İnönü Stadı Yıkılamaz (2) Kaynak : 23.04.2009 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

 

İki hafta önceki yazımın başlığı, “İnönü Stadı Yıkılamaz”dı. Yayımlanmasının ardından olumlu-olumsuz birçok görüş geldi. Bunların kulüpçülük bakışıyla yazılmış olanlarını dikkate almıyorum; çünkü benim yazdıklarım “kulüpçülük” tutkusunun çok ötesinde. Gelen görüşlerin çoğu yazdıklarımı destekler nitelikte; özellikle de Nejat Yavaşoğulları ve Mimarlık Vakfı Başkanı Yaşar Marulyalı gibi saygın mimarlardan gelenler…

Önceki yazımı okumamış olanlar için ana görüşü yineliyorum: İnönü Stadı yıkılamaz, çünkü o stat Cumhuriyetimizin erken döneminin simgesel mimarlık yapıtlarından biridir ve üzerinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun koruma kararı vardır. Bu nedenle, yıkılamaz da büyütülemez de…

Son zamanlarda Cumhuriyetimizin onuru olan pek çok kurum ve kuruluşu yok ettiğimiz gibi, Cumhuriyet mimarlığını da yok etme hoyratlığı içinde olduğumuzu gösterir somut örnekler var. Yalnızca Selçuk ve Osmanlı’dan kalanlara sahip çıkıp onları korurken, Cumhuriyet’in özgün yapıtlarının yıkılmasına göz yumulmasına ne demeli? Unutulmamalı ki, Selçuk da bizim, Osmanlı da, onların öncesi de Cumhuriyet de bizim… Yenisiyle, eskisiyle bu topraklardaki bütün mimarlık yapıtları bizim… Bunları yok etmekte sakınca görmemek akıl, mantık, görgü ve çağdaşlıkla bağdaşmaz.

Geçtiğimiz hafta içinde TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın, büyütülmesi istenen İnönü Stadı konusunda kulüp yetkililerini uyardığına ilişkin bir haber basında yer aldı. Sayın Toptan konuyla ilgilenmekte haklı, çünkü stadın alanını veren Dolmabahçe Sarayı, TBMM’ye bağlı. Saray, hemen arkasına, eski hasahırların yerine yapılan stadın etkileme alanı içinde. Stadın en azından bu haliyle korunması İstanbul’un o noktası için olduğu kadar Dolmabahçe Sarayı için de yaşamsal önemde.

Meclis Başkanı, habere göre, Dolmabahçe Sarayı’nın bodrumunu havalandıran tünellerin zarar görebileceği kaygısını dile getirmiş ve vaktiyle arkadaki otelin yapımı sırasında tünellerin takınmasının saraya büyük zarar verdiğini belirtmiş. Önder Yılmaz’ın Milliyet’teki haberine göre sözlerine şunları eklemiş:


 
Dolmabahçe Sarayı’nın bulunduğu yer bataklıktı. Saray yapılırken, buranın kurutulması ve rutubet olmaması için çevreye doğru kilometrelerce uzunluğunda tüneller yapıldı. Geçtiğimiz yıllarda bir otel yapılırken, inşaat atıkları tünelleri kapatınca Dolmabahçe’de rutubetlenme başladı. Tüneller temizlenerek tarihi sarayın zarar görmesi engellendi. Şimdi aynı durumu yaşamak istemiyoruz.

Başkan’ın bu tepkisi haklı, ancak yeterli değil. Sorun yalnızca havalandırma tünelleriyle bitmiyor. Çok kısa bir süre önce Harbiye’de yapılmakta olan yeni kongre merkezi inşaatına ilişkin çalışmaların Harbiye Orduevi’nin kimi bölümlerinde hasar oluşturduğu biliniyor. Ne var ki bütün bunlar teknik sorunlardır ve bir şekilde aşılabilir; ancak geleceğe bırakacağımız kültür ve mimarlık değerlerimizin yitirilmesindeki kayıplar giderilemez. Sayın Başkan’ın asıl bu bakış açısıyla konuya eğilmesi gerektiğini ve şu anda belediyenin açtığı yol tünelleriyle zaten delik deşik edilmiş durumdaki Dolmabahçe çevresinin daha çok tahrip edilmesinin önlenmesi gerekir.

TBMM Başkanının konuyu, kültürel değerlerin tümünün, sarayın da stadın da korunması bağlamında dikkate almasının çok daha tutarlı olacağını belirtmek isterim. Mimari koruma yalnızca korunacak yapıları ayakta tutmaktan ibaret de değildir. O yapılar çevreleriyle birlikte, ölçekleri ve çevre dokuları korunarak yaşatılmalıdır. Bu sav doğal olarak Dolmabahçe Sarayı için de geçerlidir. Aksi durumda, çevresi yoğun, büyük, yüksek yapılarla doldurulan korunması gerekli bir yapı, özellikle de tarihi bir saray korunmuş sayılamaz.

Sevgili Dost Attila Gökçe’ye…

İnönü Stadı fazlalıklarından arındırılır ve güçlendirilerek özgün halinde korunur. Beşiktaş için de İstanbul’un elverişli bir yerinde çağdaş, görkemli bir stat yapılır. Hattâ bu iş gerekirse devlet ya da belediye desteğiyle gerçekleştirilir. Kanımca doğrusu budur.