Taksim’e Kışla (!) Kaynak : 10.03.2013 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Doğan Hasol

Taksim Gezi Parkı’nın yerine yapılması istenen sözde eski Topçu Kışlası için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’ndan onay çıkmış. Neyin onaylandığını anlamak kolay değil, çünkü yapılacak olan şey kışla değil, rant tesisleri, alışveriş merkezi vb… Bir süre önce asıl ilgili İstanbul 2 No.lu Bölge Kurulu İstanbul Belediyesi’nin kışla (!) önerisini reddetmiş ve Taksim Gezi Parkı’nın korunması gerektiğine karar vermişti. İki kurulun verdiği taban tabana zıt kararlar çok şaşırtıcı. Ankara’daki Yüksek Kurul’un kararı, sivil emir-komuta zinciri içinde alınmışa benziyor. 

İlkin 1870’te yapılan Topçu Kışlası, isyanlar ve yangınlardan sonra Sultan Albülmecid döneminde Arap-Hint-Rus mimarilerinden esintili olarak yeniden yapılmış. 1909 yılında 31 Mart ayaklanmasına sahne olan kışla zaman içinde önemini yitirince 1913’te bir özel şirkete satılmış, bugünkü deyişle, özelleştirilmiş. Avlusu futbol ve gösteri sahası haline getirilen kışla 1921-39 arasında Taksim Stadı olarak kullanılmış, 1940’ta da Prost Planı kapsamında Taksim Gezisi düzenlenirken yıkılarak kaldırılmış.  

Taksim Gezisi, ünlü Fransız Şehirci Henri Prost’un 2 No.lu Park projesi kapsamında düzenlenmişti. O proje, Taksim’den Nişantaşı’na, oradan da Dolmabahçe Vadisini de içine alacak şekilde denize kadar kesintisiz uzanan bir yeşil alan yaratıyordu. O yeşilin Taksim-Nişantaşı bölümü 1950’den bu yana, yapılmasına izin verilen yapılarla parça parça kemirildi. Şimdi yapılması gündeme gelen bina ise Taksim Gezisi’ni tümüyle yok edecek son darbeyi oluşturuyor. 

Dönelim yapılmak istenen kışla’ya… Bir tiyatro dekoru gibi olacak sözde tarihi cephenin arkasına başka işlevler yerleştirilecekmiş. Böyle bir mimarlık anlayışı olamaz: İçi başka, dışı başka… Bunu bir yazımda, “bülbül ötüşlü kanarya” örneğine benzetmiştim. Burada da “kışla görünüşlü AVM” söz konusu. Kışla cephelerinin yeniden ihya edileceği söylemi bir bahane gibi görünüyor. Böyle bir gerekçe mimarlık kültürü bakımından hiç makul değil. Doğru bir mimarlık uygulaması için önce ihtiyaçlar ve gerekli işlevler belirlenir, mimari tasarım ona göre oluşturulur, yapılar ona göre ve tutarlı bir mimarlık anlayışı içinde gerçekleştirilir. Kışla görünümünde bir kılıf yapıp işlevleri onun içine tıkıştırmak mimaride doğru bir yol değildir.

 

 

Öte yandan o dekor-cepheleri yeniden yapmak için elde yeterli veri bile yok; elde olan yalnızca birkaç cephe fotoğrafı… Bu denli az bilgi ve belgeyle hangi mimar bu yapımı nasıl gerçekleştirebilecek?

Görüldüğü gibi, içi başka dışı başka, kışla görünüşlü bir yapı fikri hiç tutarlı değil. Amaç kısaca, yeşil alana yapılacak rant tesisleri için tarihi yeniden yaratmak bahanesinin arkasına sığınmak gibi görünüyor. İronik olarak zaman zaman yinelediğim bir “yeşil alan” tanımı vardır: “Bizde yeşil alan ileride üzerine gökdelen dikmek üzere saklanan arazidir” derim. Şimdi o tanımda “gökdelen”in yanına “kışla görünüşlü AVM”yi de eklemek gerekecek. Zaten bugüne kadar o yolda pek çok örnek gerçekleşmedi değil. Rant hırsı uğruna İstanbul ne yazık ki yeşil alan yoksulu haline getirildi. 

ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) Türkiye Milli Komitesi, Yüksek Kurul’un onay kararından hemen sonra tutarlı bir basın bildirisi yayımladı. Çok kısaca özetlersek;

“1. Taksim Gezi Parkı tarihsel mimari önemi bağlamında İstanbul’un en önemli ve korunmaya değer varlıklarından biridir. Düzenlenip korunmalıdır. 
2. Kışlanın dış replikasını yapmak için bile gerekli ayrıntılı bilgi ve belge yoktur. Yeniden yapımı tarihsel korumacılık ilkeleri açısından, Taksim de bir “Disneyland” inşa etmekten daha anlamlı ve ciddi bir sonuç vermeyecektir.” 
Bildiri şöyle son buluyor:  “Sakıncaları Türkiye kamuoyuna duyurmayı, çalışma alanımızın etik ve teknik ilkelerine aykırı bu gelişmeye karşı durmamızın bir tarihsel zorunluluk oluşundan ötürü gerekli görmekteyiz.”

Ayrıca, Gezi Parkı’nın yerine kışla yapılmaması için 70 binin üzerinde imza toplandığı söyleniyor, ama kamuoyunu dinleyen, kentin sorunlarını demokrasi kuralları içinde kentlilerle paylaşan kim?.. Bir hatırlatma daha yapalım: Bir önceki Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay bir gazete röportajında şöyle diyordu: “İstanbul’da aradığımız şey yeşil alan. Sivilleşirken niye kışla yapıyoruz?” Doğru söze ne denir… Soru haklı, ama bugün başta İstanbul olmak üzere pek çok kentimizdeki uygulamalara bilimsel yöntemler ve uzmanlıklar değil,  mimar olarak bir türlü aklımızın almadığı dayatmalar egemen. 

Son söz: İstanbul’a yazık oluyor!