alt” grupta yer alıyor.
Raporun bir de genel sıralaması var. Buna göre Türkiye 142 ülke arasında 89’uncu konumda ve Alt Orta grupta; Tacikistan, Gana ve Kırgızistan’ın hemen arkasında, El Salvador ve Nikaragua’nın hemen önünde. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP’nin 2011 yılı İnsani Gelişme Raporu’nda da 187 ülke arasında 92’inci sıradaymışız. Sonuçlar birbirinden pek uzak değil. 
Bu arada genel sıralamada parlak konumdaki ülkelere de bir göz atalım. İskandinav ülkeleri ilk sıraları paylaşıyor: Norveç birinci, Danimarka ikinci, İsveç üçüncü sırada. 12’inci sırada ABD, 13’üncü sırada Birleşik Krallık, 14’üncü sırada Almanya var.

Yine son günlerde, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), “2013 Dünya Basın Özgürlüğü Raporu”nu yayımladı. O rapora göre Türkiye 179 ülke arasında 154’üncü sırada yer aldı. Bir önceki yıla göre 6 sıra gerileyen Türkiye’ye raporda “Yakışıksız Bölgesel Modeller” başlığı altında yer verilmiş. Burada da Finlandiya birinci, Hollanda ikinci, Norveç üçüncü. 2005’te 98’inci sırada olan Türkiye o tarihten beri sıralamada geri gidiyor (2). 
Kısa bir süre sonra UNDP’nin İnsani Gelişme Raporu ile OECD, Dünya Bankası, Freedom House vb. kuruluşların benzer raporları devreye girecek. Durumun o raporlarda da çok farklı olmayacağını geçen yıllardan biliyoruz. 
Görüldüğü gibi ülkemizin durumu hiç de parlak sayılmaz. Karnemiz böyle… Eksikliklerimizi giderip kırık notlarımızı düzeltmemiz gerekiyor.
Bilindiği gibi her şey ekonomiden, ekonomik büyüklükten ve böbürlenmekten ibaret değil. Ülkelerin gelişmişliği, ulusal gelirin hakça paylaşılmasının yanısıra insana verilen değer ve insanların mutluluğuyla yani genel yaşam kalitesiyle de ölçülüyor.   

Notlar
1.D. Hasol, İstanbul Alarm Veriyor, YAPI dergisi 369, Ağustos 2012.
2.iyad.org.tr, İnternet Yayıncıları Derneği haber portalı.

“Taklide Hapis Cezası Geliyor!”

6 Şubat günü Cumhuriyet gazetesinde yukarıdaki başlığı taşıyan bir haber çıktı. Fırat Kozok’un Ankara çıkışlı haberinde şöyle deniyordu: “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün tarafından Bakanlar Kurulu ‘na sunulan Sınai Mülkiyet Yasa Tasarısı ile taklit ürünlere karşı ilk kez hapis cezası geliyor.” Bu yasaya göre, ürünleri taklit edip depolayan ve piyasaya sürenlere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilecek ve yakalanan ürünlere el konulacakmış. Patent, tasarım ve coğrafi işaret ihlallerine ise 1 milyon TL para cezası kesilecekmiş. Bakan ayrıca, özgün tasarım çalışmalarının tescilli koruma altına alınacağını belirtmiş. 
Habere sevindim: Taklit sanayi ürünlerine ceza gelir de mimari tasarım ve sanat ürünlerinin taklidine ceza gelmez mi?
Biliyorsunuz son zamanlarda ülkemizde taklit / kopya mimarlık ürünleri aldı başını gidiyor. Taklit Selimiye Camisi, taklit Süleymaniye, taklit Sultanahmet… Üstelik hepsi de çok kötü taklit. Kimi yöneticiler ve “evet efendim”ci mimarlar, mümkün olabilse, tarihe mal olmuş ünlü mimarlık yapıtlarını neredeyse klonlayacaklar. İktidarın son zamanlardaki geriye dönük, tarihten medet umar tutumu, Osmanlı-Selçuklu tarzı yapı üretilmesini teşvik tutkusu da ufku dar kimi mimarları yüreklendiriyor olmalı. Mimar Koca Sinan ve Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa hayatta değiller diye onların fikrî mirasını, mirasyedi cesaret ve hovardalığıyla hiç sıkılmadan kopyalayıp piyasaya sürenler var. Kopyacılar, öylesine sıkılmıyorlar ki, marifetlerine Mimar Sinan’ın adını vermekten bile çekinmiyorlar. 
Çıkarılacak yasa, Louis Vuitton, Armani, Hermès, Burberry gibi ünlü markaları koruyacak. Peki Sinan’ın, Sedefkâr Mehmet Ağa’nın hakları ne olacak? Onların ürünleri “sınai” değil, “mimari” deyip geçiştirecek miyiz?
Sinan, yattığı yerden doğrulup şöyle bir gürleyiverse… 
Ahh! Ahh!